Fikrimin İnce Gülü, 11 Temmuz 2003 Zeki Erkut | ||
BİR GÜNDE BİRAZ FAZLA Tamam, anlıyoruz. Zor durumdadır, halkından kopmuştur, yalnızlaşmıştır, meydanları dolduran onbinlerce insanın öfkesine maruz kalmıştır ama insanın biraz da kendine bakması, "acaba bende hiç mi hata yoktur?" diye sorması gerekmez mi?Denktaş'tan söz ediyoruz. Aslında sözünü hiç etmemek, pek çok insanımız ve basın mensubumuz için görmezlikten gelmek en iyisi ama bazan kendimizi tutamıyor ve lafı gediğine oturtmak istiyoruz. Çünkü öyle sanıyoruz ki sayın Denktaş, anayasal görev, yetki ve sorumluluklarını o denli aşıyor, o denli çirkinleşiyor ki sabır taşı olsa dokuz yerinden çatlardı. Dün yine öyle bir gündü. Sabırların taşıldığı ve saldırıda bulunduğu hemen herkese cevap hakkının doğduğu bir gündü. Önce, bir kabulü sırasında AB'nin genişlemeden sorumlu komiseri Günther Verheugen için verip veriştirdi. Verheugen güya "Türkiye'ye tam üyelik değil, AB'yle özel ilişki önerdik" şeklinde bir açıklama yapmış!. Anadolu Haber Ajansının bu yalan haberine balıklama atlayan sayın Denktaş da senaryo kurmakta geri kalmadı tabii. Dedi ki : "Adam Türkiye'nin AB'ye girmesine razı değil ama bizi Annan Planı'nı imzalamaya zorlamak için bize açıkça Türkiye'nin önünü tıkıyorsun diyor" Verheugen'in avukatı değiliz ama ağzından çıkan her kelimeyi dikkatlice izleyen herkes gibi biz de Verheugen'in Türkiye'nin AB üyeliği için Helsinki ve Kopenhag kriterleri üzerinde durduğunu ve Kıbrıs sorununun çözümüyle Türkiye'nin AB üyeliği arasında irtibatlandırmada bulunduğunu bilenlerdeniz. Yani AB'ye üye olan diğer ülkeler gibi Türkiye de ev ödevini yapmak zorundadır. Ne bir ayrıcalığı vardır ne de imtiyazı!. Ekonomik ve siyasal kriterleri harfi harfine yerine getirmeden AB'ye üyelik söz konusu değildir. Türkiye'nin de AB üyeliğine ne kadar yaklaştığı veya ne kadar uzaklaştığı 2004 yılı sonunda ele alınıp görüşülecek. Denktaş ise evet, Türkiye'nin AB üyeliği önünde bir engeldir. Türkiye Helsinki ve Kopenhag kriterlerini yerine harfi harfine yerine getirse bile Kıbrıs sorunu sayın Denktaş'ın olmazsa olmazlarıyla çözümlenemeyeceğinden ve Türkiye bu coğrafyadan doğrudan sorumlu olduğundan, evet ve maalesef AB'nin kapısında bekletilecektir. Konu bu kadar net ve tereddütsüzdür. Nerede özel ilişki ya da statü? Nitekim Verheugen Anadolu Haber Ajansı'nın -belki de maksatlı olan- bu yalan haberini gecikmeksizin yalanlandı. Yalanladı da ne oldu? Sayın Denktaş ve Elsahaf radyosu gün boyu Denktaş'ın yalan haber üzerine inşa ettiği haberleri yayınlayıp durdu. Bu sabah bile Elsahaf radyosu haberler müdürü uyarıldığı ve "Verheugen o haberi yalanladı, siz daha ne söylüyorsunuz" ikazına rağmen tınmadılar bile. Dün yine Sayın Denktaş'ın günüydü. Yalakalık yapmak için huzura çağrılan bir gurup insana KKTC Göçmenler Derneği Başkanı için asılsız iddialarda bulundu. Malum, Türkiye kökenli bu insanların durumu yürekler acısı. Bunca zamandır "yat arap-kalk arap" elçilik ve askeri erkan-ı harbiye zoruyla UBP ve Denktaş'ı desteklemişlerdi. Ama Annan Planı ile onların da gözü açıldı. Artık sayın Denktaş'a destek veren, sayın Denktaş'ın arkasından giden yok. Hepsi "barış, çözüm ve AB" yanlısı kişi ve örgütlerin yanında yer almaya başlamış. Bu durum karşısında sayın Denktaş ne yapacak? Ya örgüte kara çalacak ya da örgüt temsilcilerine. Hedefe dernek başkanı Doç.Dr. Nuri Çevikel girdi. Çevikel'in bir süre önce Doğu Akdeniz Üniversitesi yönetimi ile sorunları olmuş. İşten durdurulma noktasına gelmiş. Dün öğreniyoruz ki Çevikel'in işten atılmasını sayın Denktaş önlemiş. Ama şimdi pişman. "Keşke Çevikel'i DAÜ'den atacaklarında engellemeseydim" diyor. Ve yanıt geldi Nuri hocadan; "Denktaş'ın açıklamalarında büyük bir talihsiz gözlemlemekteyim. Mahkeme kararı olmasa şu anda DAÜ'den atılmış olacaktım" Oldu mu iki... Ve gelelim üçüncü talihsiz açıklamaya. Eskiden tek tek gazetecileri Rumculukla, hainlikle, AB'nin ve ABD'nin ajanı olmakla ve onlardan para almakla suçlayan sayın Denktaş bu kez hedefi büyüttü ve "gazetelerin hemen hemen tümünü satın aldılar.Gece gündüz ayni yalanı ayndi düzeni devam ettirmek için ellerinden geleni yapıyorlar" dedi. Ona göre herkes satılık, herkes oradan buradan para alıp "devleti yıkmağa" çalışıyor! Sendikacısı, iş adamı, gazetecisi, öğretmeni... Bu memlekette herşey satılık, herkes satılmış! Üstelik bugün Kıbrıs'ta "Gazeteciler Günü" ! Mesleki sorunların tartışılacağı, geceleyin de bir balo ile gönül eğlendirileceği bir gün. Ama sayın Denktaş tüm gazetecileri satılmış ilan ediyor, gazetecilerin para karşılığı düşmanın istediği yazıları yazdığını iddia ediyor. Ve yanıt geldi Gazeteciler Birliği'nden: "45 yıldır yönettiği halkının "zavallı", gazete ve sivil toplum örgütlerinin de "satıldığını" iddia eden bir Cumhurbaşkanı politikalarını yeniden gözden geçirmeli, kendi kendini sorgulamalıdır. Denktaş'ı Kıbrıs Türk basınından özür dilemeye ve bundan böyle daha dikkatli bir üslup kullanmaya davet ederiz" Bir günde üç kez mahkumiyet az değil tabii. Ama inanın huylu huyundan vazgeçmeyecek. Ne diyelim, Allah uslandırsın! copyleft (c) 2001-03 hamamboculeri.org
| ||