Fikrimin İnce Gülü, 8 Temmuz 2001
Zeki Erkut
UTANÇ, DAHA NEREYE KADAR?
Önceki gün gazeteci, yazar ve barış savaşçısı Kutlu Adalı’yı hunharca katledilişinin 5.nci yılında andık.
Dile kolay, aradan koskoca 5 yıl geçmiş. Her yıl, “katiller nerede?” diye bağıra bağıra koskoca 5 yıl geçirdik.
Evet, bir kere daha haykıralım. Katiller nerede? Neden ortaya çıkarılamıyor?
Kutlu Adalı, gerçekte teşkilatın ta içinden gelmiş, uzunca süre Denktaş’ın özel kalem müdürlüğünü yapmış, üst bürokrat görevlerinde bulunmuş ve sonunda doğru yolu bularak barış ve demokrasi saflarına katılmış değerli bir insanımızdı.
Onun değerini, onu kaybedişimizin 5.nci yılında bir kez daha anlıyoruz.
Bu toplumda kolay kolay bir Kutlu Adalı daha çıkmaz gibime geliyor.
O, geçmişini hiç inkar etmedi. Tam tersine geçmişte göremediği ya da susmak zorunda bırakıldığı olayları yeni baştan yorumlamaya çalıştı. Pisliklerin üzerine yürüdü. Zengin arşivinden çıkardığı belgeleri konuşturdu. Teşkilat’lı karanlık günlere ışık tuttu, toplumu aydınlattı.
Adalı’nın özellikle katledilmesinden önce yazdığı yazılar, hiç kuşku yok ki ölümünü de hazırlayan yazılar oldu. O yazılar, hunharca işlenmiş bir cinayetin ipuçlarıyla doludur. Okuyan anlar, anlamak isteyen de birşeyler yapmak için harekete geçer.
Ama, ne yazık ki aradan 5 yıl geçmesine karşın, arpa boyu yol alınamadı. Ya da alınmak istenmiyor. Daha önce işlenen cinayetler gibi “Kutlu Adalı cinayeti” de zaman içinde unutulsun, dava dosyası rafa kaldırılsın isteniyor.
Oysa, cinayetle ilgili olduğu ileri sürülen bazı isimler var. Bazı kurumlar ve kuruluşlar var. Bunların çoğuna cinayetle ilgili tek bir soru bile sorulmadı. “Cinayetle suçlanıyorsunuz, görenler,bilenler var, ne diyorunuz?” bile denilmedi.
Ölen öldüğüyle, katil ya da katiller de hunharca işledikleri cinayetle kaldılar. Belki de işledikleri cinayetin hesabının sorulmaması bu kişi ya da kurumlara yeni cinayetler işlemeleri için cesaret veriyor. Olamaz mı?
Öte yandan, Meclis’te oluşturulan “Kutlu Adalı Cinayetini Araştırma Komitesi” de bizce görevini yapmamıştır. Sonuca gidilmemiş, dosyanın arşive kaldırılacağı belli olmuş olsa bile, gelinen aşamada kamuoyunun ve ailesinin aydınlatılması gerekmez miydi?
Hükümette ses yok.
Her konuda lafı olan herkese laf yetiştiren Denktaş’ta ses yok.
Cinayetle suçlanan kişi ve kurumlarda ses yok.
Soruşturmayı gereği gibi yapmamakla eleştirilen poliste ses yok.
Meclis Araştırma Komitesinde ses yok.
Peki, bu cinayet, tetikcilerin ve onları azmettirenlerin yanına mı kalacak?
Kimse birşey söylemeyecek, kimse birşey yapmayacak mı?
Doğrusu, bir devlet, bir hükümet, bir meclis ve bir adalet mekanizması için utanç verici bir durum. Bu kurumlar, böylesi bir utançla nasıl rahat edebiliyorlar anlamak mümkün değil.
Bir yaz akşamı, herkesin evinin önünde ya da bahçesinde oturduğu bir yaz akşamı, sokak orasında bir insan makineli tabanca ile taranacak,katledilecek ve suçlular bulunamayacak?
Ne cinayeti üstlenen biri çıkacak, ne göz şahidi, ne bilgisi olan ne de bir başkası.
Herkes dilsiz, herkes sağır ve herkes karacahil rolü oynuyor.
Bu düğümü çözmek için ilgili hiçbir makam kılını oynatmıyor. Herkesin bildiği katil veya katiller ellerini kollarını sallaya sallaya aramızda dolaşıyor, sonra da siyaset kurumlarına, adalete ve devlete güven bekleniyor.
Siyaset kurumlarını çürüten ve halkı siyasetten soğutan sorumsuzluktur, “bırakın yapanın yanına kalsın” anlayışıyla hareket edilmesidir.
Adalete ve devlete karşı duyulan güvensizlik de bu sorumsuzluktan kaynaklanıyor.
Cana ve mala yönelik tehditlerin uluorta savrulduğu ve insan yaşamının pamuk ipliğine bağlı olduğu bir toplumda siyaset kurumları çürümüş, adalete ve devlete güven kalmamışsa bunun vebalini kim ödeyecek?
Adalı’nın anılacağı yeni bir yıla kadar iyi utançlar!