Fikrimin İnce Gülü, 2 Haziran 2001
Zeki Erkut
İKİ ÖNERİ
Uzun süreden beri kilitlenmiş durumda olan Kıbrıs sorununa tarafların ilgi göstermesini, görüş ortaya koymasını ya da öneri getirmesini doğal karşılamak gerekir. Ancak ortaya konulan görüşlerin ve önerilerin elle tutulur bir yanı olması, sorunun çözümüne biraz olsun katıda bulunması gerekir. Aksi takdirde “kaş yapayım derken göz çıkarmak” gibi birşey ortaya çıkar. Bu bağlamda, Türkiye Başbakanı Bülent Ecevit’in durup durduğu yerde, bir bakıma Türk dış politikasını da devre dışı bırakarak, “Çekoslavakya” örneğini ortaya atmasının anlaşılır bir yanını göremedik. Hele, Denktaş’ın da “bu zaten yeni birşey değil” gibisinden ölçüp biçmeden, artısını eksisini hesaplamadan öneriye destek vermesini hiç ama hiç anlamak mümkün değildir.
Bir kere Kıbrıs sorununa bulunacak çözüm ile Çekoslavaya örneğinin ortak yanları yok denecek kadar azdır.
Gönüllü bir ayrılık mı sözkonusu? Yani iki toplum ayrılığı referanduma koydu da çoğunluk gönüllü olarak ayrılalım mı dedi?
Mal-mülk sorunları çözümlendi de mi ayrılık gerçekleşti?
Hayır! Ama neler oldu?
Toplumlar, Atina Kara Albaylar Cuntası’nın darbe girişimi ve arkasından Türk askeri harekatı sonucu iki ayrı bölgeye toplandı. B.M literatürüne göçmenler ve kayıplar gibi sorunlar eklendi. Dolaşım-yerleşim ve mülk edinme özgürlükleri uluslararası hukukun gündemine girdi.
Kuzeyde devlet kuruldu, Türkiye dışında tanıyan olmadı. Güneyde, Rum toplumu, Türk toplumunun da ortak olduğu ve bu ortaklıkta hakkı olan “Kıbrıs Cumhuriyeti’ne” sahip çıktı. Hala sahip çıkmağa devam ediyor.
Örnekleri çoğalmak mümkün. Ama hiçbir örnek Çek-Slovak ayrılması ile Kıbrıs sorununun ortak yönleri olduğunu kanıtlayamaz.
Oysa sayın Ecevit bize ve dünyaya “Çekoslavakya” örneğini öneriyor. “Kuzey’de bir, Güneyde başka bir devlet olsun” diyor.
Nereden nereye? Federasyon, Türk teziydi. Dünya kamuoyu bu tezi destekliyordu ve halen desteklemeye devam ediyor. Vazgeçildi.
Arkasından Konfederasyon tezine sarılındı. Dünya kamuoyu bu tezi desteklemedi ve halan desteği yok. Şimdi bundan da vaz mı geçildi ki “İkili Enosis” öneriliyor?
Neyse ki dünya, hele hele Kıbrıslı Rumlar bu öneriyi ciddiye alıp da balıklama üstüne atlamadılar. Ya, “Kabul” etselerdi?
Kuzey’de “bağımsız” ya da “Türkiye’nin denetiminde” bir Türk devleti, Güney’de de Rum devleti.
Kuzey’de Türkiye, Güney’de Yunanistan, ya da Rum yönetimiyle iyi ilişkiler içinde olan başka devletlerin egemen askeri üs’leri.
50’li yıllarda bu tezin adı Taksim ya da ikili Enosis’ti. Türkiye açısından sakıncası anlaşılmış, yani ikili Enosis’in Türkiye’nin güvenliğini tehdit edeceği anlaşılmış ve bu öneri terkedilmişti. O gün bugündür Türkiye’deki yetkililer Kıbrıs’a bulunacak çözümde Türkiye’nin güvenliği sorununu ön plana çıkarmışlar ve atılan her adımda “önce Türkiye’nin güvenliği-önce Türkiye’nin çıkarları” demeğe başlamışlardı.
Şimdi ne değişti? Durup durduğu yerde neden bir politika değişikliği?
Güney’in kuşatılması artık Türkiye’nin güvenliğini tehdit etmiyor mu? Bundan endişe duyulmuyor mu?
Neyse bunlar askeri, stratejik v.s sorunlar.
Konunun bir de Avrupa Birliği yanı var. Yani, Türkiye-Avrupa Birliği-Kıbrıs bağlantısı.
Bugün Türkiye’de, dünden daha farklı ve daha yoğun olarak Kıbrıs-Türkiye ve Avrupa Birliği ilişkileri sorgulanıyor. Hangi TV kanalını açsanız, hangi gazeteyi elinize alsanız, birilerinin bu ilişkileri sorguladığına tanık olursunuz. Üstelik hiçbir Kıbrıslı Türkün “vatan hainliği” ya da “Türkiye düşmanlığı” suçlamasıyla karşı karşıya kalmayı göze alıp da yazamayacağı biçimde.
İşte onlardan biri. Akşam gazetesinde İzzet Edes yazdı, şöyle diyor: “21.nci yüzyıl uygar batı dünyası da zorla, askeri baskı ile iş yapmasına ve bir devlet kurulmasına karşı olduğu için KKTC’yi tanımamakta ısrar ediyor ve bize de ‘görüşün, anlaşın, yoksa birlikte olamayız’ diyorlar. Biz ise, bize ve hatta adaya bir yararı olup olmadığı çok tartışılabilir, illa da “bağımsız KKTC” tezinde ısrar ediyoruz. Ve dünyayı karşımıza alıyoruz. Bu tezimizle elimize ne geçeceği, KKTC’nin Türkiye’ye ne gibi bir yarar sağladığı çok tartışılabilir bir konu.Ayrıca da sıkıntılı ekonomik durumumuz içinde adaya milyonlarca dolar para ayırıyoruz ve orada bir sürü asker besliyoruz”
Yazar hızını alamıyor ve şunları da ekliyor:
“Daha önemlisi, AB üyeliğimiz konusunda Avrupa’yı karşımıza alıyoruz. Hangi çözüm bizler için daha yararlıdır. KKTC mi? AB üyeliği mi?Gerçekçi olalım ve değmeyecek nedenlerle, tüm dünyayı karşımıza almamıza hiç gerek yok. Zaten Avrupalılar da neden illa da bağımsız KKTC’de ısrar ettiğimizi anlayamıyorlar?”
İşte size iki öneri. İkisi de Kıbrıs dışından yapılmış.
Hangisi akılcı, hangisi tehlikeli bir de siz düşünün.