Fikrimin İnce Gülü, 16 Nisan 2001
Zeki Erkut
BENİM DÜŞÜNEN İNSANLARIM
Haydi benim düşünen insanlarım, düşünce üretmenin tam zamanıdır.
Hiç zaman kaybetmeden ve hemen!
Hani ne diyorduk, “düşün! hemen, şimdi”!
Düşün ki sana, “düşünüyorsun o halde varsın” diyebilsinler.
Evet, zaman kaybetmeden, insanımızın sabrı tükenmeden ve bu güzelim ülkeden göçüp gitmeden düşünce üretelim.
Ama bunu yaprken de lütfen ama lütfen dolambaçlı yollara başvurmadan, yani sol kulağımızı sağ elimizle göstermeden yapalım.
Olanca sadeliği, olanca yalınlığı ile..
Düşünce üretimine örneğin, AB-Kıbrıs ekseni çerçevesinde başlayalım. Çünkü, Kıbrıs’ın AB’ne üyeliği gündeme geldiğinden bu yana konu tartışılıyor.
Kör’ün fili tanımlaması gibi herkes işi bir tarafından ele alıyor ve bazan çıkarı neredeyse onu savunuyor bazan gönlünde yatanı dile getiriyor. Bu ise müthiş bir kafa bulanıklığına yol açıyor. Herkes herşeyi biliyorum, anladım diyorsa bile ben, ayni rahatlıkla ya da ayni bilgelikle “anladım ve biliyorum” diyemiyorum.
Kusuruma bakmayın. Kafamda çok ama çok soru var.
Örneğin bu yılın sonuna kadar AB, Kıbrıs Rum kesimine kapıyı aralayacak mı?
Bu sorunun yanıtı “evet” ise, arkasından gelecek soru şu olacaktır:
-AB, iki toplumun arasında var olan sorunun çözülmesini beklemeden sadece Rum tarafını AB’ne alabilir mi?
Diyelim ki almayı aklına koydu. Zaten AB’den gelen açıklamalar da bu yönde. Biz, benimseyelim ya da benimsemeyelim, AB, Denktaş’ın ya da Ankara’nın gönlü olup da uzlaşmaya yaklaşmasını beklemeden bu günde dek attığı adımları daha ileri boyutlara taşıyacağa benziyor. Bu takdirde Rum yönetimi “tüm Kıbrıs” adına AB üyesi olmayacak mı? Yasallığını tartışmıyoruz ama kağıt üstünde dahi olsa “tüm Kıbrıs” adına hareket etme olanağına kavuşması halinde biz Kuzey’dekilerle daha Kuzeydeki Türkiye’nin tavrı-tepkisi-yaklaşımı ne olacaktır?
Türkiye’nin tavrı “ben de Kuzey’le entegrasyonu tamamlıyorum” diyebilir mi?
Bunu yapmak gelişen dünya konjönktürüne uygun düşmezse, bu takdirde, “AB üyesi bir ülkenin toprağını işgal etmiş konuma” düşmeyecek mi? Bu, Türkiye’yi yeni bir sıkıntıya sürüklemeyecek mi?
Biz Kıbrıslı Türklerin hatırı sayılır bir kısmı, Rum yönetiminin AB’ne üyeliğiyle yaratılacak fırsatlardan yararlanmaya kalkışabilir mi? Bu takdirde Denktaş’ın ya da Ankara’nın tezleri fiyaskoya yakın bir noktaya düşmez mi?
Bu senaryoları geçelim ve diğer yaklaşımlara bir göz atalım.
Denktaş, sağ-siyasi çevreler ve kandırılmış insanlarımız diyor ki “çözüm olmadan AB’ye girersek mahvolacağız, tükeneceğiz”.
Tamam da, çözüm nerede? Belli olmuştur ki Kıbrıs sorununa taraf olan Batılı çevreler Denktaş ve Ankara’nın “Konfederasyon” formülüne sıcak bakmıyor. Başka bir deyişle bu formülle çözüm olasılığı yok. Hem de hiç yok.
Biz “çözüm, ondan sonra AB üyeliği” diye diretirsek, AB, Rum tarafı ve dünya’nın “konfederasyon”u benimsemesini mi bekleyeceğiz yoksa Ankara ve Denktaş’ın konfederasyondan vazgeçip dünyanın benimsediği federasyon tezine yaklaşmasını mı gözeteceğiz? Başka çözüm yolu var mıdır?
Gelelim diğer bir tartışılan konuya. Yine benzer çevreler ne diyor? “Türkiye AB’ne girmeden biz Kıbrıs Türkleri girersek, Rum bizi hap gibi yutacak”
Ona da Nasreddin Hoca gibi “sen de haklısın” diyoruz. Ama şu var: Türkiye’nin en yetkili ağızları diyor ki “biz 2015 hatta 2020 yılına bile hazır olamayız”
Yaşanılan son ekonomik krize ve hapishanelerden çıkan cesetlere baktığımız zaman 2020 yılının da hayal olduğu kanısına varırız.
Yani Türkiye ile beraber AB üyeliği için söylenecek tek söz, “ölme eşşeğim ölme” dir.
O zamana kadar Kıbrıslı Türkler için ne öneriliyor?
Nasıl hayatta kalsın? Ne yesin, ne içsin? Göç yollarına düşmemek için ne yapsın?
Görüyorsunuz ki AB denince akla çok sayıda soru geliyor. Birbirimize öfkelenmeden, hamaset nutuklarına sarılmadan ve konuyu sadece bir tarafından değil, bütünlüğü içinde alıp değerlendirsek fena mı etmiş oluruz? . Ama değerlendirmelerimiz lütfen herkesin anlayabileceği yalınlıkta yapalım olmaz mı?
Haydi benim düşünen insanlarım! Göster kendini!
Düşünce üretmenin tam zamanıdır.