Zeki Erkut|Ana Sayfa


Fikrimin İnce Gülü, 24 Temmuz 2001
Zeki Erkut

UÇURUM DERİNLEŞİYOR

Cenova’da G-8’lerin toplantısını protesto etmek amacıyla yapılan protestoları iyi değerlendirmek gerekir. İlk olarak Seatle’de başlayan ve dalga dalga dünyayı saran globalizasyon karşıtı gösteriler gerçekte neyi amaçlıyor?

Globalizasyon karşıtları ne kadar haklı? Ya da ne kadar haksız?

Globalizm, soluğu daralan emperyalizm için son çırpınış mı?

Akla daha pekçok soru geliyor. Ne var ki bugün dünyamızda olup bitenleri anlayabildiğimiz kadarıyla anlatmak bile sayfalar alır. Şu kadarını peşinen söylemek gerekir ki ne globalizm sürecini durdurtmak ve geri döndürmek mümkündür ne de globalizm karşıtı milyonlarca insanı dizginlemek.

Her iki hareket de kendi yollarında ilerleyecekler. Bazan keşişme noktaları olacak bazan da çatışma. Ama nereye kadar, onu kestirmek olası değil.

Bir kere insanlığın globalizm sürecini yaşaması kaçınılmazdı. Sıkışan kapitalizm kendine göre bir çıkış noktası bulmalıydı ve buldu. Telekomünikasyon ve iletişim başta olmak üzere pek çok alanda devrim yaptı. Çokuluslu tekeller, şirket evlilikleriyle daha da büyüdü, sınırlar sanal hale geldi. Bireysel beceriler daha ön plana çıktı. Internet aracılığı ile ticaret hacmi ve buna paralel olarak da yeni iş olanakları ortaya çıktı.

Bunlar aynanın bir yüzü ve buradaki görüntülerin her biri ayrı ayrı ele alınıp artılarla eksiler muhasebesi yapılabilir.

Aynanın diğer yüzünde açlık var. Bugün 1.6 milyar insan açlık sınırında. 800 milyon insanın başını sokacak doğru dürüst bir evi yok. 600 milyon insanın içtiği ya da kullandığı su son derece sağlıksız. Globalizmin dayattığı özelleştirmeler ve emperyalizmin IMF, Dünya Bankası gibi kurumlarının reçeteleri milyonlarca insanı işsiz bırakmıştır.

Kısacası dünyayı kuzey ve güney diye ikiye ayırırsak, dünya nimetlerini paylaşmak açısından kuzey ile güney arasında büyük uçurum vardır. Kuzey zenginlik içindeyken, güney yoksul kalmıştır. Ancak kuzey yarımkürede de eşitsizlik yok değildir. Önceki gün eşitsizlik,Türkiye gündemine de girmişti. Bir taraftan çöpler içinden kuru ekmek arayan insanlar, öbür yandan da İstanbul’un gözde mekanları Laila ve Chinawhite’ta çılgınlar gibi eğlenip, bir gecede binlerce doları kağıt peçete gibi savuran zenginler!

Gelir dağılımındaki adaletsizlik ve zenginlerle yoksullar arasındaki dev uçurum bugün Türkiye’yi sosyal patlamanın eşiğine getirmiştir. İnsanlar sokağa dökülmüştür.

Önce Seatle’da, daha sonra Washington’da, Prag’da, Davos’ta da son olarak da Cenova’da olanlar da ayni nedenle sokağa dökülmüştür.

Ülkemizde de orta sınıfın giderek eridiği, sınıf yapılanmasının ise giderek piramite benzediği de ileri sürülebilir. Bir avuç insanın bir eli yağda-bir eli balda, ama öte yandan geniş halk kitleleri yoksulluk içinde, neredeyse açlık sınırına yakın bir düzeyde yaşam törpülüyor. Bankaların batırılması, ekonomik yıkım paketleri, peşpeşe yapılan zamlar, TL’deki değer kaybı ve bunu giderici tek bir şeyin bile yapılmaması toplumsal dengeleri olabildiğince alt-üst etmiştir.

Giderek derinleşen bu uçurum her yerde ve sosyal patlamalara gebe. Gemiler dolusu insan, Batılı ülkelerin sınırlarını zorluyor. Sadece siyasal baskılardan ve savaşlardan kaçmıyor bu insanlar. Açlıktan, konut yokluğundan ve işsizlikten de kaçıp refah ülkelerine sığınmağa çalışıyor. Sadece bu yıl Türkiye’den Amerika’nın Green Cart’ına bir milyon insanın başvurması herhalde “işola” değildir.

Tüm göstergeler kanıtlıyor ki artık milyonlarca hatta milyarlarca insan, gelir kaynaklarının adaletsiz dağılımını, işsizliği ya da yoksulluğu “kader” diye niteleyip ve boyun eymeyi reddediyor. Sokağa dökülüyor, isyan ediyor, “bana yoksa, sen de sahip olma” deyip yakıp yıkıyor.

Derinleşen öfke, kaçınılmaz olarak şiddeti de beraberinde getiriyor. Artık her protesto eyleminde şiddeti göreceğiz.

Nereye kadar mı?

Dünya nimetlerinin eşit dağılımının gerçekleştiği zamana kadar.


Zeki Erkut|Ana Sayfa