Fikrimin İnce Gülü, 21 Mart 2001
Zeki Erkut
KONSEY
Ekonomik ve Sosyal Konsey bir kez daha toplanıyor. Çoğu kez olduğu gibi bu kez de DPÖ ya da hükümet, zevahiri kurtarmak için ve toplantıdan 2-3 gün önce sivil toplum örgütlerine ve üniversitelere v.s çağrıda bulunarak “aman gelin, görüş belirtin” dedi.
Konu da güncel ve son derece iddialı. “KKTC’de sosyo-ekonomik sorunların ve yaşanan mali krizlerin önlenmesi için genel ve sektörel açıdan var olan temel sorunları ortaya koyarak çözüm bulmak”!
Vay vay vay.... Amma da ağırlığı olan laflar ha!
Öyle de niye 2-3 gün önce haber verilip “gelin” deniliyor?
Ortada herhangi bir taslak yok. Daha doğrusu 2001 yılı için bir taslak hazırlanmıştı ama Türkiye’de yaşanan ve bizi de derinden etkileyen krizden sonra o taslağın hükmü kalmadığından “dikkate almayın” denmiş. . Madem yeni bir durum vardır, hiç değilse millete “somut koşulların somut tahlilini” yapacak kadar zaman tanınsaydı.
Olmadı, alelacele toplantı yapıp zevahiri kurtaracaklar. Çünkü bu toplantılar, ihtiyaçtan değil, yasada yer aldığı için yapılmaktadır. Öyle olunca da eş-dostun çalakalem birşeyler karalayıp konseye katılması artık çok olağan hale geldi.
Bu, işin bir boyutu. Diğer boyutu daha yürekler acısı.
Ekonomi ne zaman sıkışsa, ne zaman bir kriz yaşansa ya Denktaş, ya da hükümetin başı böylesi toplantılar düzenler. Bazan adına “ekonomik zirve” derler bazan “beyin fırtınası”. Ama sonuçta onca emek, onca çaba, onca öneri kulakardı edilir,çöpe atılır. Bir süre sonra mutad çember yine döner. Bankalar krizinden sonra Denktaş gruplar halinde insanlarımıza Dome Hotel’de “beyin fırtınası” yaptırmıştı da ne oldu? Ayni hamam, ayni tas’
Ne toplantıların sonu gelir, ne de ekonomik sorunlara çözüm bulunur. Sanki birileri ekonomik sorunların çözümlenmesini istemezmiş gibi. Toplum hep ekonomik sıkıntı içinde olsun, hükümet hep Ankara’ya avuç açsın ve birileri gün yirmidört saat şükran edebiyatı yapsın. Her kriz çıktığında toplumun önüne bir “paket” atılıyor ya da bir “zirve” zırvası çıkarılıyor ve millet günlerce meşgul ediliyor.
Oysa topu topu 50 bin aile ya da 200 bin kişiyiz. 50 bin aile insanlık onuruna yaraşır bir şekilde refaha kavuşturulmaz mı? Neyimiz eksik? Beyin gücümüz mü? Plansızlık mı? İşgücü mü? Sermaye birikimi mi? Ha, neyimiz eksik?
Açıkçası istemiyorlar. Dünyadan izole edilmiş, ezici çoğunluğu yokluk ve yoksulluk içinde yaşayan ve sürekli Ankara’ya muhtaç tutulan bir toplum herhalde işlerine daha fazla geliyor.
Konsey toplantısını bu açıdan ele aldığımız zaman, yine havanda su dövmek gibi birşey olacak. Yine eş-dost bildiri okuyacak, yine iki-üç örgüt kendi sorunlarını güya memleketin sorunlarıymış gibi dile getirecek ve yine iki-üç örgüt saf saf makro ekonomik düzeydeki temel sorunlara ilişkin görüş ve önerilerini hazırlayıp umutla bunların hiç değilse bir kısmıın hayata geçtirilmesini bekleyecek.
Yine hiçbirşey olmayacak. Çünkü ne politikanın ne de ekonominin dizginleri Kıbrıslı Türklerin elindedir. Siz toplum koşullarına uygun , en iyi ekonomik plan ve programı yapın, ertesi gün Ankara’dan gelen bir memur bunu çöpe atar ve size “işte sizin için hazırladığımız ekonomik refah paketi” der ve gider. Siz de, hayal kırıklığı içinde yaptığınız çalışmalarla başbaşa kalırsınız.
Bu hep böyle olmuştur ve siyasi irade Kıbrıslı Türklerin eline geçmediği sürece hep böyle olacaktır. O nedenle bu ekonomik ve sosyal konsey toplantısı da doğmadan ölmüş bir çocuk gibidir. Bu konsey toplantısına bu gözle bakmak mümkündür.
Ha...Hükümet mali krizi aşmak ve sosyo-ekonomik sorunlara çözüm bulmak gibi büyük hedefler mi önüne koydu? O halde unutmasınlar ki, büyük hedefler gözetilirken küçük gibi görünen kimi sorunları da işin başında çözümlemek gerekir.
Siz, mudi ödemeleriyle ilgili açıklamış olduğunuz planı bile uygulayamıyorsunuz.
Siz, Peyak mudileriyle ilgili tek bir adım atmış değilsiniz.
Siz, yerel bankalardaki mevudatlara bile sahip çıkacak güvenceyi veremiyorsunuz.
Para basamazsınız, enflasyona karşı önlem alamazsınız, kur ayarlayamazsınız, bunca yıldır vergi adaletini gerçekleştiremediniz, kayıt dışı işçiyi denetim altına alamadınız, kayıt dışı ekonomiyi vergilendiremediniz.
Durum böyle olunca daha iddialı hedefler için hayal kurmak neyinize?
Bunca insanı bir yere kapatıp “hadi konuşun” demek niye?