Yeni Çağ Gazetesi'nde Bu Hafta Çıkan Yazısı, 13 Temmuz 2005

Leyla Kıralp

 

TEMMUZLARI VE AĞUSTOSLARI GERİ İSTİYORUM

Yazın gelişi, bir başka idi 74 evveli.

Yaseminler, ya ipliğe, ya da ince hurma dalcıklarına dizi dizi dizilirdi.

Serin bir yere asar, akşam üstü, babalarımıza verirdik.

Kimi babalar, gömlek düğmelerine, kimileri ise kulak arkalarına asar, öylece kahvehaneye giderlerdi.

Yaseminleri, ben iğne iplik kullanana kadar annem ve ablam dizerdi. Sonra bu iş benim tekelime geçti.

Yasemin, yatak odasının balkonunda ekiliydi.Bir sarmaşık gibi balkona sarılıp hanaya uzamıştı. Tomurcukları, yetiştiğim yere kadar aşağıdan, yetişemediklerimi de hanayın balkonundan toplardım.

Yaseminleri, tomurcukken toplayıp dizmek ve sonra da onların açıldığını görmek bana zevk ve mutluluk verirdi.

Yazın gelişi, bir başka idi 74 evveli.

Kapı önlerindeki sekiler, süpürülüp yıkanır, hasır sandalyeler oraya taşınırdı.

Komşular, ikindin kahvesine gelirdi. Kimisi evinden yaptığı kahveleri, tepsiyle getirirdi.

Birlikte Lefkara nakışı işlerlerdi. Anneciğim, Lefkara nakışı yapmazdı. İğne işi dedikleri, armut ve üzüm desenlerinin ağırlıkta olduğu nakışı yapardı. Yüksük, ne de yakışırdı, Tatlısu’lu kadınların parmaklarına!

Hem nakış işlerler, hem de sohbet ederlerdi. Kimin böğrülcesi, taze fasulyası, molihiyası varsa sekilere taşır, orada hep birlikte ayıklanırdı.

Bamya, patlıcan da yazın vazgeçilmez yemeklerindendi.

Hele iri siyah çekirdekli, şeker gibi kan kırmızı karpuzlar!

Nerede bütün bunlar?

Hepsi hayal oldular!

Ağustos’da, harup zamanı pişen domatesli bulgur pilavının lezzetini unutan var mı?

Ne lezzetli ziyafetti o!

Harup zamanı, Rasım dayının haruplara vurup şakırdattığı deynek sesleri ile uyanırdık. Çoğu kez traktörle harup toplamağa gider, babamın ve kardeşlerimin düşürdüğü harupları toplar, çuvallara doldururduk.

Kaç yıl oldu, bu hazzı, bu zevki yaşamayalı?

Kaç yıl oldu, harup kokusuna hasret kalalı?

Hiç saydınız mı yılları?

Ben saydım!

Tam 31 sene!

Say say bitmez!

31 yıl oldu, evimizden, yerimizden, kültürümüzden koparılalı.

Temmuz’da, Terazi’de deniz panayırı olurdu. Sandallarla denizde dolaşır, iskele başına kurulan tezgahlardan recis dondurmaları alırdık.

Temmuz’da artık Terazi’de deniz panayırı olmuyor. Kıbrıslılar, sandallarla denizde dolaşmıyor. İskeleye recis dondurmaları satan, tezgahlar kurulmuyor.

Temmuz’da artık Kıbrıs’ın coğrafyasını kuzey ve güney diye bölenler tarafından, kuzey’de, ölüm aracı tanklar eşliğinde, “Mutlu Barış Harekatı” kutlanıyor.

Güney’de ise ayni ölüm aracı tanklar eşliğinde kuzey’in “işgali” protesto ediliyor.

Her iki tarafta da yapılanlar işte bu! Hala daha ölüm araçlarından medet ummak!

Temmuz’un içine de sıçtılar. Ağustos’un da. Ne deniz panayırı kaldı. Ne harup zamanı. Ne de domatesli bulgur pilavı.

Kültürümüzün içine de yaptılar, yaseminlerimizin de.

Kala kala bir canımız kaldı.

Ellerinden gelse canımızı da alıp, tanklarına benzin yapacaklar.

Ama bizim ölüm araçlarına feda edecek daha fazla canımız yoktur.

Canımız ve kalbimiz bir tanedir. O da bizden kanla alınan Temmuzlarımızı, Ağustoslarımızı, göçsüz, kansız, katliamsız ve göz yaşsız olarak geri almak için gereklidir.

copyleft (c) 2001-05 hamamboculeri.org