Yeni Çağ Gazetesi'nde Bu Hafta Çıkan Yazısı, 22 Temmuz 2005

Leyla Kıralp

 

BİR SAAT VE ÜZERİNDE “LEYLA” YAZILI BİR YÜZÜK!

14 Ağustos 1974.

Sabahın ilk saatlerinde, radyo ikinci Kıbrıs harekatının başladığını duyuruyordu.

Telaşla eşimi, evden uzaklaşmamız ve de Terazide bulunan Barış Gücü kampına, bütün köy halkı olarak sığınmamız için uyarmıştım.

Terazi, deniz sahilinde bir köy olduğu için, denizin açıklarında, askeri gemilerin dolaştığını görebiliyorduk.

Dokuz, on gibi köy halkı toplanıp, barış gücü kampına gidip oraya sığınmak istediğimizi söyledik. Ama kamp komutanı, kampa sadece orada çalışanları ve ailelerini alabileceklerini söyledi.

Eşim, kampta çalışıyordu. Fakat buna rağmen, sadece beni alıp kampa sığınıp, diğer akrabalarını dışarıda bırakmasına gönlü razı olmadı.

Hep birlikte, kampın yanında yaşayan, çoban bir ailenin evine gittik. Kulağımız radyoda, gözümüz yoldaydı.

Çevre köylerden bazı Rumlar, landroverlerle Teraziye gidip geliyorlardı. Daha sonra, bulunduğumuz eve haber göndermeye başladılar. Herkes evine dönsün. Kimseye bir şey olmayacak.

Terazi köyü sadece türkdü. Terazide yaşayan rum yoktu. Rumlar, Teraziye, sabah çalışmak için gelir, gece ise köylerine dönerlerdi.

Ben teraziye, yeni gittiğim için, fazla rum tanımazdım. Tanıdığım bir rum vardı. O da Garavolli lakablı yaşlı bir rumdu.

Mayıs ayında, bize bakkal dükkanını satmıştı. Ben artık yaşlandım. Çalıştıramam. Siz çalıştırın demişti.

Dükkanı satın alıp Temmuz ayına kadar Garavolli’ye parasını ödedik. Fakat koçanı elimize almadan 15 Temmuz oldu. Arkasına 20 Temmuz ve 14 Ağustos.

14 Ağustos günü, çoban ailenin evinden döndükten sonra kendi evimize değil, kayınpederin evine gittik.

Kayınpeder, Terazi muhtarı idi. Çevre köylerdeki rumlar, kayınpederi sever, ona saygı gösterirlerdi.

Saat iki gibi kapının önünde landrover durdu. Dohnili Andreas, İstasi ve bize dükkanı satan Garavolli landroverden inip kayınpedere seslendiler. Kayınpeder, gidip onlarla konuştu.

Meğer Dohnili bu rumlar, Terazili genç erkekleri alıp götürmeğe gelmişlerdi.

Halbuki Dohnili rumlarla, Terazili türkler birbirlerinin dostu ve arkadaşıydı. Birbirlerine güveniyorlardı.

Terazili genç erkekler, başlarına gelecek kötü akibeti hiç düşünmeden, tek tek o ölüm aracı landrovere bindiler.

Ben eşime çok yalvardım. Sakın gitme! Kaç! Deniz kenarına git, saklan! O landrovere girme, diye. Ama beni dinlemedi! Dohnili rumlara çok güveniyor olmalıydı ki başına gelecek kötü şeyleri düşünmeden, o ölüm aracına o da bindi.

Landroverin yanına gittim. Rumlara onları niçin aldıklarını ve nereye götüreceklerini sordum. İçlerinden biri, onları diğer Rumların kötülüğünden korumak ve de türk askerlerinin aldığı esirlere karşılık için, esir olarak tutacaklarını söylediler. Maraz etmememi, onları koruyacaklarını söylediler. Sonra eşime dönüp, saatini ve yüzüğünü çıkarıp bana vermesini söylediler. O an eşimin yüzüne korku dolmuş ve yüzü solmuştu. Ruma, niçin diye sorduğumda, çalınmasın, diye bana kısa bir cevap vermişti. Eşim, saatini ve yüzüğünü çıkarıp bana uzattı. Son kez, onun elini tuttum. Elleri çok soğuktu! Ağustos sıcağında elleri buz gibiydi!

Landrover, kapının önünden uzaklaşır uzaklaşmaz, koşa koşa barış gücü kampına gidip haber verdim. Gidip görmüş ve kayıt tutmuşlardı. Fakat birkaç gün sonra anlardan bir daha haber alamadık. Ve de ardından öğrenilen Dohni katliamı……

Katledilen yüzlerce genç erkek!

Ve de geride kalan yaşlı aileler! Genç dul eşler! Ve de öksüz çocuklar!

Katliamı öğrenene kadar, günlerce aylarca kızılhaçla eşime mesajlar gönderdim. Ama ne yazık ki mesajlarım hep cevapsız kaldı.

Bir yıl daha olmadan evim başıma yıkıldı. Eşim katledildi. Elimde kala kala, bir saat ve üzerinde Leyla yazılı bir yüzük kaldı.

Ve de yıllarca devam eden üzüntü, stres, acı ve sorgulama!

18 yaşında bana bunları bana yaşatmaya kimin ne hakkı vardı. Ben ve benim gibi yüzlerce, binlerce Kıbrıslı genç kadın, neden bunları yaşamıştık.

Niçin?

Ülkemiz için mi?

Devletimiz, Cumhuriyetimiz için mi?

Yoksa Kıbrıslıları, çıkarları için birbirine öldürten, üç garantörün çıkarı için mi?

Ülkemiz için değildi birbirimizi öldürme nedeni. Ülkemiz için olsa, ülkemiz ikiye bölünür, bir yanı işgal ve yağma edilir miydi?

Bütün bunlar, üç garantörün ve yerli işbirlikçileri olan T.M.T. ve E.O.K.A. gibi örgütlerin, birlikte uyguladıkları bir plandı. Bütün bunlar, Kıbrıslıları birbirine öldürtüp varolan güveni ve dostluğu ortadan kaldırmaktı.

Elimde bir saat ve bir de üzerinde “Leyla” yazılı bir yüzük kaldı.

Temmuzlar, Ağustoslar benden çok şey aldı. Benden aldıklarını, işgalcilere, yağmacılara, ganimetçilere zenginlik olarak kattı!

Kutlayın, 15 Temmuz’u!

Kutlayın, 20 Temmuz’u!

Kutlayın, 14 Ağustos’u!

İster “şükran” çekerek, ister “yes be annem” diyerek!

Temmuzlar, Ağustoslar benim için “Bayram” olamaz. Temmuzlar ve Ağustoslar Elena için de “Bayram” olamaz. Çünkü Elena ile benim çektiklerimiz ve kaybettiklerimiz aynidir.

Garantörlerin ve yerli işbirlikçilerinin eseridir.

copyleft (c) 2001-05 hamamboculeri.org