Fikrimin İnce Gülü, 28 Nisan 2001
Zeki Erkut
DAVET YOK
İstanbul’da toplanan “Türkçe Konuşan Ülkeler 7.Zirvesi” ne Denktaş bey katılamadı. İstemediği için değil, davet edilmediği, daha doğrusu Azerbaycan devlet Başkanı Haydar Aliev’in diretmesi sonucu katılamadı. Diğer liderlerin de Haydar Aliev gibi tavır aldığı ileri sürülüyor. Yani açıkçası “Denktaş bu zirveye katılırsa, biz yokuz” dediler.
Oysa, örneğin Azerbaycan’dan Denktaş dendi miydi herkes ağız birliği etmişçesine “Yahşi Liderdir” derler. Denktaş onlar için bir Atatürk değil belki ama bir Süleyman Demirel gibidir. Severler, sayarlar.. Buna bizzat tanık olduk.
Denktaş’ın diğer “Türkçe konuşulan ülkelerde” de prestiji vardır.
Ama gel gelelim “Allah kardeşi kardeş yarattı, cebini farklı yarattı” gibisinden bir söz vardır. Bu sözden de anlaşılacağı üzere araya çıkar ilişkileri girdi miydi ne kardeşlik kalır ne dostluk!
Haydar Aliev’in Denktaş restini çekmesi belli ki Yukarı Karabağ sorunu nedeniyledir. Yönetim olarak varlığı tanınmamış bir Yukarı Karabağ ve Kıbrıs. Azeriler Denktaş’la aynı masaya oturmayı benimser de iş Yukarı Karabağ’a gelince “hayır” derse, bu, Azeri politikasının daha doğrusu Yukarı Karabağ’da hak iddia etme politikasının iflası sayılacak. O nedenle “Denktaş varsa, biz yokuz” diyor. Türkiye ise Denktaş’a sahip çıkmak adına ne Azerbaycan’ı ne de diğerlerini karşısına almak ya da gücendirmek riskini göze alamadı.
Bizim dışişlerinin günlerce uğraşması da sonuç vermeyince Denktaş bu zirvede boy gösteremedi, davayı anlatamadı ve “aile fotoğrafına” giremedi.
Kimse Denktaş beyin yerinde olmak istemez doğrusu. O, kendini istediği kadar “milli bir davaya adamış bir lider” olarak görsün ve göstersin, dünya gerçekleri ve çıkarları bilinenden çok farklıdır.
Kimi zaman dostluklar bir anda unutulur, kimi zaman “düşman”la işbirliğine gidilir de dostlar bir tarafa itilir.
Dünya konjönktürü ve karşılıklı çıkar ilişkileri bunu gerektirir çünkü. Gönülden geçen değil de çıkarların gerektirdikleri yapılır hep.
Kıbrıslı Türk uluslararası kültür-sanat-spor müsabakalarından az mı dışlandı?
Uluslarararı konferanslarda az mı zorluk çekti?
Bunlardan bir kısmı Rumların ya da Yunanlıların baskısı sonucu yaşandı. Ama “Türkçe Konuşan Ülkeler Zirvesi”nde moda deyişle “Rum-Yunan ikilisinin” oyunu mu vardı?
Yoksa Denktaş bey Türkçe mi konuşmuyordu?
Yoksa Denktaş bey haklı davasını bu ülke liderlerine yeterince anlatamamış mıydı?
Neyse, gerçek şudur ki Denktaş bey bu zirveye katılamadı, katılması istenmedi. Peki bu olaydan hareketle bir “kıssadan hisse” çıkarmak gerekmez mi?
Siz olsanız ne yapardınız? Ya da daha farklı söylemek gerekirse “madem ki en dost bildiklerimiz dahi bizle birlikte olmak istemiyor, suçun büyüğünü kendimizde aramamız” gerekmez mi?
Bu itilmişlik, bu dışlanmışlık nereye kadar?
Dost ve kardeş Azerilere bile dava anlatılamamışsa, ya da Azerilerin kandırılmasının önüne geçilememişse burada bir terslik var demektir.
Pakistan tanımıyor, Bangladeş tanımıyor, Azerbaycan tanımıyor, Türkmenistan, Kazakistan tanımıyor. Peki bunlar bizim kendi pozisyonumuzu gözden geçirmemiz için yeterli işaretler değil mi? Daha ne bekliyoruz?
Dünya “Kıbrıs’ta iki toplumlu federasyon” diyor, “AB treni hareket etti, yakala” diyor, biz hala en dost bildiklerin bile itip-kalkmasını sineye çekelim, öyle mi?