Zeki Erkut|Ana Sayfa


Fikrimin İnce Gülü, 23 Mayis 2001
Zeki Erkut

İLGİNİZİ ÇEKİYOR MU?

Pazar günü Rum kesimi yeni bir seçim heyecanı yaşayacak. Artık son mesajlar veriliyor, kararsız oylar üzerinde etkili olunmaya çalışılıyor.

Kıbrıs Türk toplumu, Rum kesiminde yapılan seçimlere öteden beri ilgi duymaktadır. İki ayrı devleti savunan etkili ve yetkili çevrelerden tutunuz da sıradan insanlarımıza kadar herkes az ya da çok hem partilerin propaganda malzemelerine hem de seçim sonuçlarına ilgi duyuyor. Kendi derdimize düşmüş, bankaların batmasından son yaşanan ekonomik krize kadar bunları nasıl aşacağımızı düşünürken bile bir gözümüz, bir kulağımız yine Güney’de.

Nasıl olmasın ki?

Kıbrıs’ın Avrupa Birliği’ne üyeliğinin yakın ve iki toplumun geleceğinin önemli ölçüde şekilleneceği bir süreçte orada olup bitenlere ilgisiz kalmak mümkün değil.

Şu bir gerçek ki, Kıbrıs sorununun içinde bulunduğu çıkmaz karşısında Rum toplumu değil ama özellikle biz Kıbrıslı Türklerin tutunabileceği bir dal bulabilmesinin koşulları iyice azalıyor. Konfederasyon, entegrasyon ve ilhak politikalarıyla günü kurtarıp yarına kadar ayakta kalabilme hesapları tutmuyor da acaba Rum kesiminde halk ve partiler ortak bir gelecek için ne düşünüyor?

Şaşırtıcıdır ki şoven politikalarla seçmenin aklını çelme yaklaşımlarına daha önceki seçimlerde tanık olduğumuz gibi pek rağbet gösterilmiyor. Ne seçim yarışındaki partiler ne de halk “Girne’ye Yunan bayrağının dikilmesi” ya da “Tüm Rum göçmenlerinin evlerine dönmesi” gibi önceki seçimlerde prim yapan söylemlerle hareket etmiyor. Bu söylemlere zaman zaman başvurulması da Denktaş’ın ya da Tahsin’in anladığı şekliyle değil “hukuki bir hak”kın dile getirilmesinden öte bir anlam taşımıyor. Ama daha dikkat edici söylemler arasında Federal bir çözüm,“1977 Denktaş-Makarios” ve l979 Denktaş-Kiprianu” doruk anlaşmaları var. Altlarında Türk ve Rum liderlerinin imzası olan bu doruk anlaşmalarına daha sıkça başvurulduğunu görüyoruz. “Güven artırıcı önlemler paketi” de seçim malzemleri arasında.

Gerçekte Rum kesiminde bu söylemlere başvurulması ya da diğer bir deyişle sahip çıkılması dikkat çekicidir. Pekala, şoven duygulara hitap edebilirlerdi. Ama tercihleri şoven politikalar olmadı. Tam tersine tüm partiler BM’nin, Avrupa Birliğinin ve dünya kamuoyunun benimsediği ilkeler çerçevesinde hareket ediyorlar.

Onları bu yaklaşımını “samimi midirler? yoksa ikiyüzlü mü davranıyorlar?” diye yargılamak gereksiz gibi. Ortada kilitlenmiş bir sorun, masadan kaçan bir Türk lider ve seçimleri ilgiyle izleyen uluslararası kamuoyu vardır. Uluslararası kamuoyu, hele Kıbrıs sorununa taraf olan ülkeler için seçim atmosferinde ne söylendiğini elbette ki önemlidir. Nihayet seçim sonrası başta ABD olmak üzere konuya taraf ülkeler ve AB, tarafları yeniden masaya oturtmak için girişmlerini yoğunlaştıracaklar. Bakacaklar ki Rum tarafının istemleri arasında BM’nin öngördükleri, Türk tarafının istemleri arasında ise BM’nin ve diğerlerinin kabule yaklaşmadıkları politikalar var. BM, ABD, AB ve diğerleri elleri kolları bağlı seyirci mi kalacaklar? Sanmıyoruz. Mutlaka tavır alacaklar ve alacakları bu tavır “Türk tarafı yine çözümsüzlükte direniyor” şeklinde olacaktır. Bunun arkasından globalleşen dünyada yalnız ve korumasız bir Türkiye ve Kıbrıs Türk halkı kaderiyle baş başa kalacaktır.

Ne yazık ki Rum kesiminden yükselen “federal bir çözüm”, 1977 ve 1979 Doruk Anlaşmaları” ve “Güven Artırıcı Önlemler” söylemleri fırsat bilip de Kıbrıs Türk toplumunu, içinde bulunduğu kısır döngüden kurtarıp alacak politikalar üretilmiyor.

Oysa, Rum kesiminde seçimler nedeniyle dile getirilen politikaları, geleceğini arayan ve daha mutlu bir yarını düşleyen herkesin düşünmesini gerekir.

Ortak bir yol bulunamaz mı?


Zeki Erkut|Ana Sayfa