Fikrimin İnce Gülü, 29 Mart 2001
Zeki Erkut

POLİTİKA BU MU?

Hem Türkiye’de hem de Kıbrıs’ta politikanın iflasına doğru hızlı bir gidiş var. Her geçen gün geniş halk kitlelerinin politikaya ve politikacılara karşı güvensizliğinin arttığını görüyoruz. Meclis, iş yapmaz vekillerin doluştuğu bir kurum çoğu insanın gözünde.

Kamuoyu araştırmaları bu gerçeği defalarca gözler önüne serdi.

Politika yapmak için parti kuranları tanıdık. Bir hırs, bir inat ya da bir menfaat uğruna parti değiştirenleri tanıdık. Seçim kampanyaları sırasında birbirlerini kazıklayarak ya da diğerinin sırtına basarak kapağı meclise atanları tanıdık. Mecliste namusu ve şerefi için and içip fezlekesini alan ama namusu ve şerefiyle tek bir icraat yapmayanları tanıdık. Dört ya da beş yıllık milletvekilliği süresince ağzını bir tek defa açıp milletin tek bir sorununu dahi dile getirmeyen, tek bir yasa tasarısına bile iki paralık katkıda bulunmayan nicelerini tanıdık.

Politikacı dendi mi yalan akla geliyor.

Politika dendi mi çamur ve çirkef akla geliyor.

Meclis dendi mi bal yapmaz arı akla geliyor.

Evet, ne yazık ki son yıllarda politikanın da politikacının da ayağa düştüğüne tanık oluyoruz.

Oysa politika hep böyle değildi. Bu kadar ayağa düşmemiş, bu kadar utanç verici bir duruma düşmemişti.

Ne Türkiye’de ve ne de Kıbrıs’ta.

Ama gelin görün ki hem Türkiye’de hem de Kıbrıs’ta politika artık halkın ilgi odağı olmaktan çıkarıldı. Milletvekilleri artık güven vermeyen, halkı yararına birşey yapmayan, yalan söyleyen, birbirleriyle didişmekten halkın ihtiyaçlarına çözüm getiremeyen kişiler oldu çıktı.

Hem Türkiye’de ve ne yazık ki hem de Kıbrıs’ta!

Neden böyle ve neler oluyor aslında muamma değil.

Dünya değişti bir kere. İnsanların hem ihtiyaçları arttı hem de çeşitlendi. İnsanlar, globalleşen dünyaya gözlerini çevirdi, yenilikleri gördü, bir yerlerde refah toplumları olduğunu öğrendi.

İnsanların yaşamdan beklentileri arttı. Artık “bir lokma-bir hırka” edebiyatıyla çağdaş dünyaya ayak uyduramayacağını anladı.

Peki bunları kim ve nasıl yapcak? Hangi yasalarla, hangi hukukla hangi ekonomik düzenle?

İnsanlar artık bunları sorguluyor. Sorguluyor ve ister istemez gözler önünde olan politikacılara bakıyor. Meclise gözlerini dikiyor, meclis çalışmalarını gözetliyor. Görüyor ki ilkel bir didişme ortamı var. Meclis, çözüm üreten bir kurum olmaktan çıkarılmış, meclis salonunda kanlı-bıçaklı, meclis dışında can-ciğer kuzu dolması milletvekillerinin arasıra uğradığı bir kurum haline getirilmiş.

Sonra derin bir hayal kırıklığı ile yıkılıyor.

Politikaya ve politikacıların, toplumların ve bireylerin en temel hak ya da ihtiyaçlarına ne kadar yabancılaştığını hayretler içinde görüyor.

Oysa ne umutlarla ve ne çabalarla kendisini temsil etmek üzere birilerini seçip oraya göndermiş!

Bu gidiş iyi bir gidiş değil kuşkusuz. Milletvekilliğinin bu kadar ayağa düşmesi, hele ve hele meclisin bu denli itibar yitirmesi hayra alamet değil. Demokrasinin bir göstergesi olan meclisin ve buna bağlı olarak milletvekilliğinin itibar yitirmesi, halkın ilgi odağından çıkması ve hele “çözüm üretmiyorlar”, “sorunlarımıza çözüm getirmiyorlar” şeklinde düşünüp de sırtını dönmesi, eninde sonunda siyasi kaosa yol açar ve emin olunuz ki kendini meclis yerine koymak isteyen ya da meclisin üstünde görev yüklenmek isteyen diktatörlere altın yaldızlı davetiye çıkarır.

Tarih pek çok kez kanıtlamıştır ki çaresizlik içine itilen halk, demokrasiye ve demokratik kurum ve kuruluşlara sırtını çevirip diktatörlüklere alkış tutmuştur.

Yine tarih pek çok kez kanıtlamıştır ki, diktatörlüklere alkış tutan halk, bu kez ondan kurtulmak için çok daha ağır bedeller ödemek zorunda bırakılmıştır.

Ne yazık ki Türkiye’de de Kıbrıs’ta da politikayı kilitlemek için bilerek ya da bilmeyerek çaba gösterenler vardır.

Meclis içinde ve meclis dışında.

Demokrasiyi bir yaşam biçimi haline getiren halklar elbette ki diktatörlükleri istemiyor ama politikacılar da politikanın önünü açıp halkın beklentilerini boşa çıkarmamak gibi bir görevle karşı karşıyadırlar.


Zeki Erkut|Ana Sayfa