Fikrimin İnce Gülü, 9 Nisan 2001
Zeki Erkut
SİLAHSIZLANMA MÜMKÜN MÜ?
Yunanistan Dışişleri Bakanı Papandreu ile Türkiye Dışişleri Bakanı İsmail Cem’in son iki yıl içinde geliştirdikleri dostluğun zaman zaman iki ülke arasındaki ezeli rekabet ve düşmanlığı gerilettiğine tanık oluyoruz.
Özellikle Ağustos büyük depreminden sonra iki ülkenin yakınlaşmasının meyveleri pek çok alanda kendini göstermiştir. Bir bakıyorsunuz bir Türk sporcusu Yunan takımında oynuyor. Bir Rum genci Türk kızla kol kola aşk yaşıyor. Sanatçılar, sporcular, aydınlar bir araya gelip ortak bir gelecek üretmeye çalışıyor. İstanbul, Büyükada, İzmir Yunan turislerin yoğun olarak ziyaret ettikleri yerler arasında. Ayni şekilde Yunan adaları ile Atina Türk turistlerin ilgi alanına girmiş bulunuyor.
İki ülke arasında vize sorunu da hafifletilmiştir.
Bunlar neyse ama son olarak Papapreu ile Cem’in iki ülke arasındaki “kara mayınları”nı karşılıklı olarak kaldırma kararı son derece olumlu bir gelişme. Benzer şekilde Papandreu’nun Kıbrıs’ta silahsızlanmaya gidilmesi önerisi de önem taşıyor.
Kuşkusuz Yunanistan’la Türkiye, kendi aralarındaki sorunları çözümlemekte daha olumlu ve yapıcı tavır alabiliyorlar. Bugüne kadar katedilen yol da zaten bunu gösteriyor. Ama iş Kıbrıs sorununa geldi miydi, nedense orada takılıp kalınıyor.
Papandreu’nun önerisi kamuoyuna “bomba” gibi düşerken bizim malum çevrelerin ağır toplarından biri -Ahmet Gazioğlu- ayni gece televizyonda en az onun kadar şoven bir konuğuyla çeşitli konularda ahkam kestikten sonra konuyu Papandreu’nun önerisine getirdiler. Özetle söyledikleri şuydu: “Yunanistan’a güven olmaz. Kıbrıs’ta silahsızlanma tuzaktır ve Rum’un Türkü kesmesine yol açar”
Benzer anlayış Denktaş’ta da vardır. O da sık sık silahsızlanmanın Kıbrıs’ı Kosova’ya benzeteceğinden söz edip silahsızlanmadan yana olanları susturmaktadır. Belli ki bu çevrelerin çıkarı Kıbrıs’ın bir silah deposu olmasından geçer.
Gerçekte Kıbrıs’ta Türklerle Rumlar arasında hala bir güven bunalımı vardır. Özellikle yaşlı ama 1974’ten sonra Rum toplumuyla herhangi bir şekilde temas kurmamış nüfus arasında bu daha belirgindir. Ama Türkiye ile Yunanistan kendi ülkeleri için silahsızlanmayı öngörmüşler ve bu doğrultuda ileri adımlar atmışlarsa bu niye Kıbrıs’ta da uygulanmasın? Nihayet ikisi de Kıbrıs’ın garantör ülkeleri. Kıbrıslı Rumlar ve Kıbrıs’lı Türkler bu iki ülkenin sağladığı asker ve silahlar olmasa ne mevzi kurabilirler ne de elde silah mazgal deliklerinden birbirlerini seyredebilirler? İlle de gerginlik, ille de silah deyip sorunu diri tutmanın anlamı mı var?
Karabağ’da daha sıcak çatışmalar içine giren Azerilerle Ermeniler bile neredeyse olanlara bir çizgi çekip ortak bir gelecek için anlaşma sürecindeler. Ama bizim egemen çevreler hala, barış,uzlaşma ve silahsızlanma gibi en temel önerilere kuşku ile bakıp “Rum-Yunan ikilisine güven olmaz” diyor.
Tamam, Rum-Yunan ikilisinin kültüründe Bizans entrikaları vardır. Bizans entrikalarıyla yoğrulmuş politikada üstlerine yoktur. Ama, eğri oturup doğru konuşalım. Osmanlının torunlarının da onlardan kalır tarafı var mıdır? Eğer bir ülke, milenyum çağında hala tarihiyle değerlendiriliyorsa ve değişen dünya koşullarına uygun önerisine bu gözle bakılıyorsa, dünyada barışı sağlamanın olanağı kalmaz. “Gözünün üstünde kaşı vardır” yaklaşımıyla tek bir sorunu bile çözümlemek mümkün olmaz.
Papandreu bir öneri yapmıştır. Türkiye için yaptığı öneriler benimsenirken kimsenin aklına “Yunanlıların Bizans entrikaları”ndan söz etmek gelmedi.
Dünyanın en akıllısı bizim egemen çevrelerin ağır topları!
Onlar hemen öküz altından buzağı ararlar. Bu konuda kimse ellerine su dökemez.
Ama nereye kadar?
Bu düşmanlık, silah deposuna dönüşmüş bu koşullar nereye kadar?
Aç gözünü Kıbrıslım, aç gözünü.