Fikrimin İnce Gülü, 1 Ekim 2003 Zeki Erkut | ||
ANNAN PLANI İMZALANMAZSA Gazete manşetlerinde yer alan kimi haberleri peş peşe sıralayalım bakalım nasıl bir sonuca varacağız:AB Komisyonunun Genişlemeden Sorumlu üyesi Günter Verheugen: “Annan Planı hala masadadır ve Türkiye, 1 Mayıs 2004 tarihinden önce soruna bir çözüm bulamazsa AB’nden tarih alması zorlaşacaktır.” ABD’nin Ankara Büyükelçisi Eric Edelman: “Annan Planı Kıbrıs sorununun çözümü için tarihi bir fırsattır. Rauf Denktaş Kıbrıs’ta gelişmeye engel olmamalı” ABD’nin Kıbrıs Büyükelçisi Michael Klosson: “Kıbrıs Türklerinin ve Kıbrıs Rumlarının haklarını koruyabilecek bir çözüm için uygun, gerekli ve işlevsel düzenlemeler Annan Planı’nda yer almaktadır. Ancak Annan Planı’nın en temel konularında halka yanlış bilgiler verilmektedir” Verheugen, Edelman ve Klosson... Üçü de sıradan diplomatlar değil. AB’nin ve ABD’nin diplomatları. Bir başka deyişle dünyanın önemli bir kısmında egemenlik kuran devletlerin sözcüleri. Boş yere konuşmazlar, boş şeyler konuşmazlar. Ölçerler, tartarlar ve ona göre konuşurlar. Beğeniriz ya da beğenmeyiz, o kişiye göre değişir. Bize göre bu diplomatların söylediklerini beğenip beğenmemek lüksüne sahip değiliz. Beğenmesek, onaylamasak ne olacak? Bu diplomatlar yarın “Sorry! Biz böyle demek istememiştik” Ya da “ Bu görüşler bizim kişisel görüşlerimizdir temsil ettiğimiz Birliği ya da devleti bağlamaz” mı diyecekler? Sanmıyoruz. Ölçülüp tartılan sözler, onların politikalarını yansıtır. Dolayısıyla bunun üzerinde durmak gerekir. Adamların bir Annan Planı’na bir de Denktaş’ın konumuna vurgu yapıyorlar. “Annan Planı masadadır” diyorlar, sonra da “Denktaş çözüme engeldir” diyorlar. Bir görüş, bir politika ya da bir saptama bundan daha açık nasıl ifade edilebilir ki? Kaldı ki bu görüşleri dile getirenler bir değil, bin değil! Gelinen noktada Kıbrıs sorununun çözümünde Annan Planı’nı müzakere etmekten ve Denktaş beyi görüşmecilik görevinden azletmekten başka yol görünmüyor. Kıbrıs’ta çözüm isteyen herkesin ortak görüşü bu. Peki, bir de karşı cepheye yani statükoculara kulak verelim. Onlar ne diyor? “Annan Planı ölmüştür” diyorlar. Ya da Serdar Denktaş gibi “Annan Planı imzalanırsa halk zor günler yaşayacak”! Annan Planı imzalanırsa Kıbrıslıtürklerin ne gibi menfaatleri olacağı defalarca dile getirildi. Ekonomik refahtan, dünya vatandaşlığına, en geniş demokratik haklardan güvenli bir geleceğe kadar sayısız menfaat! Ya imzalanmazsa? Aslında statükocuların bu konuda net görüşleri yoktur. Büyükelçi Klosson’un da vurguladığı gibi Annan Planı’nı tahrif ediyorlar, halka yalan söylüyorlar ve bu suretle statükolarını sağlama almaya çalışıyorlar. Tuzaklardan söz ediyorlar. Hangi tuzaklardır bunlar? Halka açıklasınlar da anlayalım. Hepsi fasa-fiso! Yok öyle şey!,P>Tuzaklarla ve fasa-fisolarla halkın kafasını bulandıracaklarına asıl Annan Planı ile ayağımıza kadar gelen tarihi fırsat kaçırılırsa Kıbrıslıtürk toplumunu ve bu arada Türkiye’yi nelerin beklediğini düşünsünler. Yazımıza başlarken o diplomatların alıntılarını boşuna yapmadık. Çünkü statükoculara kendilerini nelerin beklediğini bir kere daha hatırlatmak istedik. Annan Planı çerçevesinde soruna çözüm bulunmazsa Türkiye AB’den tarih alamayacaktır. Bu bir. Türkiye, 1 Mayıs 2004’ten sonra soruna çözüm bulmaya çalışırsa bu kez Kıbrıs Cumhuriyeti’nin vetosuyla karşı karşıya kalacaktır. Bu iki. Kıbrıs sorununun çözümü önünde engel olmaya devam eden Denktaş, görevde olduğu sürece yabancı diplomatların hışmına uğramaya devam edecektir. Bu da üç! İşin ekonomik ve moral yönlerini de hesaba katmak mümkün. Şimdi sormak gerekir. Annan Planı çerçevesinde Kıbrıs sorununa 1 Mayıs 2004 tarihinden önce çözüm bulunmazsa, dünyadan soyutlanmış, süper güçler tarafından gözden düşürülmüş bir ülkede kim ne kadar “ne mutlu Türküm” diyebilecektir? copyleft (c) 2001-03 hamamboculeri.org
| ||