Konuk Yazar|Ana Sayfa


Konuk Yazar, 24 Ocak 2003
AYŞE HÜR - Araştırmacı

Kimdir Türk’ü Anadolu’ya hapsetmeye çalışanlar?

New Page 1

Geçtiğimiz hafta Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök’ün şık sivil giysileri içinde (Genelkurmay İkinci Başkanı Yaşar Büyükanıt’ın gazetecilere sözlü açıklamasına bakılırsa) “her sözcüğü üzerinde tek tek düşünülmüş” metinden okuduğu bir cümleden öğrendiğimize göre “Türkiye’nin güvenliğini tehdit eden ve güvenlik ihtiyacını karşılamayan bir Kıbrıs çözümüyle Türk’ün Anadolu’ya hapsedilmesi süreci hemen hemen tamamlanmış olacaktır”.Yıllardır “Türkiye Cumhuriyeti’nin demokratik, laik ve üniter yapısı ve Atatürk ilke ve inkilapları konusunda” karşı karşıya olduğumuz komplolara bir de bu eklenmişti. Sayın Özkök, duyan her onurlu insanın tüylerini diken diken edecek bu korkunç açıklamayı, alışılageldiği üzere gayet sakin bir sesle ve faillerin adını zikretmeden yapmıştı. Bu durumda Türk’ü Anadolu’ya hapsetmeye çalışanların kimler olduğunu keşfetmek bize düşüyordu.

Sn. Özkök’ün Türk derken kimi kastettiğini anlamak için öyle uzun uzun tahliller yapmaya gerek yok gibi görünüyor. Türkiye’nin son yıllardaki dış politikasına şöyle bir gözatınca burada kastedilen Türk’ün, “etnik Türkler” olduğu kolayca anlaşılabilir. Yıllardır bu topraklarda yaşayan diğer etnik kesimlerin en sıradan kültürel haklarına ilişkin talepler bile büyük bir kararlılıkla püskürtülürken, Süryaniler, Yezidiler selameti ABD veya Avrupa’da göçmekte bulurken, Dışişlerimiz Rusya’daki Çeçenlerin, Irak ve İran’daki Türkmenlerin, Batı Trakya’daki ve Bulgaristan’daki Türklerin siyasi hakları için cansiperane çalışmamış mıdır? Öte yandan Türkiye içinde yaşayan gayri müslümlerin aslında Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı değil, “azınlık” sayıldıklarını vakıfların mal edinmelerine ilişkin düzenlemeler yapılırken zaten öğrenmiş bulunuyoruz. Anadolu’ya hapsedildiği düşünülen kişilerin Kürt, Rum, Ermeni, Yahudi asıllı TC vatandaşları olmadığının diğer bir kanıtı da sözkonusu kesimlerin Anadolu dışında bir coğrafyada yaşayan soydaşlarının ve bunların çoğunun devletlerinin olmasıdır. Yani Anadolu’ya hapsedilmeye çalışılanlar olsa olsa Kayı boyundan gelen Türk’lerdir.

Anadolu’ya hapsedilmek meselesine gelince, anlaşıldığı kadarıyla bizler medeniyetlerin beşiği diye övündüğümüz Anadolu’da “yurtta sulh cihanda sulh” diyerek mutlu mutlu yaşarken, bazılarımıza 750 bin km.karelik coğrafya dar gelmektedir. Üstelik daha ülkenin doğusuna, güneydoğusuna aş, iş, sağlık, eğitim, ulaşım gibi en temel hizmetleri bile götürememişken, üstelik hala bilmediğimiz, gitmediğimiz binlerce köy varken…Üç tarafı denizlerle çevrili bir ülkede bile kendini hapsolmuş hisseden bu kişilere bu sıkıntının ne zaman bastığını sormak abestir. Bilindiği kadarıyla dünyanın en klostrofobik kavmi olan Türkler, Ergenekon dağlarını da bu nedenle delip geçmişler, hızlarını alamayıp Avrupa içlerine ve Anadolu’ya kadar gelmişlerdi. Anadolu’nun küçük coğrafyası içinde hapsedilmeye tahammül edemediklerinden Bizans’ı silip süpürmüşler, ardından Viyana kapılarına kadar dayanmışlardı. Ancak Türklerin ne kadar sıkıntılı bir millet olduğunu kavrayamayanlar tarafından Lozan’da yeniden Anadolu’ya hapsedilen Türkler’in o günden bu yana sadece iki kerecik ferahlayabildiğini biliyoruz. Birincisi 1939’da usta bir politik manevra ile Hatay Cumhuriyeti’nin iltihakını sağladıklarında, ikincisi ise 1974’de Kıbrıs’ın kuzeyine çıkartma yaptıklarında olmuştu. Ancak bu iki genişleme çabası da kapalı yer fobisini giderememiş olmalıdır ki, son yıllarda terörist saldırılara karşı “önleyici müdahale” kapsamı içinde bir bölük askerimizin Kuzey Irak topraklarında konuşlanmasını takiben yeni yeni olanaklar üzerine kafa yorulmaya başlanmıştır. Kimi Kerkük ve Musul’un üzerinde tarihi haklarımız olduğunu ileri sürerken, kimi cinfikirli uzmanlar petrol gelirlerinden kalan bakiyenin (?) peşine düşmüştür. Belki sırada buraları bizden ayıran Cemiyet-i Akvam plebisitinin oylarının yeniden sayımını istemek vardır. (Bu arada nedense artık Kıbrıs’ın kuzeyini ilhaktan sözeden yoktur.) Ve bunlarda başarılı olunamaması halinde gülüm keten helva yanacak ve “Türk’ün Anadolu’ya hapsedilmesi süreci” devam edecektir.

Şimdi Sayın Özkök’ün muhtemelen bildiği ama bizlerle paylaşmadığı olayın faillerine gelelim. Konu Kıbrıs bağlamında ele alındığına göre bunlar acaba Annan Planı için Türkiye’ye baskı yapan ülkeler midir? Yani yıllardır en büyük müttefikimiz olan ABD ya da 40 yıldır girmek için uğraş verdiğimiz AB midir? İlki pek akla yakın değildir çünkü devletimizin ve ordumuzun ABD ve onun baş aktörü olduğu NATO ile ilişkisi güçlenerek sürmektedir. Ama ikinci ihtimal ciddi olabilir çünkü büyüklerimiz AB tarafından “ham yapılmasından” korktukları için Kıbrıs’ta bir anlaşma olsa bile Kıbrıs Türk kesiminin Türkiye üye oluncaya kadar AB’ye girmesinin askıya alınması istemektedirler. Anlaşıldığı kadarıyla AB hiç de güvenilir bir oluşum değildir. Ancak Sayın Özkök aynı konuşmasında AB’ye mutlaka üye olunması gerektiğini de vurguladığı için kafamız biraz karışır. Acaba Kıbrıslı Türkler, AB’ye baskı yapmak için rehin mi tutulmaktadır diye düşünürüz ama bunu devletimize yakıştıramayız. Peki AB içinde sipere yatmış kadim düşmanımız Yunanistan’ı nasıl unuturuz? Depremden sonraki barışçı manevralarına kanmamak gerekir çünkü hala Konstantinopolis diye andıkları İstanbul’da gözleri vardır. Nitekim 1948’de burnumuzun dibindeki Ege Adalarına konarak Türk’ü Anadolu’ya hapsetmenin ilk adımını da gerçekleştirmişler,1960’tan beri de Kıbrıs’ı ilhak etmeye çalışmaktadırlar. Ama 10 milyon nüfusu ve küçücük ordusu ile koskoca Türk’ü Anadolu’ya hapsetmek Yunanistan’ın haddini aşmaz mı? Üstelik son dönemlerde Türkiye’nin en has müttefiki onlar olmamış mıdır? AB’ye girmemiz için en samimi çabayı onlar göstermemiş midir? Acaba Türk’ü Anadolu’ya hapsetmeye çalışan İngiltere midir? Bildiğimiz kadarıyla bir zamanlar bu coğrafyada hangi taşın altını kaldırsanız İngilizler çıkardı. Araplar onların kışkırtmasıyla Osmanlıyı arkadan hançerlemişlerdi. Bizim güneydoğu sınırlarımızı da bu İngilizler çizmişti. Zaten bu yüzden de taa 1915’lerde yaptıklarını hatırlatıp, Kuzey Irak’ta onları görmekten hoşlanmayacağımızı söylediğimiz basına sızmamış mıydı? Ama Sn. Büyükanıt “geçmişte Britanya’yla sorunlarımız olmuştur ama uluslararası ilişkilerde bu sorunları canlandırmak yersiz olur” deyince bize laf düşmez. Sakın yıllar önce bando mızıka ile milyonlarca yurttaşımızı gönderdiğimiz Almanya’nın parmağı olmasın bunda? Karen Fogg ve Verheugen gibi bürokratlarının bize ne kadar düşman olduklarını, dört Alman Vakfının muhtemel casusluk faaliyetlerini, Schröder’in tarih verilme(me)si sürecindeki rolünü unutmamak gerekir. Peki on yıl once Türklerin adını zorla değiştirirken şimdi kurnaz bir manevra ile Türkler’i iktidar ortağı yapan Bulgaristan’dan artık şüphelenmemek safdillik olmaz mı? Ancak devlet büyüklerimiz son zamanlarda en iyi ilişkilerimizin Bulgaristan’la olduğunu söyledikleri için bu ihtimal de zayıflıyor. Acaba Deli Petro’dan beri “sıcak denizlere inmek” hayalini kuran Rusya mı diyeceğiz ama ordumuzun en tepesindeki bir komutanımız “AB’ye girmek için uğraşmayı bırakalım, mesela Rusya ile ittifaklarımızı güçlendirelim” dediği için bunu da listeden çıkarıyoruz. Ama Erivan’dan Ağrı Dağı’na bakıp iç geçiren Ermenileri unutursak yanarız. Ermeniler’in Türk’ü Anadolu’ya hapsetme komplosunda büyük payı olmalı çünkü böyle olmasaydı minicik ve yoksul Ermenistan’ın sınırını sıkı sıkıya kapamak zorunda kalmazdık değil mi? Bu arada İran’ı gözardı ediyoruz çünkü 1639 Kasr-ı Şirin Andlaşması’ndan beri bu sınırı bir metre bile esnetemediğimize bakılırsa Türk’ün doğuya doğru ferahlamasının önündeki en büyük engel İran gibi görünmektedir. Kısacık olmasına rağmen Türkiye’nin en nazik yeri olan Irak sınırından tazyik yapan dış Kürtler’in ne hain planları olduğunu herkes bildiği için tekrarlamıyoruz. Yıllardır Hatay meselesi ve Fırat’ın suları yüzünden Türkiye’ye diş bileyen, PKK’ya yataklık eden Suriye’yi de unutmamak gerekir. Zaten o yüzden su konusunda cimri davranıp, sınırı mayınlarla döşeyip, üstüne de tel örgü çekmedik mi? Tabi belki de bütün bu ülkelerin hepsinin içinde olduğu uluslararası bir düşmanla karşı karşıyayızdır. Belki de o masum görünüşlü Kofi Annan, Kıbrıs Planı ile bu komplonun son adımını atmaktadır. Bir tek İsrail’den şüphelenmiyoruz çünkü hem askeri modernizasyon ihalelerimizi onlara veriyoruz hem de Manavgat suyunu kelepir fiyata satmak için yıllardır İsrail parlamentosunun onayını bekliyoruz. 

Belki de düşmanları sadece dışta değil içeride de aramalıyız. Mesela Fener Rum Patrikhanesi’nin başta olmak üzere gayri müslüm vakıflarının mülk edinmek suretiyle ülkemizi adım adım ele geçirmeleri ihtimalini ya da Heybeliada’daki Ruhban Okulunun açılması halinde kadim Bizans’ın canlanması tehlikesini unutmamak gerekir. Van’da otel açmaya cüret eden Ermeni asıllı Amerikalı ise kimbilir ne hain emeller peşindeydi. Bu arada TC vatandaşı Kürtlerin kültürel haklarla yetineceklerini sanırsak işte o zaman Anadolu’yu değil İstanbul’u bile unutsak yeridir. Şimdi Sayın Özkök’ün Türk’ü Anadolu’ya kimin hapsetmeye çalıştığını neden açıklamadığını anlıyoruz. Çünkü herkes bu komplonun içinde olabilir. Bu kadar çok iç ve dış düşmanı olan (ya da olduğunu sanan) bir başka halk var mıdır bilmeyiz ama devletimizin ve ordumuzun işinin çok zor olduğu bellidir. Bu kadar çok korkusu olan bir devletin kendini her daim hapis hissetmesi de çok doğaldır. Ancak bir vatandaş olarak Türk’ü acaba Anadolu’ya hapsetmek isteyen bizzat Türk’ün kendisi midir diye sormaktan kendimizi alamayız.


Konuk Yazar|Ana Sayfa