Zeki Erkut|Ana Sayfa


Fikrimin İnce Gülü, 16 Temmuz 2001
Zeki Erkut

YENİ BİR DÖNEM

Kendimi bildim bileli “yeni bir dönem” ve “olağanüstü koşullar” gibi son derece iddia taşıyan ve anlam yüklü analizlerle karşı karşıya kalıyorum.

Aslında, Kıbrıs Türk toplumu, tarihinin her aşamasında yeni bir dönemle karşı karşıya kalmıştır ve yaşadığı her an, olağanüstü koşullardan geçmiştir. “Yeni bir dönem” ve “olağanüstü koşullar” artık kanıksanmağa başlandığı bir anda ortaya yeniden yeni bir dönemin başlangıcı çıkar ve bu zor dönemin koşulları konuşulur.

Şöyle hafızanızı bir yoklayın. Kaç kez “yeni bir dönem”e adım atmadık, kaç kez “olağanüstü koşulların olağanüstü analizlerini” yapmadık?

Sol için olduğu kadar sanırız sağ siyaset çevreleri için de bu iki kavram yabancı değildir.

Bugünlerde yine “yeni bir dönemin” eşiğindeyiz ve yine “olağanüstü koşullar” sözkonusudur.

Yeni dönem mi?

İşte size Kıbrıs Rum toplumunun, geriye sayımın başlatıldığı Avrupa Birliği’ne katılma süreci. 2-3 yıllık bir süreç ve arkasından AB üyeliği. Bu yolun geriye dönüşü yok görünüyor.

İşte size TC Dışişleri Bakanı İsmail Cem’in “tepkimiz sınırsız olur” yollu tehdidi.

Bu, yeni ve öncekilere benzemeyen bir dönem değil mi?

Ya Kıbrıs Rumları AB girer ve Türkiye kendine göre bazı gerekçeler ileri sürerek sessiz kalır, ya tüm taraflarca kabul edilebilir bir formül çerçevesinde Kıbrıs Türk toplumu da Rumlarla birlikte Avrupa Birliği’ne girer ya da Türkiye’nin sınırsız tepkisi belki de Kıbrıs’ın Kuzey’ini ilhak etmeye kadar varır. Tabii bu arada Allah korusun savaş olasılığı bile gözardı edilemez.

Ya olağanüstü koşullar? Öncekilerden daha farklı ve daha ileri boyutlarda seyreden bir durum sözkonusu değil mi? Casusluk masalları, patlayan bombalar, cinayetler, iki toplumlu etkinliklere getirilen yasaklar, seyahat etme özgürlüğünün kısıtlanması, UHH tehditleri...

Kimi Türkiye medyasının yalan ve provokatif yayınları?

Öte yandan barış ve demokrasi güçlerinin üzerlerine çöken ataletten sıyrılarak “AB ve barış yolu”nda yürümesi ve bu uğurda her türlü baskıya göğüs germesi? Meydanları doldurup ekonomik-demokratik ve siyasal taleplerini haykırması? Dahası, birtakım tabu sayılan konuların tartışılması, eleştirilmesi?

Gerçekten de yeni bir dönemin eşiğinde değil miyiz? Olağanüstü zor koşullardan geçmiyor muyuz?

Saflar yeniden keskinleşmiyor, unutulan sloganlar yeniden telaffuz edilmeğe başlanmıyor mu?

Sanırız kimsenin bu yaklaşımımıza “hayır” diyeceği yoktur. Aklıbaşında herkes - ister sağda olsun isterse solda - ekonomik sıkıntıları da unutmayarak, Kıbrıs’ın 2000’li yıllarda yer alacağı oluşum içinde kendine göre bir rol oynamaktadır.

Barış ve demokrasi yanlısı güçler, dünyamızın çok hızlı bir değişim süreci yaşadığı bu dönemde, Kıbrıs Türk toplumunu -elinde, ortaya koyacağı somut bir proje olmamasına karşın- Avrupa Birliği’ne dahil olacak söylemleri dile getirmeye çalışmaktadır. Söylem düzeyinden öteye gidemese de ortaya konulan tavır , Kıbrıslı Türkler için daha iyi olacağına kesin bir inancın ürünüdür.

Yani Avrupa Birliği inancıdır.

Öte yandan sağ siyasal çevreler bunun tersi bir inançla hareket etmektedirler. Sözde değil, özde de AB’ne karşıdırlar. Entegrasyon ya da ilhak akıllarına daha fazla yatmıştır. Tuttukları yol doğru bir yol değil. İnançları sakat. Karşı tarafı caydırma eylemleri ilkel ve ürkütücü.

Ama güçlü olan onlar. Güçlerini nereden aldıkları da belli. Ama unuttukları birşey var:

Barış ve demokrasi güçlerini Türkiye karşıtı gösterir, derin devlete hedef tahtası yaparken asıl Türkiye karşıtı olanın bizzat kendilerinin olduğunu göremiyorlar.

Türkiye, tam iki yüzyıla yakın bir süredir “Avrupa” düşünün mücadelesini vermektedir. Bu süreçte Atatürk de yer almıştır. Atatürk , Türk insanının başından fesi, alfabesinden Arap harflerini çıkarırken halkına İran’ı, Suudi Arabistan’ı ya da Afganistan’ı örnek göstermemiştir. Avrupa’yı “elma şekeri”ne benzetmemiştir. Hayatta olsaydı, Avrupa Birliği’ne girmemek için binbir dereden su taşıyanların kulağına asılırdı.

Siz bakmayın 3-5 şahinin AB karşıtı manevralarına. Türkiye halkının büyük çoğunluğu onlar gibi düşünmüyor. Hele son ekonomik krizlerden ve IMF’li yaşamdan sonra daha bir şevkle AB’yi savunur hale gelmiştir.

Sağ siyasal çevreler bıraksın “AB’nin elma şekerini” ya da “Rum-Yunan oyunu”nu, bu yeni dönemde asıl bunu tartışsın. Kıbrıs Rum toplumu Avrupa Birliğine girer ve Türkiye de gerek içinde bulunduğu zor ekonomik koşullar gerekse uluslararası konjönktür nedeniyle tepkisiz kalırsa, Kıbrıs Türk toplumunun hali ne olacak?

Avrupa Birliği yanlısı güçler de, ilerleyen bu süreç içerisinde artık ete-kemiğe dokunur önerilerle hem inançlarında haklı olduklarını kanıtlamalı hem de konumlarını güçlendirici projelere yönelmelidir. Zaman daralıyor çünkü.

AB yanlısı güçlerin soyut söylemleriyle ne Avrupa’lı olunur ne de sağ siyasal güçlerin tehditleri, “hain-rumcu” safsataları ve yasaklamalarıyla Kıbrıs Türkü bulunduğu yerden bir arpa boyu daha ileriye gider.

Demek ki yeni dönem ödevlerinin sağlıklı bir şekilde değerlendirmeye ihtiyacı vardır.


Zeki Erkut|Ana Sayfa