Fikrimin İnce Gülü, 8 Ağustos 2003

Zeki Erkut

 

TÜRKİYE'DE GÜÇLER ÇATIŞMASI

Türkiye ile KKTC arasında imzalanması gereken "Gümrük Birliği Anlaşması" ertelendi.

"Gümrük Birliği Anlaşması"ndan amaçlanan iki taraf arasında var olduğu varsayılan ekonomik ve mali ilişkilerin güçlendirilmesi ve çeşitlendirilmesiydi.

İlk bakışta bu anlaşmanın son derece masum ve Kıbrıslıtürklere "ekonomik refah" sağlamayı amaçladığı sanılabilir. Gerçi bu güne dek buna benzer onlarca anlaşma ve protokol imzalanmış ve neredeyse tümü rafa kaldırılmıştı ama bu seferki biraz farklıydı.

Bu fark nedir?

Bir kere Kıbrıs Cumhuriyeti'nin 1 Mayıs 2004'te Avrupa Birliğine tam üyeliğinin gerçekleşmesi önünde herhangi bir engel görülmemektedir. Bu tarihte Kıbrıs Cumhuriyeti "tüm Kıbrıs'ı temsilen" AB üyesi olacaktır. Tabii o tarihe kadar masada olan ve Rum toplumu lideri Papadapulos'un "görüşmeye hazırım" dediği Annan Planı taraflarca imzalanmazsa.

Sayın Denktaş "imzalamam" diyor - zaten kimsenin ölü gözünden yaş gelmesini beklediği yok- bir de Aralık genel seçimleri var. Denktaş'ın yeni oluşacak meclis aritmetiğine bağlı olarak görüşmecilik görevinden alınacağı kesin. Seçimi kazanacak "çözüm ve AB" yanlıları Annan Planı temelinde Rum tarafı ile anlaşmaya varırsa Avrupa Birliği'ne "Birleşik bir Kıbrıs"girecek, değilse 1960 Anayasası yürürlükte olacak.

Sayın Denktaş ve Türkiye'deki bazı güçler buna razı mıdır?

Görülen odur ki ne Annan Planı çerçevesinde bir anlaşmaya razıdır ne Kıbrıs Cumhuriyeti'nin tüm Kıbrıs'ı temsilen ve tek başına AB'ne üye olmasına ve ne de 1960 Anayasası çerçevesinde oluşacak bir çözüme.

Sayın Denktaş ve Türkiye'deki bazı güçlerin tek istediği "iki ayrı devlet, iki ayrı toprak, iki ayrı egemenlik, iki ayrı kimlik! Yani statükonun yasallığa kavuşturulmasıdır.

Bir başka deyişle tek istekleri, B.M Güvenlik Konseyi'nin, AB'nin ve Kıbrıs sorununa taraf olan ülkelerin asla kabul etmeyecekleri bir statü!

İşte bu çevreler arada bir "show" yapma ihtiyacı hissediyorlar. "Ben yaparım olur" mantığıyla Kıbrıs üzerinde küçük oyuncuklar oynamaya çalışmaları ise Kıbrıs'ın AB sürecine meydan okumaktan başka bir şey değildir.

"Kıbrıslıtürk toplumunun Rum'a ve AB'ye ihtiyacı yoktur, biz onların her ihtiyacını karşılamaya hazırız" mantığıyla yapmaya çalıştıkları aslında AB sürecini anlamamaktan ya da anlamak istememekten kaynaklanmaktadır.

Yukarıda da belirttiğimiz gibi şu veya bu şekilde Kıbrıs -Türkler ve Rumlar olarak- AB'ne girecektir. Buna az bir zaman kalmıştır ve bundan sonra Kıbrıs'ta Güney'le Kuzey arasındaki ekonomik dengesizliğin giderilmesinde AB ile Kıbrıs Cumhuriyeti devleti söz sahibi olacaktır. Bu, AB'nin temel ilkelerinden biridir. O nedenle bu süreci görmezden gelip ya da bu sürece meydan okuyup k.Kıbrıs'ta dev ihalelere girmenin (Ercan Havaalanı gibi) veya Türkiye'yi yeni mali-ekonomik yükümlülükler altına sokmanın anlamı var mıdır?

Bu anlayış, Türkiye'nin sanki de Kıbrısın kuzeyinden sonsuza kadar elini çekmeyeceği izlenimi yaratıyor. Bir başka deyişle bu yapılanlar Türkiye'yi sanki de Kıbrıs'ta çözüm istemiyor konumuna sokuyor.

Ancak dediğimiz gibi bunu Türkiye'de sadece bazı çevreler yapıyor. Bu çevrelerin sayın Denktaş'la sıkı bağları vardır, ona hayranlık duymakta ve sık sık arkasında olduklarını beyan etmektedirler. Türkiye'de etkili ancak azınlıktır bu çevreler.

"Gümrük Birliği Anlaşması" da sanırız bu çevrelerin marifeti idi.

Ancak Türkiye'nin diğer yarısı, Kıbrıs'ta çözüm istiyor ve bu yolla Türkiye'nin AB yolundaki en büyük engeli aşmayı amaçlıyor.

Türkiye'de bu iki gücün çatışmasında denge, "Kıbrıs'ta çözüm ve Türkiye'nin AB üyeliği"ni isteyen ancak Kıbrıslıtürk toplumunu da elinde koz olmayı sürdüren güçler lehine sonuçlandı.

Statükocular tam olarak emellerine ulaşamdı. Çözüm isteyenler de tam olarak bu anlaşmayı rafa kaldıramadı.

Bu nedenledir ki TC'li Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener'in, "imza için uygun zaman beklenecek" şeklinde açıklama yaptığını gördük.

Uygun zaman ne?

Türkiye AB'den tarih alamazsa mı?

"Ya bana AB üyeliği için kesin tarih verirsiniz da ya hazırlığını yaptığımız gümrük anlaşmasını yürürlüğe koyarım anlayışıyla hareket etmek sanırız Türk dış politikasına yeni çıkmazlar getirecektir.

Kıbrıs'ın AB süreci ilerlemektedir. B.M'nin , AB'nin ve soruna taraf ülkelerin öyle "ben yaparım olur" politikasına ödün vermeleri beklenmemelidir.

Türkiye'den beklenilen bu sürece katkı koyması ve dolayısıyla kendi yolunu da açmasıdır.

Yoksa daha çok "uygun zaman" komedisi yaşanacaktır.

copyleft (c) 2001-03 hamamboculeri.org