Fikrimin İnce Gülü, 20 Nisan 2001
Zeki Erkut
ÖZELEŞTİRİ GÜNLERİ
Sürekli eleştirilen Meclis’ten bazan güzel sesler de çıkabiliyormuş demek. Bugün en güzel ses Ahmet Kaşif’ten geldi.
Silah tasarrufuna verilen izinlerin altında imzası olduğu için pişmanlık duyduğunu söyledi ve ruhsatlı silahını güvenlik güçlerine verilmek üzere Meclis Başkanı’na teslim etti.
Ahmet Kaşif gerçekte politikanın yozlaştırmaya gücünün yetmediği ender insanlarımızdan birdir. Otuz yıl önce ne idiyse, bugün de öyledir. İçi-dışı bir, dobracı, çıkar peşinde koşmayan, dürüst bir köylü çocuğudur.
Eğer, “bin pişmanım” demişse bunu tartışmamak, bundan kuşku duymamak gerekir. Gerçekten pişmandır ve bunu şov olsun diye yapmıyordur. İçinden öyle geldiği, yanlışı görüp doğruya hamle yapmanın gerekliliğine inandığı için bunu yapıyordur.
Ahmet Kaşif’in bu hareketi ne acıdır ki silahlı milletvekillerine ve bakanlara örnek olmadı. Hatta kimbilir, öyle davrandığı için Ahmet Kaşif’e için için küfretmişlerdir. Keşke birileri de çıkıp utanma-pazar kendilerini nedamet duymaya ve ruhsatlı silahlarını güvenlik güçlerine teslim etmeğe mecbur hissetseydi.
Hareket noktası nedamet ya da şov olsundu. Razıydık. Yeter ki bu yanlıştan dönmek için Ahmet Kaşif’in yaktığı kıvılcıma körük olunsundu. Olmadılar. Bellerindeki ya da james bond çantalarında taşıdıkları Smith Wesson’lara daha sıkı sarıldılar.
Bugün tek bir silah azaldı ya! Başlangıç olarak hiç de fena değil.
Demek ki yürünecek daha yolumuz, kurban edilecek daha nice cevherlermiş varmış. Yine kan dökülsün, yine ocaklar söndürülsün, arkada yine gözü yaşlı eşler, annler,babalar, evlatlar olsun.
Hele silah izinli bankazedeler de iyice çileden çıksın, siz görün o zaman gümbürtüyü!
Belki Ahmet Kaşif’in izinden birkaç kişi daha gider. İstenen bu mu?
Neyse... Silah tasarrufuna izin verenlerin hepsinden nedamet beklemiyoruz. Onlar millete gollifa gibi silah taşıma ruhsatı dağıtırken kimbilir ne hesaplar içindeydiler? Nitekim vaktiyle Nokta dergisi daha sonra Kıbrıs gazetesi bizim yerli silahşörleri deşifre ettiğinde hayretler içinde kalmıştık. Kimilerinin neden silah taşımaya ihtiyaç hissettiğini anlayamamış, kimileri için de “aman”demiştik. “Bu adam, eline silahı alır almaz ilk olarak bu izni vereni vurup öldürecek karakterdedir” .
Taşınan silahlar belki kılıfından çıkıp ortalığı kan gölüne dönüştürmemiştir ama bir kez kan döktü ve hepsine değdi!
Evet, söz dönüp dolaşıp Levent Soykut’un hunharca katledilmesine geliyor.
Ahmet Kaşif’in nedamet duyması da silahını iade etmesinin esas nedeni bu.
Keşke böyle bir acı yaşanmasaydı!
Keşke yanlıştan dönme acı bir olayın üzerine inşa edilmeseydi.
Yanlıştan ders almak için ille acı bir olay mı yaşamak gerekiyor?
Toplumu kemiren pek çok konu var. Vicdan sahibi her milletvekilinin Ahmet Kaşif gibi “be arkadaşlar, biz vaktiyle bu işi yanlış yaptık, bugün yanlış yaptığımızı kabul edelim de bunun doğrusunu yapalım” diyeceği pek çok yasa, pek çok konu var.
Hangimiz hata yapmıyoruz ki?
Şapkamızı önümüze koyalım ve düşünelim. Devlet olarak, hükümet olarak, bakan, milletvekili, siyasal parti, sendika, belediye...
Ve tabii bireyler olarak!
Nerede hata yaptık, hangi hatalarımızı sürdürüyor, hangi hatalarımızda inat gösteriyoruz? Bunları düşünmek ve samimi olmak gerekir.
Bir olmamız gereken yeri hayal edelim, bir de durduğumuz yeri.
Diyalektiği bile utandırıyoruz durduğumuz yerle.
Ahmet Kaşif’in davranışı bu nedenle önemlidir ve örnek olacak niteliktedir.
Ne var ki bu da yetmiyor. Diyelim ki Meclis silahları toplama kararı alsın- hani çok safiyane bir beklenti ama- belki diyoruz. Gerçekten korku içinde yaşayan ya da emniyet güçlerinin sağlayacağı güvenliğe güvenmeyen insanlarımız ne yapacak?
Memleket sorma-gir hanına dönüştürüldükten ve sayın Denktaş bile “ kendi güvenliğiniz için evinize köpek alın” dedikten sonra silahını teslim eden insan ne yapacak? Hatta hırsızlıklar, çek-senet gangsterliği ve bombalama olayları arttıkça ve polis güçleri suçlular karşısında eli kolu bağlı durdukça, insanlar daha fazla güvenlik ihtiyacıyla hareket etmeyecekler mi?
Sanırız şimdi tam sırasıdır. Daha iyiye, daha güzele ve daha çağdaş olanı yakalamak için tam zamanıdır.
Meclis, istisnasız herkesin silah taşıma iznini kaldırsın, silaharı toplasın, polisi içişlerine bağlayacak Anayasal değişikliği yapsın ve memleketi sorma-gir hanı olmaktan kurtarsın.
Evet, bu sesi yeniden yükseltmenin tam zamanıdır.