Zeki Erkut|Ana Sayfa


Fikrimin İnce Gülü, 22 Temmuz 2001
Zeki Erkut

NEREYE KADAR DİRENECEK?

Ekonomik zorluklar had safhada. Her gün biraz daha yoksullaşan insanlarımız, hortumlanan bankadan alacağından kesilen umutlar, işsizlik, göç, tırmanış gösteren adi suçlar...

Sık sık bunlara değinmek zorunda kalıyoruz.

Aslında sorunların kaynağı belli. Enflasyonun katmerlisini nereden ithal ettiğimiz, döviz kurlarındaki oynamalarla cebimizdeki Türk lirasının nasıl eriyip tükenmesi, bizim sağcı koalisyonun acizliği...

Bunlar sır değil ve hemen her saat herkes tarafından tartışılan konular.

Ekonominin sıfırı tükettiği, mevcut asgari ücretin değil dört kişilik bir ailenin asgari geçimini sağlayacak düzeyde olması, bir kişiye bile az geldiği koşullarda, ne yazık ki egemenliğini sürdürmekte direnen bir kurum vardır: Milliyetçilik kurumu!

Türkiye’de ülkücü-milliyetçi partinin ve bu partiye mensup bakanların Türkiye’nin geleceğiyle nasıl oynadıklarını gördük. Biri, çıkar çatışmalarıyla Telekom olayını çıkmaza sokmuş, bir anda biz Kıbrıslı Türkler dahil, TL kullanan insanları Yüzde 12 oranında fukaralaştırmıştı. Öbürü, sağlık bakanı olacak, millici-ülkücü zatın ağzını her açışta Türkiye’nin gündeminin nasıl sarsıldığını gördük.

Sözümona bir sosyal demokrat, Ecevit, kendini, millici-ülkücü partiyi usandırmamak ama uslandırmak işine adamış. MHP koalisyondan gidecek diye ödü kopuyor.

Bu çevreler milliyetçiliğin günümüzdeki simgeleridir.

Ne yaptıkları, ne yapmaya çalıştıkları gün gibi ortada.

Bir de bizikilere bakalım. Denktaş, UHH, Hasipoğlu, UBP-DP Koalisyonu, iki toplumlu etkinliklere konan yasaklar, seyahat etme özgürlüklerinin ortadan kaldırılması, “iç düşman” hezeyanları, patlatılan bombalar, savrulan tehditler..

Bunlar da bizim millici-ülkücü camianın marifetleri.

Gerek Türkiye’de gerekse Kıbrıs’ta millici-ülkücü çevrelerin icraatları ya da toplumların önünü tıkamadaki “başarıları”, hem politika kurumunu çürütmüş hem de yığınla insanı politikadan soğutmuştur.

Ama bu çevreler egeenliklerini sürdürüyor ve direniyorlar.

Kendilerinden başkasına söz ve hayat hakkı vermemekte direniyorlar.

“Bizim dediğimiz olacak. Çünkü, biz böyle istiyoruz” diyorlar.

Oysa onların her isteklerinin olamayacağı dünya koşulları vardır.

Türkiye-IMF ilişkilerinde gördük. Ülkücü-Millici Bakan Öksüz direndi, Telekom’u kendi çiftliği gibi kullanmak istedi. Bırakmadılar. İpi çekildi.

“Benim çiftliğim, benim çöplüğüm diye birşey yoktur ve olamaz. Dünya artık global bir köy haline geldi. Ya bunu anlarsınız ya da başınıza vura vura anlatırız” mesajı çektiler.

Vaktiyle Avrupa’da da öyle olmamış mıydı? Feodalizmde direnen ve uluslaşma sürecine karşı savaş açan “ağalar”, milli devletler tarafından alaşağı edilmemiş miydi?

Feodalizm tarihe karışırken köle ya da köylü, bir anda kendini “vatandaş” bulmamış mıydı?

Şimdi de ulus devletler, milliyetçiler direniyor. Statükoda direniyor. İnsana söz ve hayat hakkı tanımamakta direniyor. En temel insan haklarını çiğnemekte sakınca görmüyor. Yasaklıyor, tehdit ediyor, bomba atıyor, susturuyor, öldürüyor..

Ama nereye kadar direnecekler?

Dünya kabuk değiştiriyor. Artık kimsenin yaptığı yanına kalmıyor. Sırp hükümeti Miloseviç’i Lahey Adalet Divanı’na, Amerika ise tecavüzcü askerini Çin’e teslim etmedi mi?

Kısacası artık uluslararası bir irade vardır. Kabul edelim ya da etmeyelim, beğenelim ya da beğenmeyelim. Bu uluslararası irade, mahkemeleriyle, kurallarıyla, yaptırımlarıyla vardır ve feodalizmi yıkıp sonsuza kadar var olacağını sanan statükocu milliyetçileri tehdit etmektedir.

Uluslararası irade diyor ki, “Boşuna direniyorsun. Senin de sonun geldi”.

Evet, olacağı odur. Şimdi milliyetçiler kükrüyor, yasaklıyor, tehdit ediyor, kırıyor, döküyor, vuruyor öldürüyor.

Verdikleri görüntü tıpkı sönmeye yakın mumun gölgesi gibidir.

Bu kadar yani. Yolun sonuna geldiler. Pilleri bitti, bitiyor.

Köle olan insan sonsuza kadar köle mi kaldı?

Köle serf, serf eşit vatandaş olmadı mı?

Şimdiki aşama “dünya vatandaşlığıdır”

Milliyetçiliğin sona ermesiyle başlayacak bir süreç..


Zeki Erkut|Ana Sayfa