Zeki Erkut|Ana Sayfa


Fikrimin İnce Gülü, 10 Mayis 2001
Zeki Erkut

BELKİ DE BİR ŞANSTIR

Dün, “Avrupa Günü” idi. Kıbrıs’ta unutulan ya da günlük hay-huy arasında kaynayıp giden bir gün. Hatırlanmaması bende biraz burukluk yaratmış ve hiç gereksiz onca gün bayram havası içinde kutlanır, hamaset nutuklarıyla “gevezelik” yapılırken, geleceğimizin umudu olan bir kuruluşun temellerimin atıldığı böylesi günde tek bir sesin dahi çıkmamış olmasını eleştirmiştik. Avrupa Günü toplumumuzda anlamlı bir şekilde kutlayabilir, konferanslar verilebilir, toplum olarak AB’nde yer almanın yararları ya da dışında kalmanın zararları dile getirilebilirdi. Olmadı.

Bugün, gazetelerde Türkiye’nin “Avrupa Günü”nü kutladığını haberleri yer aldı. Cumhurbaşkanı Sezer, AB ülkelerinin Ankara büyükelçilerine bir yemek verdi ve Avrupa Günü’nün Türkiye’de daha büyük anlam kazandığını söyledi.

Cumhurbaşkanı Sezer, hiç kuşku yok ki globalleşen dünyamızda sadece Türkiye için değil Ortodoğu, Balkanlar ve Ortaasya ülkeleri için de bir şanstır. Oturmuş kişiliği ve altyapısını hukukun oluşturması bu kişiliğe daha derin bir anlam katıyor. Zaten, anketler de halkın Sezer’e olan güvenini kanıtlamıyor mu?

Cumhurbaşkanı Sezer, “Avrupa Günü”nde özetle şu görüşlere yer verdi: “ Avupa bir yandan genişlemekte, bir yandan da genişlemeyi sindirebilecek bir yapılanmaya gitmektedir. Türkiye, bir aday ülke olarak artık AB’nin geleceğinde de söz sahibi olmak durumundadır. Önümüzdeki erek bellidir. Artık duraksamalara ve kuşkulara yer yoktur.”

Bu sözler rastgele söylenmiş sözler değil, tam tersine sorumlu ve halkına karşı sorumluluk duyan bir devlet adamının sözleridir. Cumhurbaşkanı Sezer devamla söyle diyor: “ Türkiye’nin evrensel değerleri yakalama yönündeki yürüyüşü bundan böyle de sürecektir. Türkiye, değişen dünya koşullarında, başta hukuk olmak üzere her alanda gerekli atılımları yapmaya, pekiştirmeye ve daha da geliştirmeye kararlıdır”

İşte, Sezer farkı budur. Türkiye’nin işitmek istediği ve ihtiyaç duyduğu politikanın yönelimi buradadır.

Sayın Denktaş’ın ve Ankara şahinlerinin anlayamadığı ya da anlamamakta direndikleri doğru politika budur.

Türkiye, Avrupa Birliği’ne aday bir ülkedir. Adaydan da öte Avrupa’nın bir parçasıdır. Bugün belki ekonomik ve politik sorunlar nedeniyle zayıf düşmüş ve dış dünyada itibar kaybına uğramıştır. Ancak bugün çağdaş ülkeler sınıfına girmiş hangi ülke böyle badirelerden geçmedi ki? İngiltere, Fransa, Almanya, İspanya, Yunanistan? Hepsi de farklı nedenlerle, farklı biçimlerde ve farklı boyutlarda sıfır noktasına gelmiş ve doğru politikalarla düzlüğe çıkmışlardır.

Bugün Türkiye su almış, okyanusun derinliklerinde kuma oturmuş bir denizaltı gibidir. Filmlerde hep görürüz. Denizaltı kuma oturur, sonra kumda bir süre seke seke ilerler ve sonunda motorlar tam yol alarak denizaltının burnu yukarıya doğru yönelir. Denizaltının seyri budur.

Bunları neden yazıyoruz? Sadece “Avrupa Günü” nedeniyle mi?

Değil elbette. Belki Sezer’in sözleri gözden kaçmış, Türkiye’nin yönelimi anlaşılmamış ve biz Kıbrıslı Türklerin de önünde Sezer gibi bir “şans” olduğunu görmemiş olabiliriz diye yazıyoruz.

Evet, Türkiye, içinde olduğu ağır koşullara karşın “ev ödevini” ihmal etmiyor. Diplomat ve bürokrat şahinlere karşın kendini Avrupa Birliği’ne hazırlıyor, “Türkiye, AB ailesi içindeki yerini beklenenden de önce alabilecektir” diyor.

Bunlar bize birşey ifade etmiyor mu?

Kıbrıs da aday bir ülkedir. Kıbrıs Rum kesimi, “tüm ada adına” Türkiye’den önce ve 2004 yılında Avrupa Birliği ailesine katılacaktır. Gideceğimiz köyün minareleri şimdiden göründü zaten. Sayın Denktaş’ın ve Ankara şahinlerinin hırçınlığı ,dahası İsmail Cem gibi bir “sosyal demokrat”ın “Rum tarafı AB’ne tek yanlı girerse tepkimiz sınırsız olur” diye tehditkar açıklamalar yapması bundan kaynaklanmıyor mu? Onlar istedikleri kadar Avrupa Birliği’ne karşı cephe savaşı yapsınlar, bu süreci değil durdurmanın, yavaşlatmanın dahi mümkün olamayacağı gün gele anlaşılacaktır. Nitekim, dün Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Kıbrısla ilgili olarak aldığı ve Türkiye’yi mahkum eden kararları da bununu kanıtlıyor. AB, “benim prensiplerim, benim yasalarım vardır” diyor. “Uymazsanız siz bilirsiniz”.!

Ne var ki biz Avrupa Birliği yanlısı olanların bu gelişmeleri yeterince değerlendiremediğimiz ve kendi çıkarlarımız doğrultusunda kullanamadığımız ortaya çıkıyor. Kuru bir-iki slogan, arasıra hatırlanan bir Avrupa Birliği gerçeği hepsi o kadar.

Belli oluyor ki Avrupa Birliği, Kıbrıs konusunda Türkiye’ye taviz vermek niyetinde değil. Türkiye ya Kıbrıs sorununu A.B normları çerçevesinde çözecek ya da Avrupa Birliği’ni unutup dünyadan izole olmuş ikinci bir K.Kıbrıs olacak. Ama Türkiye, gerçek eğilimini Cumhurbaşkanı Sezer’le ifade ediyorsa, o zaman durum değişir. Bizim çözüm konusunda Türkiye’nin destek ve yardımlarına ihtiyacımız var. Denktaş ve Ankara şahinlerinden köstek varsa, bize Sezer farkı ve Sezer şansını zorlamak kalıyor. Gidelim, konuşalım. Çağıralım Türkiye medyasını, Sezer randevu verinceye kadar kapısında bekleyelim. Cumhurbaşkanı Sezer, Kıbrıs Türk muhalefetinin sesini işitmek ister mi istemez mi, bilemiyoruz ama hiç değilse Kıbrıs sorununu bilmediklerini ve Denktaş’tan başka görüşün olduğundan habersiz olduklarını itiraf eden medya, Kıbrıs’ta Denktaş’tan farklı düşünen, Denktaş’ın Avrupa Birliği politikasını onaylamayan, Rumlar Avrupa Birliği ailesine katılırken Türklerin bu sürecin dışında kalmasının sakıncaları olduğunu idrak eden geniş halk kesimlerinin temsilcileri olduğunu öğrenmesi bile bir kazançtır.

Kaybedecek neyimiz kaldı ki? Bir de bu yolu deneyelim. Tutmazsa, demokrasilerde çare mi tükenir? Yedek alternatifleri konuşuruz.


Zeki Erkut|Ana Sayfa