Fikrimin İnce Gülü, 6 Nisan 2001
Zeki Erkut
EGEMENLİK
Roman yazarı rahmetli Kemal Tahir, bir kitabında- yanlış hatırlamıyorsam Kurt Kanunu’nunda- kabadayılığın raconundan söz ederken “yüzünde bir çizik olmaya görsün” diyordu. “kan kokusu almış kurtlar gibi üzerinize saldırırlar”
Bir kabadayının yüzünde çizik olması, bir dövüşte belki de yenik düştüğünün ve yara aldığının göstergesidir. Başka bir deyişle kabadayı artık eski gücünde değildir. Belki de ayakta duramamakta, rakiperine karşı cengaverce savaşamamaktadır. Böyle kabadayıya gelen vuruyor, giden vuruyor.
Ülkeler de öyledir. Bir kez zayıf düşmeye görsünler. Ekonomik bakımdan zayıf, üç kuruşa muhtaç duruma düştüler miydi birileri çıkar ve sözüm ona, o ülkeye kol kanat gererler. O ülkenin egemenliği artık yok olmuştur. Gelen vuracaktır, giden vuracaktır. Ekonomik açıdan daha güçlü olanlar, o ülkeye hep isteklerini dayatacak, istediğini yaptıracaktır. Üç kuruş para uğruna egmenliklerini yaban ellere verenler bir gün elbet tarihle hesaplaşacaklardır ama o güne dek o utançla yaşayacakları açık.
Sırp lideri Miloşeviç’in akibetinin tartışıldığı şu günlerde bunları düşünmemek elde değil. Tamam! Miloşeviç’in savunulacak bir yanı yok. Adına ister diktatör deyiniz, ister kasap, isterseniz nasyonal sosyalist ya da başka isim takınız. Bizim onu ne isimle andığımız hiç ama hiç önemli değil. Hatta ülkesinde bir bir kısım insanın ona “kahraman” gözüyle bakması da önemli değil.
Miloşeviç bize göre masum biri değil.
Ne var ki Miloşeviç etrafında dönen dolapların da öyle masum ya da alkışlanacak bir yanı yok.
Sırbistan, Yugoslavya’nın parçalanmasından ve etnik çatışmaların ardından NATO uçakları tarafından bombalanmasından sonra ekonomik olarak çökmüş bir ülke. Bir başka deyişle üç kuruşa muhtaç! Kendi iç dinamiklerini harekete geçirse, halkın gücüne güvense belki de süreç içerisinde ayakları üzerine kalkabilecek. Ama, Sırbistan yüzündeki çiziği göstermekte gecikmedi. Miloşeviç yönetimini askeri müdahale ile dize getiremeyen ABD bu kez Sırbistan’ın yumuşak karnından yaklaştı. Çok açıkça ve neredeyse ahlaksız bir şekilde, “Slobodan Miloseviç’i bana teslim edin, karşılığında size 100 milyon dolar yardımda bulunayım” dedi.
Dedik ya, Miloseviç’in savunulacak bir yanı yok. Ama böylesi bir teklifin savunulacak hiçbir yanı yok. Nesi savunulabilir ki? Amerika resmen bir ülkenin egemenliğini hiçe saymış ya da Sırbistan muhtaç olduğu yardıma kavuşmak için egemenliğini halı yapıp Amerikan yönetiminin ayakları altına sermiştir.
Al birini vur diğerine!
Egemenlik o kadar ucuz, üç kuruşa satılabilecek kadar ucuz birşey mi?
Amerika istedi ver Miloseviç’i!
Amerika istedi ver şunu ver bunu. Karşılığında da gelsin yeşil dolarcıklar!
Gerçekte Amerika bunu hep yapıyor. Irak’ı da bombalarken, o günlerde ekonomik bunalım geçiren Rusya’yı dolarcıklarla pasifize etmiş ve askeri operasyonlarına gönül rahatlığı ile devam etmişti.
Yıllarca önce Panama’ya operasyon düzenlemiş ve Panama lideri Noriega’yı teslim alıp gitmişti. Giderken de Panama’yı dolarcıklara boğmuştu.
Evet, Amerika bunu hep yapıyor. Emperyalist amaçlarla ve tek kutuplu dünyada oynadığı tek kişlik jandarma rolüyle bunu hep yapıyor. Onun karakterinde bu vardır. Ama bağımsızlık mücadelesi veren, kalkınma mücadelesi veren ülkeler egemenliklerini altın tepsi içinde emperyalizme teslim etmeleri gerçekten çirkin ve üzücü.
Dün Panama ve Rusya, bugün Sırbistan yarın bakalım hangi ülke dolar karşılığı Amerikanın ahlaksız tekliflerine boyun eğecek!
Bu böyle olmamalı, böyle gelmiş böyle gitmemeli.
Ülkeler, emperyalizmle bağlarını koparmadıkça ve kendi dinamiklerine güvenip kalkınma hamlesini gerçekleştirmedikçe alnı açık dünya arenasına çıkmaları mümkün olmayacaktır.