Zeki Erkut|Ana Sayfa


Fikrimin İnce Gülü, 4 Haziran 2001
Zeki Erkut

YOZLAŞAN POLİTİKA

Sadece Kıbrıs'ta ya da Türkiye'de değil, pek çok ülkede derinlikleri farklılıklar gösterse dahi politik yaşamın yozlaştığı, daha doğrusu yozlaştırıldığı bir gerçek.

Yolsuzluklardan tutunuz da kendisine, ailesine ya da yakınlarına çıkar sağlama, rüşvet ve iltimas, yozlaşmanın sadece bir boyutu.

Daha neler var neler..

Bu nedenledir ki kimi ülkelerde politikaya karşı umursamazlık artmakta, seçimlere ilgi azalmakta, milletvekili adayı olmayı düşünmek bile büyük bir cesaret istemektedir.

Kimi ülkelerde, örneğin Türkiye'de "yolsuzluğa ya da usülsüzlüğe" adı karıştığı için görevinden istifaya zorlanan, rüşvet aldığı saptanıp da hapse atılan politikacılar yok değildir.

Gerçekte halkın politikaya ve politikacılara olan soğukluğu nedensiz değildir. Halk, durup durduğu yerde politikadan soğumamıştır. Ya da , omuzlarında taşıyıp meclise soktuğu milletvekiline nedensiz yere sırt çevirmemiştir.

Fazla uzaklara gitmeyelim. Ülkemizde durum böyledir.

Politikacılar da bu gerçeği tam olarak kavramışlar mı bilmiyoruz. Ama görünen odur ki eskisi gibi halk arasına karışamamakta, eskisi gibi rahat olamamaktadırlar. Her protesto gösterisinde meclise kapanıp da yüzlerce polisin korumasına muhtaç olmalarının nedenleri bir değil bin değil.

Bu neden böyle? Öncelikle siyasal partilerin, politikacıların ve politikalara yön veren siyasal kadroların araştırıp bulacakları birşey.

İş işten geçmeden ve gerçekçi verilere dayalı bulgular belki halkın meclise, milletvekillerine ve politikaya olan ilgisini tekrar canlandırabilir. Yoksa?

Evet, sayın Denktaş da bunun farkında. Geçenlerde göreve yeni atanan Merkez Bankası Müdürüne "politikadan ve politikacılardan uzak dur" tavsiyesinde bulundu.

Politikanın yozlaştırılmasında şahsi gayreti ve katkısı yokmuş gibi böyle bir tavsiyede bulunma ihtiyacı hissettiğine göre siz karar verin politik yaşamın vaziyetini.

Hükümetin kurulmasına çalışıldığı şu günlerde benzeri bir çağrı da İşadamları Derneği'nden geldi. Onlar da yeni oluşturulacak kabinede, daha önce görev yapmış politikacılar yer almasın çağrısı yaptı.

Aslında hareket noktası aynidir. Onlar da politikanın yozlaştırıldığından şikayet etmekte, hedef olarak eski politikacıları göstermektedir. Ama onların istediği "yeni yüzler"dir. Eski kabine üyeleri kendilerinde de güven bunalımı yaratmış, yeni isimler belki "çıkar yoldur" diye düşünmektedirler.

İşadamlarının bu görüşü bize, bugün, koskoca salonda sadece ben ve oğlumun izlediği "Herkes Kendi Evinde" isimi güzelim bir Türk filminden bir diyalogu anımsattı. Genç Selim, 58 yıl sonra Rusya'dan dönen Nasuhi'ye " Türkiye'yi nasıl buldun? Hayli değişmiş, değil mi?" diye sorar. İnançları uğruna Sovyetlere kaçan bu eski komünist ve gün görmüş adam, büyük bir bilgelikle şu yanıtı verir: "Değişmemiş, sadece gelişmiş. Bu ikisi farklı şeylerdir" der.

Evet, İşadamları Derneği de kabinde "yeni yüzler" istiyor. Nasuhi'nin bilge sözlerinden esinlenerek şöyle söyleyelim. "Yeni yüzleri de gördük. Bir de yeni görüşleri deneyelim, onları görelim".

İkisi ayrı şeylerdir.

Geçen seçimlerde meclise "genç" ve "yeni yüzler" girdi. Ama politikanın yozlaşmasında, halkın politikaya soğuk davranmasında ve meclise güvensizlik duymasında onların hiç mi katkısı olmadı?

Sanırız yeni yüzler de ülkemizde politikanın içinde bulunduğu vehim durumu kurtarmaya ve halkın sorunlarını çözecek politikalar üretmeye yetmeyecektir. İyisi mi bu dönemi kayıp bir dönem olarak kabul edip, gelecek seçimlere hazırlık yapmalı.

Ama sadece "yeni yüzler" için değil, 21.nci yüzyıla yaraşır, AB yolunda yürüyecek Kıbrıs Türk toplumuna layık, çağdaş, barışçı, çıkar gözetmeyen "yeni görüşler" için hazırlık yapmalı.

"Yeni yüzler" başka, "yeni görüşler" başka!

Aradaki farkı atlamamak gerekir.


Zeki Erkut|Ana Sayfa