Fikrimin İnce Gülü, 17 Nisan 2001
Zeki Erkut
KİMİ DİNLEYECEK?
Türkiye Dışişleri Bakanı İsmail Cem bir kez daha aramızda. Hoşgelmişler, sefa getirmişler. Koskoca dünyada yalnızlığımızı, izole edilmişliğimizi kısa süre dahi olsa unutturan bu tür ziyaretler de olmasa, kendimizi çok yalnız hissedeceğiz.
Neyse ki Cem gibi arada bir kapımızı çalanlar oluyor.
Cem’in bu seferki ziyaretine bir anlam vermek gerçekten zor. Biz sanıyorduk ki Kemal Derviş’in ekonomik programını okumasından sonra bir Dışişleri Bakanı olarak bir misyon yüklenip eş-dost, konu-komşu ülkeleri ziyaret edecek ve finansal destek arayacaktı. Demek ki ya Kıbrıs’a gelmesinin daha öncelikli bir nedeni vardır ya da diplomasi çarkı bizim aklımızın alamayacağı bir şekilde dönmeye başladı. Neyse o bizim işimiz değil.
Madem ki sayın Cem, tercihini Kıbrıs’tan yana kullanmıştır, elbette bir bildiği vardır ve buna da diyeceğimiz olmaz.
Sayın Cem’in gelişi kadar, “Ben konuşmaya değil, dinlemeye geldim” şeklindeki sözleri de merağımıza dokundu. Ne de olmasa, “söz gümüşse sükut altındandır”!
Sadece, sayın Cem kimi dinlemeye geldi? Asıl önemli olan bu.
Denktaş’ı, Eroğlu’nu , Hasipoğlu’nu ve sağ cenahı her gün dinliyor.
Akıncı’yı, Mehmetali Talat’ı arasıra dinliyor.
Geriye bir tek halk kalıyor ki onu dinleyen yok.
Bugüne dek halkın sesine kulak verilseydi zaten ne Kıbrıs sorunu diye birşey kalırdı ne de Kıbrıs-Türkiye ilişkileri bu denli kötüleşirdi.
Demek ki sayın Cem’in asıl dinleyeceği kesim halk olmalıdır.
Eğer Sayın Cem, Denktaş’ın, Eroğlu’nun ve ayni çevrelerin gölgesinden sıyrılır da halkın sesine kulak verirse, işte o zaman doğru bir iş yapmış olur.
Örneğin, üreticilerin sesine kulak verebilir. Birşeyler üretmek için çırpınıp da elleri kolları bağlı olan ya da Türkiye bürokrasisinin anlamsız kaprisleri nedeniyle malını Türkiye’ye pazarlayamayanların söyleyecekleri sayın Cem’e ilginç gelebilir.
İflas eden dükkan sahiperinin feryatlarına kulak verebilir örneğin.
Türk lirasının değer kaybından dolayı bir gecede yoksulluk sınırına düşen dar ve sabit gelirli insanları dinleyebilir.
Dövizdeki korkunç artış nedeniyle üniversitedeki kayıtlarını dondurmak zorunda kalan öğrencilerle konuşabilir.
İşsizlikten kıvranan ya da siyasal tercihleri nedeniyle işsizliğe mahkum edilen gençlerimizin söyleyeceklerini dinleyebilir.
Madem ki konuşmak değil, dinlemektir amacı, bankazedeler, hele Peyak mudileriyle konuşabilir. Sokağa itilen ve sokakta hak arayan Peyak’lılarla konuşabilir.
DEV-İŞ’le, KTAMS’la, KTÖS’le konuşabilir. Hani hepsinin de şükrancılar tarafından neredeyse “vatan hainliği” ile suçlanan örgütlerle konuşabilir.
Neden onlar gün yirmidört saat Ankara’ya şükran çekmiyorlar, o sorulabilir?
Ankara’nın parasına,memuruna, dayatmağa çalıştığı yıkım paketlerine karşı neden direniyorlar, bu konuları bir de onların ağzından işitmek sayın Cem’e ilginç gelmez mi?
Daha bitmedi.
Dinlemek değil mi amaç?
Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğünden bunalan ve Ankara-Denktaş ekseninde seyreden çözümsüzlük formüllerine tepki gösteren onbinlerce insanla konuşabilir sayın Cem.
Asıl bu insanlarla konuşmalı. Ne düşünüyorlar, ne istiyorlar?
Evet, asıl konuşulması gereken onlardır. En ilginci de bu olacaktır aslında. Ve sayın Cem hayretle görecektir ki Kıbrıs’ın kuzeyinde Denktaş’tan başka düşünen, Denktaş’tan başka Kıbrıs sorunununa çözüm üreten başka insanlar da vardır.
O halde sayın Cem, kolay gelsin!