Zeki Erkut|Ana Sayfa


Fikrimin İnce Gülü, 14 Mayis 2001
Zeki Erkut

BAŞKA ÇIKIŞ YOLU VAR MI?

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin, Rum müracaatını değerlendirip Rumları haklı Türkiye’yi suçlu bulduğu karara karşı resmi ağızlardan öfke eksik olmuyor.

Sadece öfke olsa neyse, bir de “umurumuzda değil”, “muhatap bile almadık”, “vız gelir-tırıs gider” gibi yaklaşımlar sergilenmiyor mu?

Birleşmiş Milletler, B.M Güvenlik Konseyi, Avrupa Parlementosu ya da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi gibi büyük, saygın ve uluslararası kuruluşlar sanki işola karar alıyorlar!

Anlıyoruz ki Rumlar Türkiye’yi Kıbrıs’ta mahkum eden bu kararı almak için tam altı yıl çaba göstermiş. Türkiye ise Şükrü Sina’nın ağzından aktaralım, “kendimizi savunmak ihtiyacı bile hissetmedik” anlayışıyla hareket etti. Yani yan geldi yattı, nasılsa Avrupa Birliği Türkiye’siz yapamaz, o nedenle aleyhe karar üretemez anlayışıyla hareket etti. Ondan sonra da “Avrupa bizi dinlemedi”, “Avrupa tek yanlı karar verdi”, “Avrupa’nın verdiği bu karar hukuki değil, siyasidir” gibi senaryolar üretildi.

Oysa bu “hem suçlu hem yiğitliği kimseye bırakmama” politikasıdır ki bu politikaların artık globalleşen dünyamızda yeri olmadığını anlamak gerekiyor. Bugün AİHM bir karar almışsa, bu karara 16 ülkenin hukukçusu imza atmışlardır. Bunun hukuki bir yanı yok da siyasi yanı mı var? O halde Türkiye için bu daha da kötü bir sonuçtur.

Bütün bunlar neden oluyor?

Türkiye’de medya bu konuda biz Kıbrıslılardan daha özgür ve daha ileri yorumlarda bulunuyor. Geçen gece, STV gibi muhafazakar bir televizyon kanalında yer alan bir formda konuşmacılar açık açık “Türkiye’nin Kıbrıs politikası iflas etmiştir. Türkiye bu tazminatı ödemeye mecburdur.”demişlerdir. Türkiyeli politikacılar misyonları gereği tribübünlere oynamakta ve efelik nutukları atmaktadır. Ancak, hukukçular tam tersi aklı başında yaklaşımlarla Türkiye’nin suçlu ilan edilmesindeki yanlışları ile bundan böyle yapılması gerekenleri sıralamaktadırlar.

Bugün Türkiye’nin başında hukuk müessesesinin zirvesinden gelmiş bir Cumhurbaşkanı var. Devletin Başbakanına anayasa kitapçığını fırlatıp “oku da öyle konuş” diyebilecek kadar hukukun üstünlüğüne inanmış, bu işin ciddiyetini iyi bilen bir kişi. O Türkiye’nin ne durumda olduğunu görmüyor mu sanılıyor?

Evet, Ecevit, Sükrü Sina, İsmail Cem, Devlet Bahçeli ve bizim burada Rauf Denktaş!

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde Türkiye’yi şuçlu bulan kararın çıkmasında doğrudan sorumluluğu olan politikacılar. Toplumlararası görüşme masasından kaçan ve dünyanın kabul etmediği ayrılıkçı politikalarda direnen, dediğim dedik politikacılar!

Şimdi tazminatı ödememekte direnseler, bundan sonra olacakları düşünmek bile tüylerimizi ürpetmeye yeter . Ödeseler, arkası gelecek ve en iyimser tahminlere göre ödemek zorunda bırakılacakları tazminat 15-16 milyar dolarlık bir rakama ulaşacak. Yani, bugün ekonomik iflasın içinde debelenip de 15-16 milyar dolar dış yardıma kavuşmak için çırpınan Türkiye kendini bir anda yeniden uçurumun dibinde bulacaktır. Kaldı ki uluslararası hukuku tanımazlık Türkiye’ye vaadedilen yardımları bile sekteye uğratabilir, bakarsınız ambargolar falan da gündeme gelebilir.

Yani neresinden bakılırsa bakılsın Ankara şahinleri ve Denktaş, hem Türkiye’yi hem de Kıbrıslı Türkleri ateşe atmıştır.

Bu aşamada ne yapmalı? Ecevit-Denktaş gibilerin politikadan göçüp gitmelerini beklemek kuşkusuz pekçok uzlaşmazlığın kendiliğinden kalkmasına yeter de artar bile. Ama onların politikadan çekilmelerini beklemeye ne Türkiye’nin, ne Kıbrıs’ın ne de dünyanın tahammülü kalmıştır.

Bıçak kemiğe çoktan dayandı. Bunun farkında değillerse, bir an önce gerçekleri görsünler. Türkün Türke ajitasyonu artık demode oldu, karın doyurmuyor.

Yapılacak iş bir an önce inadı bırakıp görüşme masasına oturmak ve federal çözümün bir ucundan yaklamaktır. Bugün Rumları haklı, Türkiye’yi suçlu, Denktaş’ı masadan kaçan taraf olarak nitelendiren ülkeler bu yolu öneriyor ve başka bir çözüm önerisine asla iltifat etmiyorlar.

Başka bir çıkış yolu gören var mı?


Zeki Erkut|Ana Sayfa