Fikrimin İnce Gülü, 3 Nisan 2001
Zeki Erkut

VAY CANINA

Derin hayretimizi ifade etmek için genellikle “vay canına” diyoruz.

Gazeteci dostumuz ve Gazeteciler Cemiyeti başkanı Saffet Soykal’ın basın açıklamasını okurken işte öyle derinden bir “vay canına” çektik.

Ne diyordu Saffet bey?

Saffet bey, Cemiyet’in “olağanüstü genel kurula” çağrılmasını ve başkan sıfatıyla böyle bir girişimden habersiz olmasına fena içerledi. “Bu usulsüz bir toplantı. Üstelik, yönetim kurulunda yer almayan İsmet Kotak’ın imzasıyla.” diyor ve tabancasını tetikliyor. “Eğer sözkonusu usulsüz toplantı yapılırsa ben de katılacağım ve Bengaldeş’teki Basın Konseyi Kurultayı’nda yaptıkları rezillikleri anlatacağım” diyor.

Vay....vay....vay!

İşler demek bu noktaya vardı ha?

Devletin bölüp bir grup gazeteciye kurduttuğu, her türlü desteği esirgemediği, ceplerine harçlıklarını koyup dış gezilere gönderdiği o “böyük” gazeteciler meğerse ne işler çeviriyormuş?

Bunları biz iddia etsek, tek yumruk olup BRT’yi, TAK’ı ve bilumum sağ kurum ve kuruluşları harekte geçirir, söylemediklerini bırakmazlardı.

Ama iddia bizzat kendi içlerinden geliyor.

Saffet bey, baktı gördü ki birileri kendisine komplo düzenleyip başkanlık koltuğundan edecek, o zaman dağarcığında ne varsa ortaya dökme tehdidi savuruyor.

“Rezillikleri anlatacağım” diyor.

Anlatmazsan namertsin Saffet bey! Anlat ki devlet beslemesi o “böyük” gazetecilerin taşradaki rezilliklerini toplum da bilsin.

Anlat ki köşelerinde sabah akşam ahkam kesen, sarı basın kartlarının sağladığı her türlü avanta ve imtiyazı sonuna kadar kullanan bu efendileri toplum öğrensin.

Gerçekte bu ne ilktir ne de son olacaktır. Daha önce de Rum kesimine geçtiklerinde neler yaptıkları kulağımıza geliyordu. Dışarda her türlü rezilliğe tevessül eden o “böyük” gazeteciler, memlekete döndüklerinde “ çok büyük milliyetçi” zırhına bürünürler ve devletin her türlü olanaklarından yararlanırlar.

Devlet de bunlardan habersiz değildir kuşkusuz. Ama işine geldiği için göz yumuyor ve bir daha sonraki rezillik için yine zemin hazırlıyor.

Niye mi? Çünkü devlet, gazetecilerin tek bir çatı altında toplanmasını, mesleki sorunlarına sahip çıkmasını, karşısına tek bir yumruk gibi dikilmesini hiç istememiştir. Ne zaman ki gazeteciler kendi örgütlerine sahip çıkmışlar ve ne zaman ki sorunlarının çözümü için hükümeti köşeye sıkıştırmışlardır, hemen arkasından örgüt bölünmekte ve kendilerine mideden bağlı alternatif bir ögüt kurulmaktadır.

Bugün birbirlerine kazık atmaya, birbirlerinin kirli çamaşırlarını sergilemeye çalışanlar hep bölünme olaylarında aktif rol alan gazetecilerdir.

Yaklaşık 25-26 yıldır yazı yazıyoruz. Daha başından beri gazetecilerin örgütlerine üye olduk, bir kez de yönetim kurulunda da yer aldık. Farklı görüşler taşısak bile ayni çatı altında mücadele etmenin hiçbir sakıncası olmadığını söyleyip durduk. Politik mücadele yapmak istiyorsaydık, her ideolojiye yanıt verecek partilerde çalışabilirdik. Ama iş mesleki bir örgüte geldi miydi, ayrılık-gayrılık olmamalıydı.

Başaramadık. Birleştirdiğimiz iki gazeteci örgütü, devlet eliyle yine ayrı kulvarlara sokuldu. Birine “solcu” dediler, öbürüne “milliyetç ve KKTC’ci!

Oysa solcu dedikleri solcu değildi ama milliyetçi-KKTC’ci dedikleri gerçekten Denktaş çizgisini savunan, şovenizmi körükleyen, devlet destekli ve devlet beslemesi yazarlar, çizerlerdi. Hoş, bazıları gazeteci ya da yazar-çizer de değildi. Eline kalem, fotoğraf makinesi, mikrofon ya da kamera tutuşturulan “yeni tip meslektaş”larımızdı bunlar.

Onların görevleri yurt dışında ve özellikle Rum kesimindeki etkinliklerde daha bir ortaya çıkıyordu. Demokrat ve ilerici gazetecileri hafiye gibi takip etmek, fotoğraflarını çekmek, kamera ile görüntülemek ve sonra da “hizmete özel” kaşesiyle ilgili yerlere jurnallemek!

Bunlar, kendi deyimleriyle “milliyetçi-KKTC’ci gazetecilerdi.

Yani Saffet Soysal’ın “Bengaldeş’te rezillik yaptılar” dediği kişilerdi.

Bunların milliyetçiliğine mi yansak yoksa mesleğin itibarını iki paralık ettiklerine mi?

Hepsinden vazgeçtik, bula bula Bengaldeş gibi yoksul, Bengaldeş gibi “KKTC’yi ha tanıdı ha tanıyacak” denilen dost ve kardeş bir ülkede mi rezillik yapılacaktı?

Ayıp vallahi, çok ayıp!


Zeki Erkut|Ana Sayfa