Fikrimin İnce Gülü, 2 Mayis 2001
Zeki Erkut
BİR ŞEY YOK DİYEMEYİZ
Türkiye’deki gelişmeleri dikkatle izliyoruz. Cumhur Ersümer’in istifasından Kemal Derviş’in Amerika ziyaretine, F tipi cezaevlerinden Beritan aşiret reisinin verdiği demokrasi dersine kadar pekçok gelişmeyi dikkatle izliyoruz.
Pek çok gösterge, Türkiye’nin artık eski Türkiye olmadığını ya da olamayacağını gösteriyor. Buna ister dünya koşulları öyle gerektiriyor deyiniz, isterse Türkiye’yi çıkmaz sokakta yakalayan IMF, Dünya Bankası gibi kuruluşların dayatması. Sonuçta ordudan politikaya, ekonomiden kültüre sanata kadar herşeyde bir değişim görülüyor. Kuşkusuz değişmemekte direnen, çıkarları öyle gerektirir diye bile bile çağdışında kalmayı tercih edenler de var.
Türkiye’deki gelişmeleri neden izliyoruz?
Bu işin saklısı gizlisi yok. Biz burada Kıbrıslı Türkler olarak ne bugünümüze sahip çıkabiliyoruz ne de yarınlarımızı planlayabiliyoruz. Sağ siyasi irade “şükran” diye diye kendisini o kılığa sokmuştur ki bunun bedelini tüm topluma ödettirmektedir.
Dolayısıyle bir gözümüz dünyadaki gelişmelerde öbürü ise Türkiye üzerindedir.
Egemenlik bizde olmadığı sürece ve kendi kaderimizi kendi özgür irademizle tayin edemediğimiz sürece bu hep böyle olacağa benziyor.
Neyse gelelim dikkatle izlediğimiz gelişmelere.
Neler oluyor?
Türkiye çıkmaz sokakta. Parası pul olmuş. Dış yardım almazsa iflasın girdabında boğulacak. Ve böyle bir ortamda Amerika-IMF-Dünya Bankası Kemal Derviş’e görev veriyor, “git kurtar” diyerek. Dünya Bankası Başkanı Wolfenshon diyor bunu.
Kemal Derviş gelir, şortunu giyer, kolları sıvar..
Arkasından yardım istemek üzere Avrupa’nın, Amerika’nın yolunu tutar.
İşte, bu noktada lütfen dikkat buyurun. Kimse Türk ekonomisinin daha da kötüye gitmesinden yana değildir. Herkes yardıma hazırdır. Bu gerçeği, “Türkün Türkten başka dostu yoktur” diyenler de kabul ediyor. Ne var ki kimse de “ben kuruşu vereyim Araba, ister kumara harcasın ister şarapa” mentalitesiyle de hareket etmiyor. Milyonlarca emekçiden sömürülmüş yani kolaylıkla kazanılmış bir para dahi olsa kimse parasını boş yere atmak istemez. Nitekim Almanya, Japonya, IMF, Dünya Bankası v.s’nin altını çizdiği tek bir şey vardır: “İhtiyaç hissettğiniz bu parayı size verebiliriz.Bu sizin son şansınız. Ancak bizim de bazı koşullarımız vardır”
Evet, aşağı yukarı söylenenler bunlardır. Yani yapılacak yardım şartlara bağlıdır.
Nedir bu şartlar?
Ağır ağır anlıyoruz. Örneğin yasalardaki değişiklikler, özelleştirmeler, yolsuzluklarla mücadele, yolsuzluğa adı karışan Cumhur Ersümer’in istifa ettirilmesi..
Daha yok mu?
Var elbette. Daha önce bir yazımızda belirttiğimiz gibi Türkiye’ye yardım etmeye hazır olan ekonomik-mali-politik çevreler, Kürt ve Kıbrıs sorunlarının da çözümünü dayatmaktadırlar.
Kemal Derviş istediği kadar “Türkiye’ye yapılacak yardımı siyasal koşullara bağlamayın, biz santaja boyun eğmeyiz” desin.
Türkiye dış politik şahinleri istediği kadar “bizi kimse tavize zorlayamaz” desin.
Aldıkları yanıt şu olmuştur: “Yardım elbette tavize ve bazı koşulların yerine getirilmesine bağlıdır”
Bundan kim ne anlam çıkarırsa çıkarsın. Sadece, uzun bir aradan sonra Türkiye medyasında bir yerlerden düğmeye basılmış gibi ayni anda Hürriyet’ten Hadi Uluengin, Star’dan Semih İdiz, Milliyet’ten Sami Kohen, Sabah’tan Metin Münir v.s gibi yazarların Kıbrıs sorununu konu etmelerine “sadece bir rastlantı” gözüyle bakabilir miyiz?
Ayni günlerde -yalanlanmış olsa bile- Fileleftheros gazetesinin eski bir planı yeniden gündeme getirmesi, ya da sayın Denktaş’ın Rum kesiminde yapılacak genel seçimlerden sonra görüşme masasına oturacağı haberinin derin kulislerde konuşuluyor olması rastlantı mıdır?
Lego taşlarını yerli yerine oturtunca ortaya galiba doğru dürüst bir figür çıkabiliyor.
O halde dünyadaki ve Türkiye’deki gelişmeleri dikkatle izlemeye devam!