Fikrimin İnce Gülü, 8 Haziran 2003

Zeki Erkut

 

SEN BİTTİN OĞLUM RAUF

Akşam, Taylan Kav'ın "Hedef Çözüm" isimli programının katılımcıları arasında yer alan TC kökenli bir yurttaşımızın konuşmasını dinlerken nedense aklıma üniversite yıllarından kalan bir söz geldi. Arkadaşımız durumun vehametini vurgulamak için "sen bittin oğlum" derdi.

Arkadaşımız bilge kişiydi. Daha 20 yaşlarında felsefeyi, diyalektiği, Das Kapital'i, manifestoyu, Yunus'u, Nazım'ı, Gorki'yi, Dedem Korkut'u falan hatmettiğinden bilirdik ki sarfettiği her sözü derin bir tahlilin süzgecinden geçmiştir. Öyle boş yere ağzını açmaz, açtı mıydı "sen bittin oğlum" derdi ve başka birşey demezdi. Biz diğer daha az bilge olanlar, ya da daha popüler olan ismimizle "entellektüel aday adayları" anlardık.

O öyle söyledi miydi, mutlaka arkası felaket, o boyutta olmasa da yine aksi birşey olurdu. İyi bir gözlemciydi, espriliydi, efendi çocuktu ama hepsinden önemlisi "sen bittin oğlum"la kesin yargıya vardığı somut koşulların somut tahlilini yapmakta ustaydı. Hem koşuların tahlilini yapmakta ustaydı hem de insanların.

Yeter ki birine "sen bittin oğlum" demesindi. O öyle dedi miydi, hiçbirşey onun kaderini değiştiremezdi. Öyle bir arkadaştı işte!

Şimdi gelelim bu sözleri durup durduğumuz yerde niye hatırladığımıza.

Programdaki katılımcı yurttaş söz dönüp dolaşıp Denktaş beye geldiğinde "Ben aslında onu çok ama çok seviyordum, yıllarca ona inandım, onun arkasından koştum ama artık susmasını istiyorum. Herkese laf yetiştirmesini, gerçek dışı ithamlarda bulunmasını onaylamıyorum, sussun artık. Kendisinden rica ediyor hatta yalvarıyorum, sussun artık" diyordu.

Yurttaşımızın bu sözlerini işittikten sonra, üniversitedeki arkadaşımın o bilge sözleri aklıma geldi ve eğer o buralarda olsaydı ve bu sözleri işitseydi hiç tereddütsüz şöyle diyecekti:

"Sen bittin oğlum Rauf"!

Asılında Denktaş beyin akibeti hakkında birşeyler söyleyebilmek için öyle somut koşulların derin tahlilini yapmak gerekmez.

Herşey o kadar çıplak ki!

Bir kere arkası boşaldı. Halk artık ona inanmıyor, destek vermiyor, bırakınız öfkeyi ve nefreti, şahsına ve de makamına saygısı da kalmadı. CTP Genel Başkanı Mehmet Ali Talat'ın da geçenlerde dediği gibi "Normal bir ülkede yaşansa, ortada ciddi bir devlet geleneği olsa, yerleşmiş bir demokrasi olsa Sayın Denktaş o makamı bir gün bile işgal edemez, istifa eder giderdi"

Ama sayın Denktaş inatla yerinde oturuyor, kendiliğinden kalkmaya niyetli de görünmüyor.

Oysa, gerek meydanlarda gerekse Meclis'te "Sen artık bu toplumu temsil etmiyorsun" diye az mı sözler sarf edildi? Az mı istifaya davet edildi?

Kapısına konulan siyah proteso çelenklerinin haddi hesabı yok.

Ama o orada, temsil ettiği zihniyetin ve statünün son abidesi olarak dimdik ayakta.

Türk basınında bile "Denktaş'a Türkiye'de konut aramaya başlayabiliriz" diye derin anlamlı yorumlar çıktıktan sonra "Sen bittin oğlum Rauf" diyebilmek için insanın bilge olması da gerekmez.

Geçenlerde yine Türk basınında ilginç bir haber vardı. Denktaş beyin "kalp doktoru" ama ayni zamanda "neşter operasyonu" ismiyle bilinen bir dolandırıcılık olayının "kahramanı" hapsi boylarken avukatı ilginç bir iddiada bulundu. Dedi ki:

"Bu doktoru hapse atarsanız, KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş'ın hayatı tehlikeye girer"

"Denktaş beyin kalbi yani hayatı bu adamın ellerinde"

Hakimler de ne yaptı sanıyorsunuz?

Denktaş beyin hatırı var diyerek bu "vukuatlı" doktoru serbest mi bıraktı? "Türkiye'de dolandırıcılık olayları gelir-geçer ama Denktaş ile milli dava baki kalır" mı dedi?

Hayır. "Adaletin tecellisi, Denktaş beyin sağlığından da hayatından da daha önemlidir" dedi.

Bu haber gazetelerde yayınlandıktan sonra statükodan beslenen ve bunca yıldır Denktaş beyin sağladığı imtiyazlardan yararlanarak köşeyi dönen bir muhteremle karşılaştım. Haberi hatırlatarak dedi ki, "Türkiye galiba bizim Başkanı gözden çıkardı, baksana doktorunu bile hapse göndermekten zerre kadar taviz vermedi"

Günaydın.....Günaydın...

Şimdi mi anladınız sayın Denktaş'ın davasında yalnız kaldığını ve altındaki halının toprağı ile birlikte kaydığını..

Vatan toprağıydı, toprak oldu, şimdi o da gitti, gidiyor.

Vatandaş "artık sus" diyor, "rica ediyorum, yalvarıyorum sus diyor". O konuşuyor, konuşmaya devam ediyor.

Konuşuyor da ne diyor? Daha önce Ali Erel için "AB'den 250 bin Euro aldı" demişti. "Yok öyle birşey, doğruyu söylemiyorsun. İspat et" dediler, edemedi. Çünkü ortada birinin para alıp verdiği yoktu.

Dün, AB eğitimcileri için "'2000 dolar alıyor, bari vergilerini verseler" diyordu.

Siz istediğiniz kadar "Sayın Başkan gerçekleri söylemiyorsunuz, kamuoyunu yanıltıyor, ve kişilere çamur atıyorsunuz" deyiniz " Elinizde kanıtınız varsa kamuoyuna açıklayınız ya da yargıya başvurunuz" deyiniz. Onun bunlara kulağı tıkalıdır. Üstelik her ortaya attığı iddia bumerang gibi gelip yüzünde patlıyor ama hiçbirşey onu malum alışkanlığından vazgeçirtemiyor.

Vatandaş da dayanamıyor "artık yeter, sus" diyor. "Doğruyu söylemiyorsunuz" diyor. "Memlekette Rumcu, hain, AB'den para alan kimseyi bırakmadınız. Yeter artık" diyor.

Evet, yaşanılan sürecin özeti bu.

Gelelim somut koşulların süzgecinden geçen somut tahlile.

Kısa ve öz: "Sen bittin oğlum Rauf"!

copyleft (c) 2001-03 hamamboculeri.org