Fikrimin İnce Gülü, 11 Mayıs 2003

Zeki Erkut

 

ÇÖZÜM VE AB KAZANDI

Kıbrıslıtürk toplumu olarak aylardır Ticaret Odası’nın seçimlerini konuşup durduk.

Sermayenin örgütlü kuruluşu Ticaret Odası’nın önceki yıl gerçekleştirdiği genel kurulunda işbaşına gelen ekibin öncekilerden farklı olarak kurulu düzenle hesaplaşmaya girmesi ve şimdiye dek görülmedik şekilde toplumsal muhalefetin yanında yer alması belki de Ticaret Odası’nın dün gerçekleşen genel kuruluna olan ilginin olağanüstü artmasına bir neden teşkil etmişti. Bir diğer neden ise Ticaret Odası’nın Kıbrıs’ın kuzeyinde hüküm süren statükoya rağmen dış dünyada bir yeri olmasıydı.

Ama sanırız en önemli faktör, Ticaret Odası yönetiminin çok net bir biçimde “Çözüm ve AB” politikasına dört elle sarılması, Annan Planı çerçevesinde bir çözüm istemesi ve bu doğrultuda belki de toplumsal muhalefeti oluşturan siyasal partilerin bile önüne geçmesi olmuştur.

Ticaret Odası’nın bu politikası statükoya ve Eroğlu-Denktaş yönetiminin AB ve çözüm karşıtı politikalarına taban tabana tersti. Oysa daha önce Ticaret Odası, Denktaş’ın dünürü işadamının hegemonyası altında gözükara bir statüko ve Denktaş savunuculuğu yapıyordu.

Yeni ve halkın yanında yer alan bir politika elbette ki kimi çevrelerce benimsenemezdi. Bundan olacak Ticaret Odası yönetimine ve en başta da Başkanı Ali Erel’e karşı en üst düzeyde ama düzeyi son derece düşük saldırılar başlatıldı. Statükocu gazeteler Ali Erel’i günlerce manşetlerine çektiler, akla gelmedik suçlamalarda bulundular. Sayın Denktaş bu çirkin ve karalama kampanyaları körükleyen kişi oldu. “Çeviz Kabuğu” gibi gerici-faşist Türk TV kanalları, sayın Denktaş’ın hiçbir belgeye dayanmayan ve ortaya atılan belgelerin sahte olduğunu bile bile Ali Erel hakkında kamuoyunda kuşku yaratma çabalarını malzeme yaparak kamuoyunu şartlandırmaya çalıştı.

Daha sonra sahte belgeler elden ele dolaştırıldı. İstanbul’un 5 yıldızlı bir otelinde düzenlenen “basın show”la Ali Erel’in AB fonlarından para aldığı ispatlanmaya çalışıldı. Basın toplantısına Kıbrıs’tan da statükocu gazeteciler davet edilip bu lüks otelde günlerce konuk edildi. Arkasından Kıbrıs’ın MHP’si sayılan bir parti bu yalan kampanyayı ve sahte belgeleri günlerce diline doladı. AB ve çözüm için aylardır çeşitli etkinliklerde bulunan örgütler şaibe altında tutulmak istendi. Hiç kuşku yoktur ki bu sahte belgeler istihbarat karargahlarının laboratuvarlarında hazırlanmıştı. Yani bu karalama kampanyalarına yön veren Kıbrıs’ta çözüm ve AB karşıtı Türk derin devleti ve onun Kıbrıs’taki işbirlikçileriydi. Ama it ürüdü kervan yürüdü.

Ali Erel başkanlığındaki Ticaret Odası yönetimi, çok geniş bir üye tabanının da desteğiyle Çözüm ve AB mücadelesinin en başlarında mücadelesini sürdürdü. İşte hazmedilmeyen de bu oldu. Ne yapıp edip bu y önetimi alaşağı etmek, derin devletin ve politikaya asla bulaşmaması gereken bir kurumun başlıca hedefi oldu. İş adamları Ticaret Odası yönetimine karşı kışkırtıldı, istifaya zorlandı. Bu da yetmedi, politikaya asla bulaşmaması gereken bir kurum tarafından “ürettiğiniz malları almayız, ihalelerimizden de boykot yersiniz” tehditlerine maruz kaldılar. Bir kısım iş adamı zaten statükodan yana idi. Birer birer bunlar tesbit edildi ve Ali Erel başkanlığındaki yönetime alternatif bir aday listesi oluşturuldu. Naylon üyelerle genel kurula hızlı bir şekilde hazırlanmaya başladılar. Bu arada genel kurulun iptali ya da en azından ertelenmesi için mahkemeden ara emri almaya çalıştılar.

Dün bu atmosfer içinde genel kurula gidildi. Yönetime iki ekip talipti. Birisi Ali Erel başkanlığında “Çözüm ve AB” diyen ekip, diğeri ise ayni hedefi savunur görünen ancak statükocu oldukları ve derin devletten beslendikleri bilinen başka bir ekip.

Ticaret Odası’nın genel kurulu geç ve olaylı başladı. Tehdit, santaj ve vaatlerle yazdıkları naylon üyelere rağmen seçimi kaybedeceklerini anlayan statükocular, gerici-faşist unsurların “kongre basması”, provokasyon yaratması”, “kürsüyü işgal etmesi” gibi çok bildik silahların hepsine birden sarıldılar. Hukuk yoluyla başaramadıkları ve naylon üyelere rağmen kazanma şansı bulamadıkları kongreyi bu kez zorbalıkla dağıtmaya çalıştılar.

Uzatmayalım, bunların hiçbiri sökmedi. Sökmeyince çareyi seçime girip boylarının ölçüsünü almadan kongreyi terketmekte buldular.

“Çözüm ve AB” politikası bir kere daha kazandı.

Tıpkı yerel seçimlerde Lefkoşa, Mağusa ve Girne’nin “Barış, Çözüm ve AB” sloganıyla seçime giren CTP’li adayların kazandığı gibi.

Kıbrıs’ın gerçeği budur artık. Çözüm ve AB karşıtı olup da varlık sürdürmek bundan böyle hiç de kolay olmayacaktır.

copyleft (c) 2001-03 hamamboculeri.org