Fikrimin İnce Gülü, 18 Haziran 2004 Zeki Erkut | ||
BİZ NE OLACAĞIZ? Bir süredir dönüp dolaşıp ayni noktada buluşuyoruz. Haklı olarak da neredeyiz, ne yapıyoruz, durum nedir diye kendi kendimize soruyoruz. Aslında tüm toplum katmanları arasında bu tür soruları soranlar giderek çoğalıyor. Hatta daha iddialı konuşmak gerekirse, hatırı sayılır bir insan topluluğu homurtularla başlayan süreci yüksek sesle şikayetlere dönüştürmüş durumda. Şikayetlerin ağırlık noktasını hükümetin icraatları oluşturuyor. Bunu kimsenin kolayca yadsıyacağı yoktur. Tümüyle inkarcı değiliz ama ortada elle tutulacak ya da altı çizilecek bir icraat görmüş değiliz. Şöyle akılda kalacak, göğsümüzü gere gere savunabileceğimiz bir icraata hükümetin imza attığını görmedik. Boyuna mazeret üretiyoruz ama bu hem çözüm değil hem de kendi kendimizi kandırmaktan başka birşey değil.Hükümette sorun var mı? Var. Ama her şeyi de hükümette sorun var diye sineye çekmenin de anlamı yok. Erken genel seçime gidilmesi belki de en doğru yöntemdi. Kendine güvenen "hodri meydan" der ve gereğini yapardı. Ama öyle anlaşılıyor ki yeni bir seçimi göze alacak babayiğit bulmak zor. Hazır beş yıl milletvekili koltuğunda oturmayı elde etmiş birinin kolaylıkla bunu riske atması kolay değil elbette. Eskiden olsaydı, evet. Ama o zaman, bugün unutulan ya da terkedilen idealler ve hedefler vardı. Özellikle "sol" ideolojiden gelenler için milletvekilliği bir "ekmek kapısı" değil, toplumun sorunlarını dile getirmek ve çözümlemek için ele geçirilen bir araçtı. Şimdiki yükselen trendlerde bu hedef yoktur. O nedenle samimiyetine inandığımız üç-beş kişi dışında bir erken seçimi kimsenin düşünebileceğine ihtimal vermiyoruz. Yanılıyorsak, bunu kanıtlamaları zor değildir. Erken genel seçim isteyen milletvekilleri istifalarını sunarlar ve bir erken seçim için yasaların gereğini yapmasına fırsat verirler. Oysa hükümet ortağı partilerden gelen istifalarla başlayan kriz neredeyse iki ayı geçti. İki aydır ha hükümet kuruldu, ha kurulacak senaryoları dinliyoruz. Hükümet gider mi kalır mı tartışmaları arasında icraat beklemek safdillik olurdu zaten. Sığındığımız mazeret bu. Bu koşullarda kimse icraat beklememeli! Zaten önceliği dış dünyaya yaptığımız diplomatik ataklar oluşturuyor! İcraatsızlığın mazeretlerimiz bunlar. Ama her kademeden atamaların da doludizgin yapıldığını görüyoruz. Alın size icraat! KTHY hisseleri satın alınsın mı, alınmasın mı? Salih Boyacı cezasını çekmek üzere adaya getirilecek mi, getirilemeyecek mi? Elmas Güzelyurtlu'ya yargı yolu açılacak mı, açılmayacak mı? Elektrikte af konusu doğru muydu, değil miydi? Yeni kurulacak hükümete BDH dahil edilsin mi edilmesin mi? Bizce bunlar abukluktan başka birşey değildir. Bunlar toplumu boş yere meşgul etmektir. Temel sorun nedir? Toplumun asıl beklentileri nelerdir asıl ona bakmalı. Toplumun beklenileri güçlü bir hükümetle hayata geçecekse, güçlü bir hükümet kurulmalı. Bunun da yolu erken seçimden geçiyorsa, ayak sürümeden erken seçimi isteyenler milletvekilliğinmden istifa eder ve erken seçim kapısı açılır. Ama bugünkü meclis aritmetiğinden yeni ve güçlü bir hükümet çıkacağına inanılıyorsa, ona da diyecek yok. Yani ne yapılacaksa bir an önce yapılmalı. Çünkü dıştaki gelişmeler hiç de hoş değildir. İslam ülkeleri bizi ümmet statüsünden "devlet" statüsüne yükselttiler diye bayram ediyoruz ama gerçekte bunun da zerre kadar değeri yoktur.Bunca yıldır "KKTC" için ne düşünülmüşse "Kıbrıs Türk Devleti" için de ayni şey düşünülecektir. Ya da Amerikalı bir yetkili Türk temsilciliğini makamında ziyaret etmiş? Falan ülke sırtımızı sıvazlamış, diğeri yanağımızdan makas almış? Bunlarla avunmayı bir tarafa bırakıp gerçekçi olmaya çalışalım. Kıbrıslıtürk toplumu yüzde 65 oranında Annan Planı'na evet dedi diye herşey lehimize gelişiyor diye bir durum yoktur. Biz kendimizi hayallerimizle avutuyoruz ama Kıbrıs gerçeği de her fırsatta karşımıza çıkıyor. Bakınız, geçen gün Papadapulos ile Verheugen bir araya geldi. Kahve içip sohbet için değil elbette. Biz, sırtımızın sıvazlanmasıyla teselli bulurken onlar "KKTC'yle ticari ilişkiler ve Kıbrıslı Türklerin desteklenmesine yönelik önlemler üzerinde"konuştular. Biz Kıbrıslıtürkler için alınacak kararlar kimlerle ne nerelerde konuşulup pekiştiriliyor alın size örnek! Ama biz hala "Kıbrıs Cumhuriyeti bizi temsil etmez" diyoruz. "Dünya bizim dilimizi anlamaya başladı" diye teselli buluyoruz. Hani? Kim anlamış ki biz göremiyoruz. Gerçekçi olmanın zamanı geldi de geçiyor bile. Aralık ayına doğru süreç ilerliyor ve soğanın cücüğü gibi yine ortada kalmamız olasılığı var. Kıbrıs Cumhuriyeti'ni Kıbrıslırumlara terk ettik. Müslüman ülkeler bizi ümmetlikten "Kıbrıs Türk Devleti"ne terfi ettirdiler diye havalara girdik. Gariban bir Afrikalı geldi diye neredeyse "milli bayram" ilan edecektik. Öte yandan Türkiye, son olarak DEP'li tutuklu milletvekillerini serbest bıraktı diye Aralık'ta görüşme tarihi almaya bir adım daha yaklaştı. Aralık'ta tarih alırsa şaşmayalım. Peki ya biz Kıbrıslıtürk toplumu? Ne olacağımızı biraz düşünsek fena olmaz, değilmi? Biz ne olacağız? copyleft (c) 2001-03 hamamboculeri.org
| ||