Fikrimin İnce Gülü, 19 Mart 2001
Zeki Erkut
KIBRIS PARMAĞI
Denktaş ve diğer şükrancı güruhun neden feryat-figan miting alanlarına doluştuğu, neden yüzlerinden düşenin bin parça olduğu yavaş yavaş ortaya çıkıyor. Hani derler ya, takke düştü-kel göründü. O misal işte!
Kıbrıs sorunun, Denktaş ve ona arka çıkan şahinlerin elbirliği ile nelere mal olduğu çok kez yazıldı, çok kez söylendi.
“Kıbrıs sorunu Türkiye’nin sırtında bir kamburdur, bu sorun halledilmeden Türkiye düzlüğe çıkamayacaktır” diyenlerin dilinde tüy bitti. Ama her defasında “vatan-millet-bayrak” ya da “Anavatan-yavruvatan” hamasetiyle bu gerçekler ya göz ardı edildi ya da bile bile bıçağa yumruk atıldı.
Bırakın daha eskileri son günlere dönelim.
Daha önce de yazmış olduğumuz gibi Türkiye’de Kasım ayında yaşanan mali krizin arkasında Kıbrıs vardı. Denktaş, “KKTC olarak varlığımız kabul edilmeden toplumlararası dolaylı görüşmelere katılmayacağım” dedikten sonra Ankara’nın da “Biz Denktaş’ın arkasındayız, kararını destekliyoruz” şeklinde demeç vermesiyle yabancı sermaye bir günde Türkiye’yi terketmiş ve bir kriz yaşanmıştı. Bu kriz, son yaşanılan krize kıyasla daha küçük boyutluydu. Çeşitli ekonomik-finansal analizlerle sorunun nedenleri anlatılmış ama asıl neden hayli sonra ve satır aralarında dile getirilmişti. Zülfü Livaneli bu noktaya parmak basan ender gazetecilerden biri olmuştu.
Çok değil, 28 Şubat’ı şöyle bir hatırlayalım. Neler olmuştu? Bugün yaşadığımız derin ekonomik kriz nasıl doğmuştu? İlk akla gelen Ecevit’in MGK toplantısından çıkıp o talihsiz konuşmayı yapmasıydı. Bir de akıllarda kalan iki büyük kamu bankasının yani Ziraat ile Emlak Bankasının likit sıkıntısı içine düşmesi ve bunun arkasından Merkez Bankası’nın bu iki bankanın imdadına koşmasıydı.
Zaten hemen arkasından dizginler boşanırcasına kriz geldi ve vurdu.
İki kamu bankasının likit sıkıntısı içine düşmesi ilk bakışta olağan bir finansal espri gibi algılandı. Daha doğrusu olayın perde arkası gizlendi. Sabah gazetesi yazarı Çetin Altan yazmasaydı belki de en büyük neden karanlıkta kalacaktı.
Çetin Altan, 17 Mart tarihli Sabah’ta şöyle yazıyor: “Kuzey Kıbrıs’a yapılan yardımların doğrudan doğruya bütçeden değil de, Ziraat Bankası aracılığı ile yapıldığını ve bu bankanın biraz da bu yüzden zora düştüğünü daha yeni öğrendik ekonomistlerden. Ekonomistlerin bilip de söylemediği ve bizim de hiç mi hiç bilemediğimiz kimbilir daha neler var batık Türk ekonomisinde?”
Çetin Altan yazmasaydı, Ziraat bankasının içine düştüğü likit sıkıntısı ve arkasından da patlayan krizin Kıbrıs’la bağlantısını biz de öğrenemeyecektik.
İyi ki yazdı da kör gözlere parmağını soktu.
Gerçekte Türkiye, Kıbrıs’a her türlü parasal katkı ve yardımı yapıyor: Memur maaşlarının ödenmesinden, mudi taksitlerine, altyapı yatırımlarından imam maaşlarına kadar haramadığı para yok.
Diyeceksiniz ki “madem ki etkin ve fiili garantördür, madem ki tek bir Kıbrıslı Türk kalmasa da adada hayati çıkarları vardır, madem ki anavatan-yavruvatan edebiyatı vardır bu bedeli ödeyecektir”.
Doğrudur. Ödemektedir ve ödeyecektir de. Madem ki Kıbrıs Türk toplumunun özgür iradesi ve çıkarları değil de Denktaş’ın ve bir avuç haram yiyicinin çıkarları doğrultusunda harket etmekte inat ediliyor, ödenen bedel az bile!
Ne var ki maymunun da gözü artık açılıyor. Denktaş hayranı işadamları, aydınlar ve diğer yazar-çizer takımı dışında milyonlarca insan artık eskisi gibi düşünmüyor. Kıbrıs sorununda Denktaş-Ecevit ve diğer şahinlerin gösterdiği inat yüzünden ne hallere düştüğünü ve ne ağır bedeller ödediğini artık yüksek sesle dile getiriyor.
Nitekim ekmeğini alınteriyle kazanan, vergisini tıkır tıkır ödeyen, geceleri aç yatan milyonlarca Anadolu insanı biz Kıbrıslıları üretimden kopuk, tembel, sık sık Ankara’ya avuç açan asalaklar olarak gördüklerini söylemiyorlar mı? Biz bunu hak etmedik aslında. Çünkü ne tembeliz, ne asalak! Bıraksalar üretim de yaparız, ürettiğimizin kalitesiyle de rakiplere kafa tutarız.
Ama bırakmıyorlar. İstemiyorlar. Ürettiğimizi almıyorlar. Öyle olunca da biz milyonlarca Anadolu insanının gözünde tembel ve aslak oluyoruz.
Kendi açılarından haksız da sayılmazlar hani.
Eğitimden kes, Kıbrıslıya ver!
Tarımdaki sübvansiyonu kaldır, Kıbrıslıya ver!
Alt yapı hizmetlerini askıya al, Kıbrıslıya ver!
Depremzadeyi çadırda barındır, Kıbrıslıya ver!
Vergiyi topla, Kıbrıslıya var!
Eee, taş olsa isyan bayrağını açmaz da ne yapar?
Evet, Kıbrıs sorununun sürüncemede bırakılması ve Kıbrıs Türk toplumunun AB sürecine sokulmaması hem Türkiye halkına hem de toplumumuza ağır bedeller ödetiyor.
Bu gerçek kabul edilip gereken adımlar ivedilikle yapılmazsa, ödenecek bedellerin daha da ağır olacağını peşinen söylemekte sakınca yoktur sanıyoruz.