Fikrimin İnce Gülü, 19 Mayıs 2003 Zeki Erkut | ||
KIRK YILDA BİR Kıbrıs sorununda normalizasyona yönelik olarak gün geçmiyor ki yeni bir adım daha atılmasın.23 Nisan'da, iki toplumu 29 yıl boyunca bir birinden ayıran sınırların biraz olsun aralanmasıyla başlayan yeni süreç, TC Başbakanı R.Tayyip Erdoğan'ın dünkü açıklamasıyla bir ivme daha kazandı. Tayyip Erdoğan, Türkiye'nin Kıbrıslırumlara uyguladığı ambargonun kaldırıldığını ve sınırların bundan böyle Kıbrıslırumlara açıldığı duyurusunu yaptı. Ve dedi ki: "Bu kararı tam kırk yıl sonra aldık" . Erdoğan, atılan bu adımla ve yapılan açıklamayla başta AB olmak üzere dünyaya barış mesajı verdi. Türkiye gerçekten de 1963 yılından beri tanımadığı "Kıbrıs Cumhuriyeti"ni tam 40 yıl sonra yine tanımıyor ama bu kez kavganın yersiz olduğu noktasından hareketle tek yanlı olarak sınırlarını açmak suretiyle barış elini uzatıyor. Biz, Türkiye'nin Kıbrıs'la ilgili dış politikasının yanlış temeller üzerine oturtulduğuna ve dünyayı reelpolitik normlar çerçevesinde değerlendirmekten aciz eller tarafından yöneltildiğine inandığımızdan sürekli olarak doğru bildiğimizi söylüyoruz ve bu durumda da hep Türkiye'yi eleştirir pozisyonda oluyoruz. Ama bu kez diyoruz ki "kırk yılda bir doğru yaptınız"! Dile kolay, 40 yıl! Nedeni ne isterse olsun, bir ülkeyle 40 yıl kavgalı olmanın mantığı var mıdır? Kaldı ki bu ülke, komşu bir ülke. Ayni iklimde ve ayni coğrafyada olan iki komşu ülke bu kadar uzun kavgalı kalabilir mi? Ama Türkiye, Kıbrıs Cumhuriyeti ile , - ki Türk yetkililere göre adı hala "Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'dir- kavgalı kalmayı başarabilmiştir. Şimdi, eksik dahi olsa bir adım atıldı ve Kıbrıslırumlar vize almak suretiyle ve arzu ettikleri takdirde KKTC hava ve deniz limanlarını da kullanmak suretiyle Türkiye'ye gidebilecekler. Doğru birşey yapılmıştır. Nitekim R.Tayyip Erdoğan bu kararı açıklarken partili tabanı "içimize tek bir Rum bile sokmayız" demeyip karara alkış tutmuştur. O sırada bilmem kaçıncı konferansını vermekte olan Denktaş bey de karara karşı açıktan açığa karşı çıkmayıp kerhen dahi olsa "olumlu" diyebilmiştir. Ne var ki biz hala atılan bu adımların herhangi bir çözümün alternatifi olmadığını bir kez daha vurgulama ihtiyacındayız. Ne yapmaya çalışılıyor hala anlayabilmiş değiliz. Eskiden toplumsal muhalefet "anlaştığınız kadarını uygulamaya koyun" dediğinde "salam politikası olmaz, ya bütünlüklü bir çözüm olur ya da hiç olmaz" diye karşı çıkılıyordu. Şimdiki politika "salam politikası" değil de nedir? Olsun, bu kadarı bile iki toplum arasındaki güvensizliği yıkmaya yetti de arttı bile. Ama hani Rum uçaklarının Türkiye havalimanlarına iniş yapması, gemilerinin Türk limanlarını kullanması? Hani Kıbrıslıtürklerin isterlerse güneyde konaklaması? Larnaka havaalanından hareketle seyahat etmesi? Bunları hayata geçirmek zor mudur? Neden bu yönde karar alınmıyor? Ne bekleniyor? "Kıbrıs Cumhuriyeti" pasaportları yasal hale getirildi ama Kıbrıslıtürkler için bunu kullanmak için hala yol açılmış değil. Demek ki hala eksik birşeyler var. Üstelik Türkiye'nin niyeti ya da stratejisi de hala belirgin değil. Kıbrıs'ta gerçekten bir çözüme hazırlar mı? Annan Planı temelinde bir anlaşma mı? Denktaş'ın da tezi olan "iki devletlilik" mi? Denktaş'ın ve Türk şahinlerin tezi olan "Türkiye AB'ye girinceye dek Kıbrıslıtürk toplumunu "derin dondurucuya" koymak mıdır? Neyin peşinde oldukları belli değil ama atılan adımları olumlu buluyoruz. Bir de şu noktalara açıklık getirmek gerekir sanıyoruz. Kıbrıslıtürklerin konumu hala belirgin değil ve 1 Mayıs, 2004'ten sonra gerek Türkiye'nin Kıbrıs'taki konumu gerekse Kıbrıslıtürk toplumunun statüsü ne olacak bunu kimse konuşmuyor. Türkiye'nin Kıbrıslırumlara sınırlarını açması olumludur dedik ama "bu bir tanıma değildir" demenin mantığını anlayamıyoruz. Tıpkı "biz sınırları açtık, siz de ambargoları kaldırın" denilmesinin mantığını anlayamadığımız gibi. Türkiye'nin sınırlarını Kıbrıslırumlara açması AB kapısında bekleyen bir aday ülkenin yapması gereken bir şeydir. Ama Kıbrıs'ta Kıbrıslıtürklere uygulanan ambargoların kalkması, siyasal bir çözümle ya da bugünkü statükoyla "Kıbrıs Cumhuriyeti" kimliğini içimize sindirmemizle mümkün olacağı aşikardır. İhracat yapmak istiyorsak, eskiden olduğu gibi ihracat evraklarına "Kıbrıs Cumhuriyeti" mühürü vurup, Kıbrıs Cumhuriyeti hükümetinin kabul edeceği birinin imzalamasına dönüş yapmak gerekir. Eskiden böyleydi ve bu toplum gerek Ortadoğu ülkelerine gerekse Avrupa'ya bal gibi ihracat yapıyordu. Spor ambargoları da öyle kalkabilir ancak. İki tarafın federasyonu bir konfederasyon çatısı altında birleşir, tepelerine de "AB ya da Kıbrıs Cumhuriyeti bayrağı" çeker, ayni ligde mücadele eder. Şampiyon olanı da UEFA'ya, ya da Dünya Kupası maçlarına uğurlarız. Demek ki atılan adımlar başka, ambargoların kaldırılması başka birşeydir. Elmalarla armutları karıştırmamak gerekir. Normalizasyona yönelik adımlar elbette ki atılacak, ama bunu şarta bağlamak ne derece doğrudur bilemiyoruz. Hele Kopenhag ve Lahey zirvelerinindeki altın fırsatları kaçırdıktan sonra karşı tarafa şart koşmak gibi bir lüksümüzün olmadığı bilindiği bir ortamda. copyleft (c) 2001-03 hamamboculeri.org
| ||