Fikrimin İnce Gülü, 4 Mayıs 2003

Zeki Erkut

 

MEVSİMİ GELDİ ARTIK

Arkadaşımız, müzik emekçisi Acar Akalın'ın yıllardan sonrak okuduğu şarkı hızla gelişen olaylara paralel olarak nasıl da "cuk" gibi oturdu. "Mevsimi geldi artık kokusu etrafında yasemini boynuna geçir ve düş yollara" diyordu.

Daha önceki şarkısını da yıllar yılı insanlarımızın diline dolamış, meydanlarda bir ağızdan okumuştu. "Güzel günler hangi dağın ardındadır, varabilmek mümkün müdür hiç o dağlara"

Akşam, Genç TV, 1997 yılında kurulan ve her türlü baskıya ve yasaklamaya göğüs gererek çalışmalarını bazan karma köyümüz Pile'de, bazan da yurt dışında sürdüren "İki Toplumu Koro"yu stüdyolarında konuk etti. Kıbrıslıtürkler ve Rumlardan oluşan koro, ilk kez baskı görmeksizin şarkılarını okudular. Acar'ın şarkısını da seslendirirlerken eminim ki benim gibi daha çok sayıda insanın yüreğini dağlamış, gözleri yaşartmıştır.

Gerçekten de güzel günler artık dağların arkasında değil. Ne dağ kaldı ne de tepe. Sınır kapılarının aralanmasıyla herşey dümdüz oldu. Daha düne kadar günde iki kez basın bildirisi yayınlayıp "içimize tek Rum istemeyiz, Denktaş'a sonsuza kadar destek olacağız" diyen Arasta ve Asmaaltı Esnafının bile bugün duvaların yıkılması için Denktaş'ın kapısını aşındırdıklarını gördükten sonra artık bu kanaatim iyice pekişti. Artık hiçbirşey eskisi gibi olmayacak, olamayacak.

Mevsimi gelmişti artık ve dün Larnaka'da deniz kıyısındaki "Monte Carlo" balık restorantında öğle yemeğimizi alırken bunları düşünmekten kendimi alamadım.

Telefonla İstanbul'u aradım. Eskiden bu mümkün müydü? Yarın öbürgün tüm Kıbrıs, Türkiye üzerinden ve pahalı tarifelerle telefon konuşması yapmaktan kurtulacak. Türk araçları da artık Kıbrıs'ın bu güne dek Türk otoriterlerce yasaklanmış güneyinde serbestçe dolaşabilecek. Bunu diğerleri izleyecek.

Larnaka'da dolaşırken bambaşka duygularla boğuşup durdum. Üstelik Kıbrıs'ın güneyine ilk kez geçenlerden de değildim. 1974 sonrası gazeteci, sendikacı, Barış Derneği başkanı ya da diplomatik misyonların verdiği resepsiyonlara katılmak için çok sayıda geçişim olmuştu. Konferans vermek için de öyle.. Ama bu kez duygularım bambaşka oldu. Daha önce tadmadığım bir rahatlama ve özgürlük duygusuydu belki de yaşadığım. Kendi ülkemde, ilk gençlik yıllarımın gömdüğüm bu "yasak" toprakları şimdi daha farklı gezebiliyordum. Yabancılık çekmeden ve yadırgamadan ve yadırganmadan.

Demek ki bunca acının, bunca cefanın çekildiği bu küçücük adada mevsimi gelmişti artık. Barışın, özgürlüğün ve mutluluğun.

Üstelik ne de özlemiştik, ne de hak etmiştik sevinmeyi ve mutlu olmayı.

Şimdi bunun tadını çıkarmak lazım. Bir yandan bize kaybettirilen yılların acısını çıkarıp hayata yeniden ve dört elle sarılmak, öbür yandan yeni koşulların tahlilini yapıp barış ve yeniden yapılanmanın mücadelesini yürütmek lazım.

Herşeye yeni bir başlangıç yapmak gerekir aslında. Hiçbirşey için geç değil. Tarihin yeniden yazılmaya başladığı 23 Nisan'dan, yani sınır kapılarının ansızın biraz aralanmasından sonra yeni bir başlangıç yapmak lazım. Bunun için koşullar tam olgunlaşmış değil aslında ama bunu zorlamak lazım. Hala sınır kapılarında binlerce araç kuzey'e ve binlerce kişi güneye geçmek için saatlerce sınır kapılarında işkence çekiyor. Her alanda hala belirsizlikler var. Daha fazla temas, daha fazla fikir cimnastiği ile daha iyiye, daha güzele gidilebilir inancındayım. Bunu ise yapacak olan halktır. Politikacılar değil. Halk, politikacıların önünde gittiği ve politikacılar hala "populist" yaklaşımlarla ya da politik kaygılarla süreci dışardan seyretmeye devam ettikleri sürece halka çok iş düşecektir.

Bu son günlerde görebildiğimiz, bu süreci hala içlerine sindiremeyenlerin olduğudur. Örneğin sayın Denktaş, hala olanları kabul edemiyor. Bir yandan "kapıları açtım" diye hava atıyor diğer yandan da Türkiye'de kapı kapı dolaşıp köknemiş fikirlerle yalnızlığını paylaşacak taraftarlar bulmaya çalışıyor.

Dün, ille de Türkçülük Günü'ne rastlanmasına çalışılan ve mehter marşıyla açılışı yapılan konferansın amacı da sayın Denktaş'a destek amacı taşıyordu. Sayın Denktaş da 165 kişilik milliyetçi-gerici bir güruhu karşısında görünce coştukça coştu ve sanki köprünün altından sular hiç akmamış gibi olmazsa olmazlarını sıralayarak yaşanılan sürece adeta meydan okudu.

Varsın konuşsun. Halkıyla yollarını ayırdıktan sonra ne söylese nafile!

Mevsimi gelmişti artık ve bu halk bu mevsimi dolu dolu yaşayacaktır. Süreci durdurmakya da geriye dönüşünü zorlamak mümkün değildir.

Yeni bir süreç başladı ve yeni süreç, yeni görevler yüklemektedir.

Tıpkı şair Cemal Süreyya'nın söylediği gibi:

"Biz yeni bir hayatın acemileriyiz

Bütün bildiklerimiz, yeniden şekilleniyor

Şiirimiz, aşkımız yeniden

Son kötü günleri yaşıyoruz belki

İlk güzel günleri de yaşarız belki"