Fikrimin İnce Gülü, 15 Mayis 2001
Zeki Erkut
YANLIŞTA DİRENMEK
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Rumları haklı, Türkiye’yi de suçlu bulduğu son karardan sonra ipler iyice boşalmışa benziyor. İlk günlerin şaşkınlığını ve tutukluğunu üzerinden atan herkes kendine göre bir yorumda bulunuyor. Aslında fena da olmuyor. İlginç görüşler, ilginç öneriler ortaya çıkıyor. Tabii, içine yuvarlanılan uçurumdan çıkmak niyetinde olanlar için ilginç önerilerdir gördüklerimiz.
Maraş kozunun masaya konmasından tutunuz da Türkiye’nin AB kapısını kapamasına kadar bir dizi öneri ya da görüş etrafta uçuşuyor.
Bir kez daha belirtelim ki Kıbrıs Türk muhalefet güçlerinin öteden beri söylediği her şey bugün birer birer doğrulanıyor.
Muhalefet güçleri “Denktaş’la olmaz” demişlerdi. Denktaş’la oluyor mu?
Muhalefet güçleri “Türkiye, Kıbrıs kamburundan kurtulmazsa önü tıkanacak demişlerdi”. Öyle olmuyor mu?
Muhalefet güçleri “entergrasyoncu-ilhakçı politikalarda direnmek Türkiye’yi yalnızlığa sürükleyecek” demişlerdi. Gidiş o gidiş değil mi?
Yine AİHM kararına dönelim. AİHM’nin aldığı karar Türkiye’yi bir çıkmaza değil de bir yol ayırımına getirmiştir. Bir kere AİHM’yi tanımamak, kararlarını umursamamak mümkün değil. Alınan kararlar nihai karar olduğundan temyiz etme yolu da tıkalıdır. Yani ağırlığı olan bir karar alınmıştır. Ama Türkiye yine de AİHM’nin kararını tanımamakta direnirse neler olabilir? Türkiye öncelikle daha 1950’lerde imzalayarak kabul ettiği İnsan Hakları Konvansiyonlarına ters düşecek, daha sonra Avrupa Birliği kurumlarında temsil olunan üyelikleri askıya alınacak, daha sonra da çoğu siyasi olmak üzere bir dizi ambargoyla karşı karşıya kalacaktır. Bu durumda Türkiye’nin önünde duran alternatiflerin sayısı iyice azalacak demektir. Daha doğrusu iki seçenekle karşı karşıya kalacaktır. Birinci seçenek -ki en çılgınca olanıdır- herşeye boşverip Kıbrıs Türk toplumuyla entegrasyonu derinleştirecek ya da ilhak yoluna başvuracaktır. Bundan daha büyük yanlış olasılığı yoktur. Bu durumda başta 150 yıllık Avrupa Birliği hayali de suya düşmüş olacak üstelik Türkiye içine kapalı bir ortadoğu ülkesi olarak kalacaktır. Birleşmiş Milletler, BM Güvenlik Konseyi, ABD, İngiltere, Avrupa Birliği bu işe ne der, ne yapar onu şimdiden kestirmek mümkün değil.
Türkiye’nin önündeki ikinci seçenek ise görüşme masasına oturup Federal bir çözüm için pazarlık yapmaktır. Burada akılcı pazarlıklarla hem Kıbrıs başağrısından kurtulma hem de kendi pozisyonunu iyileştirme fırsatı yakalamış olacaktır.
Biz Kıbrıs Türkleri’nin beklentisi budur. Türkiye’nin, uzlaşmaz politikaları bir tarafa bırakıp uzlaşır politikalarla hem Avrupa Birliği ailesi içindeki yerini almasını hem de dünya devletler topluluğundaki yitirdiği itibarına yeniden kavuşmasını istiyoruz.
Bakınız peşpeşe gelişen olaylara!
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Türkiye’yi Kıbrıs’ta insan haklarını ihlal ettiği gerekçesiyle suçlu buldu.
Can Azerbaycan, kardeş Azerbaycan bu zor günlerinde Türkiye’yi hem yalnız bıraktı hem de arkadan vurdu. Daha açık bir ifadeyle söyleyelim Azerbaycan, Türkiye’ye olan 300 milyon dolarılık borcun üzerine yattığı yetmezmiş gibi tohumunu, gübresini aldığı pancarı Türkiye’ye satmak yerine gizlice İran’a sattı.
Olimpiyat Komitesi, İstanbul’u 2008 yılı Olimpiyatlarının yapılabileceği aday kentler kategorisinden çıkardığını açıkladı.
Sizce bunların hepsi de rastlantı mı?
Sizce bunların Türkiye’nin Kıbrıs politikalarıyla bir bağı olabilir mi?
Sizce bunlar, Türkiye’nin Kıbrıs politikasında değişiklik yapmaması halinde olacakların ilk sinyaller mi?
Doğru oturup doğru konuşmanın zamanıdır sanırız. Türkiye’yi daha kötü günler bekliyor. İç politikadaki didişmeler ve ekonomik bunalım, öte yandan IMF’den, Dünya Bankasından beklenen yardım, yabancı yatırımcılara olan ihtiyaç Türkiye’yi zayıf düşürmüştür. Üstüne üslük Kıbrıs sorundaki uzlaşmaz ve katı tavırları nedeniyle bir dizi ülke de gardını almış, ilk fırsatta indireceği darbeyi hesaplamaktadır.
Türkiye bunların hiçbirini haketmiyor aslında.
Türkiye’nin akılsız iki-üç politikacı nedeniyle uçurumun dibine yuvarlanıyor olmasının hiç de hoş yanı yoktur. Türkiye’nin bu duruma düşürülmesi biz Kıbrıslı Türklere ne zevk veriyor ne de bundan bir çıkarımız vardır.
Sadece Kıbrıs konusunda akıllı politikalar üretmek üzere bugünkü tavırlarını değiştirsinler, başka ihsan istemeyiz.