Zeki Erkut|Ana Sayfa


Fikrimin İnce Gülü, 5 Temmuz 2001
Zeki Erkut

GÖZDEN GEÇİRMEK

Geçen gün Gazeteciler Cemiyeti Derviş Eroğlu ile Salih Coşar’ı ziyaret ederek basın sektörünün sorunları dile getirdi. Bilindiği gibi Gazeteciler Birliği’nden yollarını ayıran Cemiyet, “milli çizgi” doğrultusunda bir politika izliyor. İçerili yani. İlgili makamlar, devlet ve saray tarafından destekli bir grup basın-yayın elemanı. Zaten cemiyet başkanı da bundan farklı birşey söylemiyor: “Biz ulusal davada tarafız” diyor ve amacı aşan görüşler ortaya koyuyor.

Ne diyor? “İçte yaşanan sorunları bahane ederek devletin zafiyete uğratılmasına karşıyız ve bazı basın organlarını yayın çizglerini gözden geçirmeye çağırıyoruz” diyor

Maksadı aşan görüşlerdir bunlar. Üstelik bu görüşü, “ilkeli ve sorumlu gazeteciliği” savunduğunu ileri süren cemiyetin başkanı yapıyor.

İlkeli ve sorumlu gazetecilik de ne demek?

Ulusal ya da uluslararası bir davada taraf olmanın ilkeli ya da sorumlu gazetecilikle bağdaştığını doğrusu bilmiyorduk.

Bizim bildiğimiz gazeteci ilkeliyse, taraf olmaz. Taraf olursa ilkesini bile bile çiğnemekten kurtulamaz.

Hem taraf olunacak hem de ilkeli ve sorumlu!

Bunun nasıl olabileceğini anlatsalar da hem biz hem de herkes öğrense.

Yok öyle şey, kimse kimseyi kandırmasın.

Çünkü gazetecinin sorumluluğu herşeyden önce okuruna ve kamuoyuna karşıdır. Gazeteci, olay ve olgulara tarafsız ve bağımsız bakabiliyorsa, yazısını bu ilke çerçevesinde yazabiliyor veya haberini bu doğrultuda verebiliyorsa ilkeli ve sorumlu gazetecilik yapıyor demektir. Yoksa “al eline kalemi ve benim politikamın propagandasını yap” denilen adam, gazeteci değildir. Ne öyle bir etiket taşımaya hakkı vardır ne de o iddiayı taşımaya.

Aslında ne cemiyet ne de onun başkanı muhatabımız ya da hedefimizdir.

Herkes, kendine biçilen gömleği giyiyor, kendisine verilen oyunu oynuyor, o kadar.

Araştırın, göreceksiniz. Ülkemizin basın tarihinde hep böyle olmuştur.

Öte yandan, ülkemizde gazeteci olmak da kolaydır. Bir gecede gazeteci de olunur, bir haftada köşe yazarı da. Sonra gelsin “şakşak”, “şükran” ve taraflı haber ve yorumlar.

Bu görüşümüz sadece sağ cenah gazetecileri için değildir kuşkusuz. Sol cenahın gazetelerinde ve gazeteciliğinde de durum daha farklı değldir. Bundan değilmidir ki hepimiz demokrasi kisvesi altında çok sesliliği savunur görünür de tekseslilikten asla taviz vermeyen “ikiyüzlüleriz”!

Sonra gelsin “düşünce özgürlüğü” .

Sonra gelsin “basın, demokrasinin vazgeçilmez usurlarından biridir” klişesi.

Kocaman bir yalan ve aldatmaca.

Nitekim cemiyet de bu görüşümüzü doğrular öneride bulunuyor: “Bazı basın organları yayın çizgisini gözden geçirsin”!

Kısa bir süre önce enformasyon da benzer bir öneri için gazetecileri toplamamış mıydı? Onlar da “tek ses”ten, “tek çizgiden”söz etmemiş, aba altından sopa göstermemişmiydi?

Hangi tek ses? Hangi tek çizgi? Kimin çizgisi ve niçin?

“Ben ilkeliyim, ben sorumluluk taşıyorum” diyen gazetecinin herşeyden önce sorumlu olduğu halkına karşı dürüst olma gibi bir görev ve sorumluluğu vardır. Gazeteci eğer sorgulamıyorsa, düşündüğünü yazmıyor, yazamıyorsa, ya da yazdırmıyorlarsa, kalemini kırıp bu işten vazgeçmelidir.

Basın sektöründe yaşanan sorunlar ne çinko ve kağıt, ne artan maliyetler, ne şu ne de budur. Yaşanan krizin temelinde düşünme ve düşündüğünü yazma özgürlüğüne getirilen yasak, tehdit ve sınırlamalardır. Basın davalarıdır, UHH tehditleridir, reklam ambargolarıdır, basımevlerine konan bombalardır. Yaşanan kriz budur aslında. Yani çoksesliliğe gösterilen tahammülsüzlük.

Başka bir deyişle hiçbir dava demokrasiden ve demokratik geleneklerden daha kutsal değildir.

Bırakın herkes düşündüğünü söylesin ve yazsın. Üç-beş ya da beş-on kişinin yazmasıyla dava zarar görürse ya da devletin yıkılacağı endişesi varsa, demek ki ne dava sağlam temellerde yükselmemiştir ne de devlet.

O zaman, asıl gözden geçirilmesi gereken “davanın ve devletin” çizgisi olmayacak mı? Gazeteler az satıyorsa, eline her kalem alan kendine göre bir davanın militanı gazetecisi oluyorsa basın sektöründeki krizi burada aramak gerekir. Yoksa bu toplum tek sesliliği de yaşadı ama basın sektörü krizden hiç kurtulamadı.

İlkeli ve sorumlu gazetecinin biraz da bunu sorgulaması gerekmez mi?


Zeki Erkut|Ana Sayfa