Zeki Erkut|Ana Sayfa


Fikrimin İnce Gülü, 9 Temmuz 2001
Zeki Erkut

SENARYO MEZARLIĞI

Aydınlık dergisi ve Doğu Perinçek son haftalarda ülkemizde hayli popüler oldu, moda deyimle rating’i arttı. Üstelik Aydınlık dergisini ve Perinçek’i kaynak gösterip, sanaryoları üzerine ahkam kesenler, zannedildiği gibi sol kesim değil, sağ kesimdir. Çünkü Aydınlık dergisi, İşçi Partisi ve onun değişmez başkanı Perinçek AB karşıtı politika güdüyor. “Aman AB uğruna Kıbrıs elden gidiyor” yönlü senaryolarla Denktaş’ın, Ankara şahinlerinin ve onların çizgisinde yürüyenlerin ekmeğine bal sürüyor.

Kısacası Aydınlık-İşçi Partisi-Perinçek üçlüsü Türkiye’nin önünü açacak ve Kıbrıs’ta çözümsüzlüğe son verecek politikaların karşısına dikilmekle barış ve demokrasi düşmanlarının değirmenine su taşıyor.

Geçtiğimiz günlerde de UHH’ye destek vermiş ve UHH’yi neredeyse Atatürk’ün “kuvvay-ı milliye”siyle eşdeğer tutmuştu.

Bizim öğrencilik yıllarımızda Perinçek ve Aydınlıkçılar “Maocu” kimliğiyle etrafta gezinirler ve ülkücü faşistler değirmenine su taşırlardı. Demokratik Türkiye kavgası veren güçlerin karşısına dikilirler, haince provokasyonlar yaparlar, devrimcileri dergilerinde deşifre ederek kontrgerillaya hedef gösterirlerdi.

Mao’cu Aydınlıkçıların şerrine uğramış yüzlerce hatta binlerce devrimci vardır.

Demek ki o günden bugüne değişen fazla birşey olmamış.

Gerçi Mao’nun Çin’inden zar- zor dahi olsa Atatürk’ün Türkiye’sine gelmişler ama hepsi o kadar. Orada takılıp kalmışlar. Atatürk’e sarılmışlar ama Atatürk’ün vasiyet ve hedef gösterdiği Batı’ya düşmanlığın şampiyonluğuna soyunmuşlar.

Atatürk istismarcılığında da üzerlerine yoktur. O konuda mangalda kül bırakmazlar ama Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet’i benimsemeyip yurt dışına kaçan İstiklal Marşı yazarı Mehmet Akif Ersoy’u baştacı yapmaktan da vazgeçmezler. Devletçiliği savunurlar, İsmet İnönü dönemini emsal gösterirler ama IMF’nin ilk olarak İsmet Paşa döneminde Türkiye’ye davet edildiğini görmezden gelerek “IMF’nin Siyasal Şartı: Kıbrıs’ı Teslim Et!” başlığı altında senaryo hazırlarlar.

İşte, geçenlerde bizim sağ basının manşetlere çektiği senaryonun başlığı budur. Perinçek, sık sık yaptığı gibi kendi kafasına göre bir senaryo çizmiş ve bu senaryoya göre IMF’nin 1.5 milyar dolarlık kredi için Kıbrıs’ın Avrupa Birliği’ne üyeliğini şart koştuğunu yazmış. Perinçek bezer bir değerlendirmeyi aylar önce de ama bu kez ortada 1.5 milyar dolar olmadan da yapmıştı.

Demek ki ayni senaryo ısıtılıp ısıtılıp önümüze sunuluyor.

Senaryolara hiç gerek yok aslında. Aydınlık, senaryolar mezarlığına dönüştü ama yeni birşey göremiyoruz. “Türkiye’nin stratejik konumu”, “Amerika’nın Türkiye’den, Türkiye’nin de AB uğruna Kıbrıs’tan vazgeçmeyeceği”... Senaryoların temelinde bu temalar işleniyor. İşçi Partisi’nin, Aydınlık ve Perinçek’in yeni çizgisi bu. Ama öte yandan 7 Temmuz tarihli Yenidüzen’in Perinçek’le ilgili bir de analizi var. “İşgale son” diyen, “Kıbrıs’ta Hürriyet” diyen bir Perinçek’i hatırlatan bir yazı.

Şimdi, hayatı boyunca zigzaglar çizen, hep “sol”da olduğunu ileri sürüp de hiçbir zaman sol’a güven vermeyen ama her yaptığıyla egemen güçlere malzeme taşıyan bir “aydınlık çizgisi”ni ciddiye almak mümkün mü?

Üstelik Perinçek daha da iddialı kelimeler kullanıyor ve “Kıbrıs AB’ye verilirse Türkiye bölünür” diyor. Arkasından bir sürü laf kalabalığı. Aydınlık’ın senaryolar mezarlığına bir senaryo daha!

Safsata bunlar. Ne Kıbrıs AB’ye verilirse Türkiye bölünür ne de Kıbrıs Türkü yok olup gider. Gerçekleri görmek gerekir. Türkiye ve Kıbrıs Türklerinin çıkarı ve geleceği Avrupa Birliği’ndedir. Aksini savunmak, Türkiye’yi ekonomik açıdan gelecek on yılda Yunanistan, Portekiz, Bulgaristan gibi ülkelerin en az 10 kat gerisine itmek demektir. Ki bu ülkeler daha 10-15 yıl önce ekonomik bakımdan Türkiye’nin en az 10 yıl gerisinde seyrediyorlardı.

Bir başka deyişle, Kıbrıs inadı uğruna Avrupa Birliği dışında kalan Türkiye’nin durumu, parası yerlerde sürünen, borsası dibe vuran, işçisi-memuru-çiftçisi-bankacısı sokakta hak arayan bugünkü Türkiye’yi bile aratacaktır. Böyle bir Türkiye ile Kıbrıs Türk toplumunun ilişkisini düşünün?

Bunları da geçiyoruz ve geliyoruz, Perinçek’in “Kıbrıs AB’ye verilirse Türkiye bölünür” senaryosuna;

Türkiye halkına soruldu mu, “ Türkiye’nin Kıbrıs tavizine karşı AB üyeliğine ne dersiniz?” diye.

Ya da, “Türkiye’nin KKTC inadı yüzünden AB’den ve dünyadan dışlanmasına razı mısınız?” diye.

İsterseniz şöyle sorunuz: “IMF, Türkiye’ye yardım şartını Kıbrıs’a dayandırdı. Kıbrıs’ta tavize karşı, ekonomik kurtuluş, ne dersiniz?”

Doğrusu merak ediyoruz. Türkiye’yi uçurumun kenarına kadar getiren ve kamuoyunda zerre kadar itibarları kalmayan siyasilerin ne dediği ya da ne diyeceği kimsenin umurunda değil. Asıl önemli olan bu siyasiler dışında kalan ve imim imim inleyen Türkiye halkı, Kıbrıs sorunuyla bağlantılı olan ekonomik ve siyasi konumu karşısında ne diyor?


Zeki Erkut|Ana Sayfa