Zeki Erkut|Ana Sayfa


Fikrimin İnce Gülü, 26 Haziran 2001
Zeki Erkut

DARISI BİZİM BAŞIMIZA

Türk ve Yunan Dışişleri Bakanlarının Sisam adasında buluşmaları olay oldu. Hele Yorgo Papandreu’nun Yunan ulusal danslarını oynaması ve İsmail Cem’in de tempo tutması kelimenin tam anlamıyla bir olaydı.

Yerel “Genç TV” nin olay haberi yansıtırken spikeri “darısı bizim başımıza” demesi de ayrıca bir olaydı.

Darısı bizim başımıza!

Gerçekte, bu sözler, ya da temenni, her aklı başında Kıbrıslı’nın, yani Türk ve Rum’un özlemidir. Türk ve Yunan halkı ile onların temsilcileri bir araya gelip barış ve dostluk adına el sıkışır, ortak etkinlikler düzenler, ortak metinlere imza atarken Kıbrıs’ta benzer olaylara neden izin verilmiyor?

Oysa, Kıbrıs sorunu Türkiye ve Yunanistan’ın hem ortak sorunu, hem de ortak çıkarının kesiştiği bir noktadır. İkisi istese, Türkiye ve Yunanistan arasında başlayan dostluğun kat be kata ilerisinde bir ilişki, işbirlği ve dostluk Kıbrıs’ta da başlar. Bu o kadar zor da değil aslında. Neden olmasın? Üstelik Denktaş ve Klerides’in dostlukları Yorgo’yla İsmail’in yeni yeni başlayan dostluklarından daha köklü, daha eskidir. Bir başka nokta; Kıbrıs’ta Türk ve Rumların en geniş kesimleri, bu adımların atılmasına hem isteklidir hem de hazırdır.

Geriye küçük ama gürültücü bir azınlık kalıyor.

Hem Türk tarafında hem de Rum tarafında.

Türk tarafında azınlık olan şükrancıların ve savaş yanlılarının başını kimlerin çektiği, hangi nitelikte örgütler kurduttuğu, kimlere yönelik tehditler savrulduğu malum.

Onların dini imanı macera, gerginlik ve bu gerginlikten birşeyler ganimetlemek.

Rum tarafında da bir azınlık var ki onlar da kuzeydeki yandaşlarıyla “eşgüdüm” içinde hareket ediyorlar. Onların da dini imanı silahlanmak, çözümsüzlüğü sürdürmek ve bu ortamdan onlar da kendilerine göre ganimet elde etmek.

Rum kesimindeki bu çılgın azınlık son olarak Yunan Dışişleri Bakanı Papandreu’nun Türk-Yunan yakınlaşmasın katkı olsun diye “sirto” oynamasına kafayı takmış, söylemedikerini bırakmamış. Bazan düşünüyoruz da Rum kesimindeki bu azınlık galiba Yunan kökenli değil. Gurur duydukları Yunanlılığın bir nebzesini taşısalardı, Yorgo Papandreu’nu değil sirto oynadı diye yerden yere vursunlar, iki de takla atmadığı için eleştirmeleri gerekirdi.

Yorgo Papandreu aslında en doğrusunu yapıyor. Türk-Yunan ilişkilerinin yumuşatılıp dostluğa dönüşmesi için ortaya bir çaba koyması, herşeyden önce iki ülke arasında başlayıp bütün Balkanları ve belki de bütün Avrupa’yı etkisi altına alacak bir yangın alanına dönüşmesinin önüne geçmektedir.

Acıdır ki bugün -Türk yazar, çizer ve politikacının da itiraf ettiği gibi- gerçekten kötü durumdadır. Ekonomi iflas etmiştir. AİHM’nde aleyhine sonuçlanan davalar nedeniyle sıkıntı yaşamaktadır. Avrupa Birliği ev ödevlerinde geridedir. Parti kapatmakla sıkıntılarına bir o kadar sıkıntı katmıştır. Avrupa Birliği üyeliği en başta Kıbrıs sorunu nedeniyle bulanık bir suda yüzmektedir.

Ve böylesi bir ortam, adına ister “derin devlet” deyiniz, isterse “şahinler”, onların arayıp da bulamadığı bir ortamdır. Savaş da çıkarırlar başka her türlü çılgınlığı da yaparlar.

Yorgo’nun politikası işte bu noktada önemlidir ve akıl doludur.

Sirto oynamayıp da ne yapsındı yani? Türkiye’ye yönelik tahrikkar demeçler mi versindi? Girit’e, Rodos’a nükleer füzeler yerleştirip yüzünü Türkiye’ye mi çevirsindi?

Tansiyonu düşürmek için ne yapsındı yani?

Rum toplumundaki çılgın azınlığın anlayamadığı akıl dolu politika budur işte.

Yorgo Papendreu, şoven ve savaş yanlılarının tepkisini almış olabilir ama sanırız Türk-Yunan ilişkilerine önem veren ve şu veya bu şekilde Kıbrıs sorununa ilgi duyan çevrelerde olumlu izlenim yaratmıştır.

Bir de şöyle dünününüz isterseniz. Bir tarafta Türk-Yunan ilişkilerinin gelişmesi uğruna sirto oynamaktan bile çekinmeyen bir Yorgo Papandreu, öbür yandan da Kıbrıs’ta barış ve çözüm için görüşme masasından kaçan ve dünyanın “masaya dön” baskısyla karşı karşıya kalan Rauf Denktaş!

Hangisi sizce akıl dolu bir politika güdüyor?


Zeki Erkut|Ana Sayfa