Fikrimin İnce Gülü, 4 Nisan 2004

Zeki Erkut

 

SÖYLEYEN VE SÖYLETEN

24 Nisan'da yapılması beklenen Referandum sürecine girilirken tarafların niyet ve safları da yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladı.

Saflar derken, çözüm yanlıları ve statükocuları anlamak gerekir.

Çözüm yanlıları, başından beri sorunun Annan Planı temelinde çözümlenmesinden yana tavır almışlardır. Annan Planı temelinde çözüm ve iki toplumun 1 Mayıs'ta yeni bir Kıbrıs devleti çatısı altında Avrupa Birliği'ne birlikte girmek!

Annan Planı, ortaya çıktığından bu yana pek çok kez değişikliğe uğradı. Tarafların üzerinde anlaşmaya vardıkları her maddenin değişikliğe uğrayabileceği de biliniyordu. Ama gelin görün ki taraflar kendi önceliklerinde ve olmazsa olmazlarında direnince Annan Planı'nda köklü değişikliğe gidilemedi.

Son sözü B.M Genel Sekreteri Kofi Annan söyledi ve son noktayı koydu.

Artık iki toplumun önünde, -Kofi Annan'ın deyişiyle- Plan ve çözümsüzlük alternatifleri var.

Ya Annan Planı'nın nihai şekli kabul edilecek ya da çözümsüzlük devam edecek!

Çözüm ve AB üyeliğinin her iki toplumun en geniş kesimlerine daha güvenli ve daha iyi bir yaşam getireceği tartışma konusu bile değil. Bunu aklı başında herkes bilmekte ve kabul etmektedir.

Birleşmiş Milletler, Amerika, İngiltere ve AB'nin neredeyse tüm üye devletleri, hatta Avustralya bile Annan Planı'nı desteklediklerini ve 24 Nisan'da tarafların "evet" demelerini beklediklerini açıkladılar.

Yani dünyanın neredeyese yarısı çözümden yana tavır almıştır.

Peki statükocular kimler?

Çözümsüzlüğü kimler savunuyor?

Çözümsüzlüğe uluslararası camiadan destek yok.

Çüzümsüzlüğü bir Denktaş istiyor bir de Rum klisesi.

Bugün Lefkoşa'nın Rum kesiminde klisenin öncülüğünde ve sayıları birkaç bini geçmeyen bir kalabalık Annan Planı karşıtı bir gösteri yaptı. EDEK eski başkanı ve şimdiki onursal başkanı Lisarrides de mitinge destek verip bir konuşma yaptı. Çözüm karşıtı küçük bir-iki parti de kayıp aileleri desteğini alarak meydanda "boy" gösterdi.

Öte yandan çözümsüzlüğün Türk kanadı da boş durmadı. Denktaş bey Geçitkale havalanından ayrılırken statükocu görüş ve niyetini bir kez daha ortaya koydu.

Klise Kıbrıs'ın Rum kesiminde OHİ dedi, Denktaş Kıbrıs'ın kuzeyinde.

Tabii Denktaş'ın ortaya koyduüu görüşlerin Kıbrıslıtürk toplumu içinde zerre kadar itibarı yok.

Nasıl olsun ki?

Denktaş bey diyor ki, "Annan Planı Türkiye'nin garantörlüğünü kaldıracak"

Vatandaş da diyor ki, "Garantör Türkiye Annan Planı'nın son şekline imza atarım dedikten sonra, sana ne?"

Denktaş bey diyor ki "Adadaki Türk askeri varlığı sona erecek"

Vatandaş diyor ki, " Asker, Türk askeri. Türkiye eğer "Askerimi Annan Planı'nda belirtilen rakama çekebilirim" diyorsa, sana ne?"

Denktaş bey diyor ki, "Bunlar Annan Planı'nının ilk şekline bile gözü kapalı imza atarım diyorlardı. Ben direndim ve bazı iyileştirmeler oldu. Daha da direnirsek tüm olmazsa olmazlarımızı elde edebiliriz"

Vatandaş diyor ki, "Annan Planı'nın her şekline gözü kapalı imza atardık, çünkü Annan Planı'nın en kötüsü bile Denktaş-Eroğlu sultasının yarattığı statükodan daha iyidir. Direnip kazanmanın yolu ise masadan kaçmak değil, masada oturup müzakere etmektir."

Aslında vatandaşın Denktaş beyin dile getirdiklerine söyleyecek sözü çoktur. Ama bunu 24 Nisan'da söyleyecektir. Bununla hem statükoya son verecektir hem de Denktaş beyin sultasına. Ama iş bu kadar kalsa neyse. Demokratik bir referandumda safını belirlemiş her kesim, referandumun sonucunu içine sindiremeze bile katlanır. Doğrusu budur.

KKTC ilan edilirken referandum bile yapılmamış ve baskı ile topluma kabul ettirilmişti. Ama kimse çıkıp da ne ayaklanmada bulunmuştu ne de öyle bir niyet ortaya koymuştu.

Gelin görün ki Denktaş bey referandum sonucu çıkacağı kesin olan "evet"i bırakın içine sindirmeyi, neler tasarlamıyor neler?

Tabii bunu kendisi dile getirmiyor.

Söylemek istediklerini şurekasından birilerine söyletiyor.

Televizyon ve radyo kanallarında bunu sıkça görüyoruz. Saray destekli birileri çıkıyor ve kendi görüşleriymiş gibi Denktaş beyin görüş ve niyetlerini savunuyor.

Türkiye'de de CHP'sinden İşçi Partisine, Ankara Ticaret Odası'ndan İstanbul Üniversitesine kadar Denktaş beyin ağzıyla konuşanlar yok mudur?

İşte bir tane daha. Hem de parmak ısırtacak görüşlerle.

Emekli Deniz Binbaşısı Birol Bilbilik'i tanıyanlar tanır. Kendisi vaktiyle 12 Mart 1971 muhtırasıyla sonuçlanan süreçte Doğan Avcıoğlu grubu içinde yer almıştı. Yani o zamandan beri darbe-komplo-örgüt işlerinin içindeydi.

Binbaşının Kıbrıs'la ilgisi de olmalı ki malum çevrelerin davetlisi olarak zaman zaman Kıbrıs'a gelip konferans vermekte ve bazı çevrelere akıl hocalığı yapmaktadır.

Şimdi Binbaşımızın ülkücü-maneviyatçı Aksiyon dergisinde bir "senaryo"su yer aldı.

"Binbaşı Erol Bilbilik'e göre, şartlar olumsuz giderse Denktaş görevden çekilecek ve 15 bin kişilik paramiliter güç harekete geçecek. Bu durum Türkiye'deki iktidarı da sarsacak. Rauf Denktaş, görüşmelerden kimsenin haksız görmeyeceği bir şekilde çekilecek. Görevinden istifa eden Denktaş, ulusal güçlerin başına geçecek. Ada'da örgütlü 15 bin kişilik paramiliter gücün desteğiyle bağımsızlık savaşı başlatılacak. Gelişmeler üzerine Annan Planı'nı TBMM'den geçiremeyen Türkiye'deki hükümet istifaya zorlanacak."

Bu nasıl bir senaryo söyleyebilir misiniz?

15 bin kişilik para-militer güç!

Bağımsızlık savaşı!

Kardeş kanı dökmek!

Türkiye'de kaos yaratmak!

Bunlar ne yahu?

Söyleyene mi bakalım, söyletene mi?

.

copyleft (c) 2001-03 hamamboculeri.org