Fikrimin İnce Gülü, 10 Mart 2001
Zeki Erkut

KEMAL DERVİŞ’İN ÇIKMAZI

Meramımızı bir fıkrayla anlatalım.

Rivayet edilir ki balonla devr-i alem yapan bir kişi yolunu şaşırır, az gider uz gider ve sonunda aşağıda gezinen bir kişi görür. Balonu aşağıya yönlendirir, ta ki adama sesini duyuruncaya dek. Sonunda başarır ve aşağıya seslenir:

-Hey, sen aşağıdaki, ben neredeyim?

Aşağıdaki balondan gelen sese yanıt verir:

-Yerden 30 metre yükseklikte ve bir balonun içindesin, der.

Balondaki yine aşağıya ses verir:

- Sen iktisatçı mısın?

Aşağıdaki derin hayretler içinde “evet” der, “nereden anladınız?”

Balondaki şahıs kısa ve net konuşur:

-Söylediklerin doğru ama bir işe yaramaz.

Bu fıkra iktisatçıların arasında sıkça tekrarlanır.

Bu fıkrayı durup durduğumuz yerde niye mi anlattık?

Şundan anlattık: Türkiye’nin geçirdiği son ekonomik çöküntüden sonra Amerika’dan, Dünya Bankası’ndan kurtarıcı diye getirilen Kemal Derviş var ya, işte o Kemal Derviş, kurtuluş yolu diye bazı görüşler ortaya koydu.

Adam iktisatçı ya, ortaya koyduğu ekonomik görüşler yanlış değil. Hatta, ekonomiden biraz anlayanların bile öyle bir çöküntü için önerebileceği bir görüşler manzumesi.

Özelleştirme diyor, tasarruf diyor, fona alınan bankaların tasfiyesi diyor, dış borçlanma diyor, faizlerin aşağıya çekilmesi diyor da diyor...

Fıkra malum! Bunlar doğru da bir işe yarayabilecek mi?

Dileriz Kemal Derviş’in kurtuluş için önerdikleri bir işe yarar da Türkiye ekonomik açıdan düzlüğe çıkar.

Ama bir ekonomist olarak Kemal Derviş’in “politika” diye bir çıkmazı vardır. Herşey yolunda gitse bile bir an gelir ve ekonomi politikaya yenik düşer.

Bu ikisi birbirini öyle etkilerler ki aradaki ilişkiyi görmezden geldiniz ya da atladınız mıydı, vay halinize!

Milli Güvenlik Konseyi’nde Sezer-Ecevit kavgasının sonucu ekonomi-politika ilişkisini en çarpıcı şekilde gözler önüne sermedi miydi? Ecevit daha konuşmasını bitirmeden yabancı sermaye pılısını pırtısını toplayıp nasıl da gitmişti? Borsa bir saat içinde nasıl da tepetakla olmuştu? Halk Bankası ve Ziraat Bankası nasıl likidite zorluğu yaşamıştı? Dövizler nasıl fırlamış, gecelik faiz oranı nasıl % 7000’e fırlamıştı? Ve politikanın yol açtığı bunalın basıl da bir gecede ülke halkını %30 yoksullaştırmıştı?

Politika, ekonomiyi öyle vurur işte. Ne kural tanır ve plan ve ne de program. Siler süpürür. Yakar yıkar!

Kemal Derviş’in çıkmazı da işte buradadır. Daha doğrusu tam burada değil. Diyelim ki koalisyon hükümeti ulusal programın arkasında olsun, Ankara’nın bürokratları Kemal Derviş’in kuyusunu kazmıyor olsun, derin devlet işleri bir süre askıya alsın ve her şey ekonominin evrensel kuralları içinde sürüyor olsun. Bunlar başarının garantisi olur mu?

Olmaz.

Neden olmazı Türkiye’nin Kasım ayında yaşadığı mini ekonomik depreminde gördük.

Zülfü Livaneli de Sabah gazetesinde bu konuya hafifçe değiniyor ve üç aşağı-beş yukarı şöyle diyordu : “Herşey yolunda giderken Türkiye, Denktaş’ın toplumlararası dolaylı görüşmelere katılmayacağı şeklindeki açıklamasına destek verdi, ne olduysa bu aşamada oldu ve hem dış yardımlar kesildi hem de yabancı sermaye Türkiye’yi terketti”

İşte, Kemal Derviş’in çıkmazı tam da bu noktadadır.

Bu görüşe ister katılın, ister katılmayın. Ama ne olur ne olmaz diye bir yere de not düşün: Kıbrıs sorunu ve Denktaş, Türkiye’nin gelişmesi önünde bir engeldir. Ekonomide herşey yolunda gidiyor görünse bile bu yanıltıcıdır. Türkiye’ye yön veren, onu finansal kaynaklarından yararlandıran ya da AB ailesine hazırlayan ülkeler ve uluslararası kuruluşlar, Türkiye’nin Kıbrıs politikasına, daha doğrusu Denktaş’ın Türkiye’yi ikna ettiği statükocu çözümlere sıcak bakmıyor.

Kemal Derviş’in bu sorunu nasıl aşacağına ilişkin en küçük bir ipucu bile göremiyoruz. Dileyelim ki İsmail Cem’le yaptığı görüşmede Kemal Derviş, Türkiye’nin dış politikadaki çıkmazının Kıbrıs sorunundan kaynaklandığını ve bunun da ekonomideki muhtemel başarısına köstek olacağını anlamıştır.


Zeki Erkut|Ana Sayfa