Fikrimin İnce Gülü, 1 Ağustos 2003

Zeki Erkut

 

BİLMEM NE YARIŞI

Kopenhag ve Lahey Zirvesi, Annan Planı , 23 Nisan 2003, Aralık genel seçimleri ve yaklaşan 1 Mayıs 2004 falan derken Kıbrıs sorunu öyle bir noktaya geldi ki anlayana da anlatabilene de aşkolsun!

Hangi noktadayız?

Nereye doğru gidiyoruz?

Tarafların pozisyonları ne?

Türkiye'nin uyum paketleri sürece katkı koyabiliyor mu?

Son derece karmaşık, son derece bulanık bir süreç.

El yordamı ile ne kadar ilerleyebilirsen o kadar yol alıyorsun.

Süreç karmaşık ve bulanık.

Örneğin 23 Nisan'la başlayan süreci ele alalım. Çok ani oldu, yönetimler hazırlıksız yakalandı ama Kıbrıslıtürklerle Kıbrıslırumlar bu sürece çok çabuk ayak uydurdu. Karşılıklı ziyaretler başladı, Denktaş-Eroğlu-Tahsin rejiminin sivil toplum örgütlerine koyduğu yasaklar artık tarihe karıştı. Dünün yasak ve tabu olan, bu tür toplantılara katılanların ise "devlet düşmanı" ilan edildiği süreç artık yerini karşılıklı güvene bıraktı. Herkes geleceği tasarlıyor, geleceğe doğru yürüyor. İki toplumlu toplantılar artık günlük, olağan çalışmalar haline geldi. Yaşamımızın bir parçası oldu.

Yine de bu sürece herkesin ayak uyduramadığı açık.

En başta da her iki tarafın şoven ve statüko yanlısı lider ve çevreleri 12 Aralık'ta başlayan 23 Nisan'da sınırların azıcık aralanmasıyla devam eden ve 1 Mayıs 2004'te noktalanacak olan sürece ayak uyduramıyorlar.

Belki de olup biteni anlayamıyorlar. Ya da anlamak istemiyorlar. Öyle olunca da

eski plak gibi takıldıkları yerde dönüyorlar ve çıkardıkları cızırtılarla huzuru bozuyorlar.

İlk anda iki tarafın "egemenlik yarışı"nda takındıkları tavır aklımıza geliyor.

Bizim bildiğimiz gerek 12 Aralık'ta Kopenhag'da, gerekse Atina Zirvesi'nde Kıbrıs'ın AB'ne katılımı ete-kemiğe büründü. Başka bir deyişle, Kıbrıs Rum liderliği Kıbrıs Cumhuriyeti adı altında ve tüm Kıbrıs'ı temsilen AB'ne katılmak için imzayı atmıştır. Denktaş bey olmazsa olmazlarında direnmeseydi ya da halkına kulak verseydi ve Annan Planı'nı imzalamayı kabul etseydi şimdi iki toplum "Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti" adı altında AB'ye doğru yol alan trende birlikte seyahat edeceklerdi.

Olmadı. Denktaş bey Türkiye'nin de AB yolunu kapatma pahasına bu süreci baltaladı.

Denktaş'ın bu inadında en fazla yararlanan Kıbrıs Rum liderliği oldu. Ondan değil midir ki önce baş papaz sayın Denktaş'a duacı olduğunu duyurdu, arkasından da eli kanlı darbeci Nikos Samson'un gazetesi Mahi'de şahsına övgüler düzenlendi!

Bir başka önemli nokta daha var. B.M Güvenlik Konseyi "KKTC"yi bir devlet olarak tanımama kararı üretmiştir. Yani KKTC'nin önü kesiktir. Ne Arap'tan yana şansı vardır ne de Türki'den..

Hal böyleyken Denktaş'la Papadapulos'a, ya da temsil ettikleri yönetime bakıyoruz, onların kafası, sokaktaki vatandaştan daha karışık. İkisi de "egemenlik yarışına" girmişler, birbirlerine karşı "devletçilik" ve "egemencilik"oyunu oynuyorlar.

Dün yaşanan 1-2 küçük olay ne demek istediğimizi fazlasıyla anlatmaya yetiyor da artıyor bile.

Bizim birkaç arpa üreticimiz Güney'de alıcı bulmuş, Kuzey'de devletin ton başına verdiği paradan daha yüksek bir fiyatla arpasını satmak istemiş. Bizimkiler "olmaz" demiş. "Ben devletim ve Güney'dekiler arpayı benden talep etsin".

Serbest ticaretin neresinde olurmuş böyle bir dayatma?

Hellim, patates, portakal isteyen Avrupalı alıcı Denktaş'a mı başvururmuş? Alıcı ile satıcı anlaşırsa devlet, yürürlükteki kurallara göre gerekli izni verir ve gerisine karışmaz.Serbest ticaret alıcı ile satıcı arasındadır. Devletle devlet arasında değil.

Bizde böyle olmadı. Çünkü devlet, devletliğini hem yurttaşına ispat edecek hem de Rum yönetimine.

Halbuki "izin verdim"dese çiftçinin yüzü gülecek Kıbrıslırum statükocularının ise burnu sürtecek.

Olmadı. Arpa, Kıbrıslıtürk çiftçinin elinde kaldı.

Gelelim Papadapulos'un tavrına.

O dediğimiz tarihler Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tüm adada söz sahibi yapıyorsa, elinde "Kıbrıs Cumhuriyeti kimliği" olan her Kıbrıslı'nın ayni ve eşit şartlara sahip olması gerekmekedir. Örneğin bir Kıbrıslıtürk nasıl ki Ledra Sokağı'ndan alış veriş yapabiliyorsa bir Kıbrıslırum da Arasta Sokağı'ndan alış veriş yapabilmelidir. Bir Kıbrıslırum araç sigortası için yıllık 70 KL veriyorsa, ayni devletin kimliğini taşıyan Kıbrıslıtürk niye yıllık 240 KL versin?

Kıbrıslırum Girne'de kumar oynamak istiyorsa, bırakın oynasın.

Kıbrıslıtürk Larnaka havaalanından dünyaya açılmak istiyorsa, bırakın yapsın.

Artık ayrı-gayrı yok! Bunu yavaş yavaş herkes içine sindirmeye başlamaldır.

Denktaş ve Papadapulos da artık karar versinler.

Kıbrıs Cumhuriyeti tüm ada üzerinde söz sahibi ise Papadapulos hem Türklere hem de Rumlara uyguladığı sınırlamalara ve eşitsizliğe son vermelidir.

Sayın Denktaş da Türkiye'den başkasının tanımadığı -galiba kimsenin de tanımayacağı- devletin gücünü halkı üzerinde denemeyi sürdürmesin.

İkisi "egemenlik" ve "devletçilik" yarışını sürdürecekse bunu halk üzerinde sürdürmesinler. Halkı basamak yapıp ezmesinler.

Bıraksınlar bu halk rahat bir nefes alsın!

Kıbrıs adası kimsenin bilmem ne yarışı yaptığı arena değildir.

copyleft (c) 2001-03 hamamboculeri.org