Fikrimin İnce Gülü, 22 Haziran 2001
Zeki Erkut
HA FAZİLET HA BİZİMKİLER
Bugün Türkiye’de iki yıldır süren “Fazilet Partisi’ni kapatma davası” sonuçlandı ve Anayasa Mahkemesi bir kez daha siyasal bir partiyi kapattı.
Kapatılan Fazilet Partisi, islamcı bir parti, bunun tartışılır bir yanı yoktur.
Ancak Anayasa Mahkemesi, Fazilet Partisi’nin daha önce kapatılan Refah Partisi’nin devamı olduğu şeklindeki savcılık iddialarını benimsemedi. “Laiklik karşıtı odak” gerekçesiyle Fazilet’in kapısına kilit vurdu.
Anayasa Mahkemesi’nin kararı nihai olduğu için bu kararın dönüşü yoktur. Karar kesindir ama kamuoyu vicdanı galiba bu kararı pek de haklı bulmuşa benzemiyor. Üstelik herkesin aklında “Avrupa Birliği” bu işe ne diyecek sorusu var. Çünkü, hatırlanacağı gibi AİHM, Refah Partisi’nin kapatılmasını da haklı bulmamıştı.
Neyse, konu daha çok yeni. Bundan sonra neler olacak yine hep birlikte izleyeceğiz. Yalnız şunun altını çizmeden geçmemek gerekir inancındayız. Türkiye gerçekten uçurumun eşiğinde. Kurtarıcı diye çağrılan Kemal Derviş bile “ülke o denli yangın yerine dönüştü ki dış borçları ödememeyi bile düşündük” şeklinde açıklama yaptıktan sonra siz anlayın Türkiye’nin durumunu. Üstelik bir de Avrupa Birliği’ne hazırlık mahiyetindeki ev ödevleri var. Ev ödevlerinden biri de düşünce özgürlüğüne sınır getirilmeyeceği, kişi ya da kurumların düşüncelerinden ötürü cezalandırılmayacağı var.
Türkiye, Fazilet Partisi’ni kapatmak suretiyle hem yeni bir ekonomik yıkımı ve hem de Avrupa Birliği ile bir kez daha karşı karşıya kalmayı göze aldığına göre, acaba kaybedecek birşeyi kalmadı mı diye merak ediyor insan.
Doğrusu, Fazilet’i kapatmayı göze almak kolay değildi. Kimse bunu beklemiyordu.
Belki de Fazilet’in bu kadar ağır bir kararı haketmediğine inanılıyordu.
Biz kendi hesabımıza Türkiye’nin 21.nci yüzyıla girerken kendine yeni bir ufuk yaratmasını bekliyorduk. Çağdaş dünyada saygın bir yere kavuşmasını, insan haklarına, söz ve düşünce özgürlüklerine saygıyı sözde değil, özde benimsemesini bekliyorduk.
Bugün, Fazilet Partisi’ne kilit vuruldu. Bir diğer deyişle islamcı görüşün bundan sonra Türkiye’deki geleceği pek parlak değil. Bir grup siyasi irade hukuk düzenine egemen olduğu sürece bu kaderi değiştirmek kolay olmayacak.
Gelelim bize... Bizimkilere...
Bu satırları yazarken kulağım CTP Genel Sekreteri dostum Ferdi’nin 3.ncü Boyut programındaki konuşmasına takılıyor. Ferdi, altını çize çize “Ben TKP’nin neden hükümetten dışlandığını bir türlü anlayamadım” diyor.
Gerçekte hepimiz nedenini üç aşağı-beş yukarı bilmiyor değiliz.
TKP’yi UBP’li, CTP’yi de DP’li koalisyondan dışlayanlarla Fazilet’in kapısına kilit vuran ayni zihniyettir de ondan.
Fazilet, “laiklik karşıtı odak” iddiasıyla kapatıldı. Ama karara bakıyoruz “laiklik karşıtı odağı oluşturan” topu topu 2 kişi! Onlar da sokağa çıkıp barikat kurmamış, ulus-devletin varlığını tehdit etmemiş, sadece milletvekili sıfatıyla görüşlerini dile getirmiş.
Ya CTP’ye ya da TKP’ye neden tahammül edilmemiş?
Kıbrıs’ta federal bir çözümü savundukları için mi? Barıştan yana oldukları için mi?
Ankara’nın Kıbrıs politikalarını eleştirdikleri için mi?
Gerek Kıbrıs’ta gerekse Türkiye’de “resmi görüş”ün dışında başka görüşe izin verilse, Türkiye kudretinden birşey mi kaybedecek? Demokrasi zarar mı görecek?
Olmaz öyle şey.! 21.nci yüzyılda farklı görüşlere tahammül etmekten, farklı görüşlerle birlikte yaşamaktan başka seçenek yoktur. Toplumsal barışı bozan farklı görüşler değil, tam tersine farklı görüşlere tahammülsüzlüktür. Tek tip insan ya da toplum yaratmanın demokrasiyle, insan haklarıyla ne ilgisi var?
Ankara’daki yönetim ile Kıbrıs’ta kendisine bezettiği yönetim, kendilerinden farklı düşünen siyasal partileri ve bunların toplumsal mütteffiği sivil toplum örgütlerini dışarıda bırakmak ve karşısına almakla bir yere varamaz.
Ankara, Fazilet için hukuk’u kullandı.
Lefkoşa, CTP,TKP,YBH ve “Bu memleket bizim” platformu için UHH’yi kurdu.
Çıkar yol değildir bunlar.
Öncelikle Ankara’nın bunu anlaması gerekir.