Fikrimin İnce Gülü, 5 Nisan 2001
Zeki Erkut

AYDINLIK

Can çekişen Arasta esnafı bir süreden beri bir kampanya yürtüyor. Yürüttüğü kampanya, Beşparmak dağlarındaki bayrağın ışıklandırılmasına yönelik. Hani şu Rum kesimine inat olsun diye çizilen, her yıl boyası yenilenen, Rum kesiminden de tas gibi görülen ve Guinness rekorlar kitabına giren bayrak!

Çarşı esnafı aslında Arasta’nın yeniden canlandırılması ve ticari cazibesine yeniden kavuşturulması için de sesini çıkarıyor. Örneğin, Lefkoşa Polis Müdürlüğü binalarının Yakın Doğu Üniversite’sinin kullanımına verilerek burada Hukuk Fakültesi eğitiminin yapılması gibi. Bu öneri geniş bir destek gördü. Ama dağların ışıklandırılması önerisi ve kampanyasının ayni ilgiyi gördüğü söylenemez. Buna rağmen Arasta esnafı ısrarla “dağlardaki bayrak ışıklandırılsın” kampanyasını sürdürüyor. Hatta bu doğrultuda kimi basın mensuplarından da aldığı destekle bu kampanyayı daha ileri boyutlara taşıma çalışıyor.

Can çekişen Arasta esnafının bu işten ne çıkarı var, anlayabilene aşkolsun!

Saygımız var kuşkusuz. Değil dağları, gökyüzünü de aydınlatsınlar. Biz karanlığı sevmeyiz ve her zaman aydınlıktan yanayız.

Arasta esnafının bayrağı aydınlatma kampanyasına geçtiğimiz gün yine basından destek vardı. Vatandaş konuşturuldu ve hayrettir ki kimse de bu öneriye ne karşı çıktı ne de farklı bir yaklaşım sergiledi. Herkes ağız birliği etmişçesine bu öneriye hararetle destek çıktı. İlginçtir, ayni gün ülkemiz sabahın erken saatlerinde karanlığa gömülmüştü. Dükkanını açan esnaf elektrik kesintisiyle karşılaştı ve sahip olanlar jeneratörlerini çalıştırdı.

Mahkemelerde davalar karanlıkta yapıldı.

Ayni saatlerde yolumuz Arasta’ya düştü. Kampanyanın yürütücülerinden bir esnaf dostumuz da dükkanının önüne sandalyeyi çekmiş gazetesini okuyordu. Hemen takıldık. “Kolay gelsin, yine elektrik yok galiba” dedik.

Santurlu bir küfür savurmadı ama çok ağır eleştirilerle elektrik kesintilerinden bıkıp usandığını söyledi.

Biz de taşı gediğine oturttuk tabii. “Ama dağı-taşı aydınlatmak için kolları sıvadınız”

“Haaa, o başka mesele.” Sonra gazetedeki röportajları gösterdi: “Bak vatandaş da bunu istiyor” dedi.

Mazeretin böylesi de tuhaf vallahi. Memleket elektriksizlikten kırılıyor. Sekiz-on saat elektriksiz kaldığımız olduyor. Turistik tesislerimiz bir yandan elektrik, öbür yandan mazot parası vermekten helak oldu. Sanayici ve esnaf ha keza. Elektrik maliyetleri yüksek. Özellikle dar gelirli vatandaşlar için ağır bir yük oluşturuyor. Tesislerin yenilenmesi ve takviye edilmesi de zorunlu.

Bütün bunlar, elektriğin dağı-taşı aydınlatılmasını değil, daha tasarruflu kullanılmasını zorunlu kılar. Nihayet onun da faturası vatandaşa çıkarılmayacak mı?

Esnaf dostumuz, “vatandaş da öyle istiyor” diyor.

Ama vatandaş daha başka şeyler de istiyor. Ne haber?

Bakınız, Peyak mudileri için hala birşey yapılmış değil. Yarın öbür gün mudiler yine sokağa dökülecek. Diğer mudiler de ödeme planından memnun değil.

Çiftçiler hükümete muhtıra vermiş, gün sayıyor. Onlar da sokakta hak talep edecek.

Memurlar kazanılmış haklarını talep ediyor, ilginç sokak gösterilerinde bulunuyor.

Üniversiteler son kriz nedeniyle öğrenci kaybına uğradı. Onlar da tanzim edilmeli.

Sıradan vatandaş, hükümeten ekonomik krize çare bulmasını istiyor.

İşadamlarımız hükümete çağrıda bulunarak “battık, bizi kurtarın” diyor.

Söyleyin! Hayatından memnun, hükümetten birşey istemeyen tek bir vatandaş var mı?

Vatandaşın sadece “bayrak ışıklandırılsın” isteği mi var? Ya da hükümet, o kadar istek arasından sadece “bayrağın ışıklandırılması” isteğini mi işitmiş?

Hükümet vatandaşın en temel isteklerine kulağını tıkayacak, nice soruna gözlerini kapayacak, çözüm için kılını bile kıpırdatmayacak, sonra da “dağları ışıklandıralım” isteğine dört elle sarılacak. Neymiş efendim? Vatandaş öyle istiyormuş!

Değil elbette. Vatandaşı takan kim? Maksat Rumlara karşı gösteriş olsun! Bütün mesele bu. Dağlara çizilen kocaman bayrak yetmemiş, bir aydınlatılacakmış!

Böyle saçmalık dünyanın hiçbir yerinde görülmemiştir.. Hani ne derler, “ayranımız yok içmeğe, eşşekle gideriz bilmem ne yapmaya”!

Dev bir bayrağı Rum’un gözüne dikmekle ne milliyetçi olunur, ne de böyle bir öneriye karşı çıkmakla vatan haini.

Evet, biz karanlığı sevmeyiz, karanlıktan da korkmayız. Ama birşeyle övünmek istiyorsak, ülkemizi mum ışığına muhtaç etmeyecek bir aydınlık için çalışmalıyız.


Zeki Erkut|Ana Sayfa