Fikrimin İnce Gülü, 21 Mayıs 2003

Zeki Erkut

 

KİM HANGİ ADIMI ATACAK?

Türk tarafının Kopenhag, Lahey ve Atina Zirvelerinde kaçırdığı altın fırsatlardan sonra 23 Nisan'dan bu yana atmakta olduğu adımlar insana ister istemez "şimdi sırada ne var?" dedirtiyor.

Aslına bakacak olursak gözle görülebilecek ve elle tutulabilecek tek şey 29 yıldan bu yana iki toplumu birbirinden ayıran sınırların biraz aralanmasından ibarettir. Ama bu bile iki toplumun bir anda yeniden kaynaşmasına ve güven tazelemesine yetti de arttı bile. Dünün milliyetçi-şoven kesimlerinin bugün Kıbrıslırum toplumundan övgü ile söz etmesi statükonun temellerinin çatırdadığına işarettir. Kıbrıslırum toplumunda da benzer duygular yaşandı. Türkleri hep düşman bilen, değilse bile mesafeli ve kuşkulu yaklaşan pek çok insan bugün yanılgı içinde olduklarını kabul etmektedirler.

Her gün binlerce kişinin karşı tarafa geçmesi, 20 bin Kıbrıslıtürk'ün Kıbrıs Cumhuriyeti pasaportu almak için Kaymakamlıklar önünde izdiham yaratması, Kıbrıslırumların kuzeydeki otellerde üç gün süreli olarak konaklayabilmeleri bu sürece damgasını vuran olaylar arasında başı çekiyor.

Şu ana kadar karşılıklı adımların atıldığına tanık oluyoruz. Her iki taraf da birbirlerinin siyasal varlıklarını tanıma noktasını atlamak suretiyle birşeyler yapmaya çalışıyor.

Ama yapılacak daha pekçok şey var.

Amaç, ayni coğrafyayı paylaşan insanların yaşamlarını kolaylaştırmak ve çözüme katkı sağlamaksa daha işin başında olduğumuzu söyleyebilirz.

Örneğin, sınır kapıları aralandı ama kimlik ve pasaportla geçişlerle araçlı geçişler tam bir Çin işkencesini anımsatıyor. Bir kere Avrupa Birliği sınırları içinde kimlik-ve pasaport göstermek ve belge doldurmak suretiyle seyahat etmek gibi bir olay terk edilmiştir. Seyahatinizi sınırlayacak bir uygulamaya hiçbir yerde rastlayamazsınız. Ama bizde her iki yönetim de "ben varım"yarışı içinde vatandaşa zorluk çıkarmaktadırlar. Araçlı geçişlerde yaşanan izdihamın yanısıra pahalı araç sigortaları da neredeyse insanın aklına "bunlar kapıyı araladı ama seyahat etmemizi istemiyorlar" gibi bir düşünce getiriyor. Oysa kimlik-pasaport ibraz etmek gibi işlemler kaldırılsa, gerek yaya gerekse araçla geçişler için daha fazla sayıda sınır kapısı aralansa, araç sigortalarımız adanın her tarafında geçerli kılınsa kıyamet mi kopar? Niye 3-5 sigorta şirketine avanta sağlansın?

Bakınız, düne dek en katıksız bir şekilde barış ve çözüme şiddetle karşı çıkıp "aramıza bir tek Rum'un girmesine bile razı değiliz" diyen Arasta esnafı ile Lefke-Güzelyurt'un statütocu esnafı bugün "bu yörelerden sınır kapısı açılmazsa seçimleri boykot edeceğiz" noktasına gelmişlerdir. Onların da bu isteklerine kulak verilsin.

Daha fazla sınır kapılarının aralanmasına kimsenin itirazı yoktur.

Lefkoşa surlar içi ticaretini canlandıracağı kesin olan Ermu Caddesi'nden bir kapının aralanması da yerinde olur. Hatta Çağlayan bölgesinde, Ay Kasiano sınırından bir geçit verilmesi de geçişlerdeki yoğun trafiği azaltabilecek ve her iki tarafta gözlemlenen terkedilmişliğe son verebilecektir.

Lefke-Güzelyurt ile Yeşilırmak bölgelerinden de öyle.

Sayın Denktaş sınırların delik deşik olmasından korkmasın. Korkunun ecele faydasının olmadığını anladığını sanıyoruz. Artık eski çamlar bardak oldu!

Ama deniliyor ki buraların açılması için daha fazla sayıda polise ve gümrük memuruna ihtiyaç vardır. Hiç de değil. Kontrolcu-baskıcı bir kafayla hareket edilmezse daha fazla personele ihtiyaç da duyulmaz.

Serbest ticaret için de adımlar atılabilir. Gerek AB, gerekse Türk yönetimi karşısında eli güçlü pozisyonda olan Kıbrıs Cumhuriyeti yönetimi bunun yolunu ve koşulunu ortaya koymuştur. Eskiden olduğu gibi "Kıbrıs Cumhuriyeti mühürü"nü kullanıp yurt-içi serbest ticareti sağlayamaz mıyız? Bu yolla ticaret ambargosunu kıramaz mıyız?

Maraş'ın hala "koz" olarak tutulmasının da anlamı kalmadı. Bugün karar verilse Maraş en erken 5 yıl sonra yeniden turizmin gözdesi bir kent olabilir. Zamana oynamanın kime ne yararı var?

Bugün Kıbrıslıtürklerin güneyde konaklamaları ya da güney limanlarını kullanmak suretiyle seyahat etmeleri de belirsizliğini koruyor.

Yasak mı, değil mi kimse bir şey söylemiyor ya da kimse bir şey bilmiyor.

Bunlar Türk tarafının tek yanlı olarak atabileceği ama sonuçta Kıbrıslıtürk toplumuna yarar sağlayacağı aşikar olan adımlardır.

Bu adımları atmaktan korkmamalı. Hatta "karşılığında Rum tarafı da adım atmalı" koşulu da ileri sürmemeli.

Çünkü bunlar çözümün alternatifi değil, iki toplumun birbirini daha yakından tanımalarını ve karşılıklı güvenin yeniden pekişmesinini sağlayıcı insani yaklaşımlardır. Dahası bu adımların atılmasından en fazla yararı sağlayacak olan toplum da Kıbrıslıtürk toplumudur.

Haydi, daha fazla irade, daha fazla cesaret!

copyleft (c) 2001-03 hamamboculeri.org