Konuk Yazar, 16 Kasim 2002
Ahmet Özalay
Du bakali n'olecak
Du bakali n'olecak
İşler iyi giderse bazıları öyle şeyler duyacak ki kulaklarına inanamayacak. Çünkü yıllar sonra nihayet bu PLAN ve AB'NİN umudu dilleri yavaş da olsa çözmeye başladı. Şimdilik bu diller gecenin kör saatinde haber kanallarına telefonla bağlanıp spikere soğuk terler döktürüyor. Ama durun cümbüş yeni başlıyor...Kaynayan kazanı yıllardır kapalı tutan ağır DENKTAŞ kapağı aralandıkça içerideki hararet dışarıya vuruyor. Fakat korkarım son imzaya doğru giden günlerde konunun Türk tarafları aklı selimle tartışmak yerine işi kayıkçı kavgasına döndürecek. Çünkü masaya doğru giderken ayağını sürüdükçe Türkiye, yılların sabırsızlığı ile Kıbrıslıların ağzından şimdiye kadar hiç işitmediklerini duyacak, Kıbrıslı Türkler de bunca yılda Türkiye'ye paçayı ne kadar kaptırmış olduklarını daha iyi idrak edecekler. Mesela akşam ne oldu. Bir haber kanalının (NTV) gece yarısındaki programında önce eski bakan-makan takdimleri ile Taner Etkin'e telefon ettiler. Sayın Etkin -sanki ona soran varmış gibi- planı kabul edilemez bulduğunu söyledi. Ama sadece "entegrasyonu" kabul edilir bulduğunu söylemedi.
Arkasından da "öyle bir gazeteci" sıfatıyla Arif Hasan Tahsin bağlandı ve Türkiye televizyonlarında ilk defa işitilen sözleri takır takır sıraladı: "Eğer plan" dedi "Kıbrıslı Türklere belli bir bölgeyi kendi başlarına yönetme hakkı veriyorsa; bu bile başlı başına olumludur. Çünkü halihazırda Kuzey Kıbrısı, Kıbrıslı Türkler değil, Türkiye yönetmektedir. Rum yönetimine bırakılacak köyler konusu abartılmaktadır, yer değiştirecek nüfus abartıldığı kadar çok değildir. Çünkü haritada söz konusu edilen köylerin çoğunluğu -sayı ve isim söyleyemem herhalde mahsuru vardır ama- sivillerin elinde değildir, asker tutmaktadır".
Tüm bunları takır takır kilitleyen Tahsin sözünü bitirip telefon kapandığında(?) sunucunun dilleri birbirine dolaştı, hatta saçmaladı, biz de bunları koltuğa yapışılı seyrettik. Dün akşam şaşıran varsa daha küçük diller yutulacak...Hani rahmetli Aziz Nesin'in bir hikayesindeki Arabın dediği gibi "du bakali n'olecak"...
Pişene kadar sabredip soğuyana kadar sabretmemek
Tahsin o akşam konuştu geçti. Ama bu son olmayacak, "Plana" cevap verme süresi yaklaştıkça işleri kızıştırmak isteyenler olacak. Şimdi NGO'lardan MGK'sına çözüm için hava oldukça uygun. Neden? Çünkü aman krizdi AB'ye girememiştik derken Türkiyelilerin gözü Kıbrıs'ta hiçbir şeyi görmüyor. Eskiden dezenformasyondan görmezdi şimdi de AB aşkından görmez oldu. Ama bu kararlılığı sınamak isteyecekler, en azından bu işin şanı AKP'nin olmasın diye meseleyi kaşıyacaklar, Türkiyelilerin kafasını karıştırmaya çalışacaklar olacaktır. 6-7 Eylül olaylarında da halkı ayaklandırıp ortalığı kırıp geçirten de sadece bir dedikoduydu sonuçta. Gerçi o gün papazları tutup sünnet etmeye kalkan galeyancılardan Roma'da Berlusconi ile yemek yiyip "üyelik" işini bağlayacak diye orucuna ara veren bir AKP liderine gelindi ama balkonlardan sniperlik yapanlar hala aramızda. İşte korkarım böyle bir streste bir yandan "biz veriyoruz, üyelik yok, havayı alıyoruz" diye yaygarayı basanlar bir yanda da "gavvole bu iş yatıyor" diye heyecanlanıp sövüp saymaya başlayanlar olacaktır. Eğer öyle olursa ne Kıbrıslıların ne istediğini, gönlünde yatanı anlayabilen olacak ne de sade Türkiyelilerin neye darıldığı anlaşılabilecek. İşte o zaman çok yanlış olacak...Çünkü ben "sulu gözlü yurdum insanını" çok iyi biliyorum bir de onu yıllardır parmağında oynatan Denktaşı. Mesela Bulgarların trenlere bir sabah yalınayak başı kabak doldurup Türkiye sınırına yığdığı Bulgaristan Türkleri için yapılan duygu sömürüleri ile Türkiyelilerin gönülleri öyle kabartılmıştı ki bu konudaki diziyi her akşam göz yaşları içinde boğularak seyreden Türkiyeliler, berikiler bir süre sonra işler düzelince geri dönmek istediklerinde o kadar bozum olmuşlardı ki Denktaş bu duygusallığı çok iyi biliyor ve kullanıyor. Hele yol hafiften rampa yapar da biri çıkıp "yeter bizi bırakın" deyiverecek diye çok korkuyorum. Çünkü şimdiye kadar kimsenin uluorta söyleyemediği ve bu saatten sonra artık siyasi tarihçilere bırakılması gereken sözleri Kıbrıslı Türkler "dan dan" söylemeye başlarlarsa önce hiç "iyi" olmaz sonra da hiç "kolay" olmaz. Yani "hepiniz hus olun" demiyorum ama pişene kadar sabrettiniz, galiba soğuyana kadar da sabretmek en güzeli. Yoksa o zaman ortam bu kadar esprili de olur mu ayrı tartışma konusu.
Aklınızınan
Aslında keşke başlık "keşke" olsaydı...Denktaş'ın "korsan" devletinde dönenler zamanında duyurulabilseydi. Milyonlarca saf Anadolulu, gönülden sempati duyduğu Kıbrıslı Türklerin yıllar boyu hangi guelloların elinde adeta battal olduğunu, son kuruşuna kadar helâl ettiği vergileriyle finanse edilen Denktaş'ın "muz cumhuriyetinde" nelerin döndüğünü bilebilseydi. Kıbrıs Türkleri belki de aralarından pek çoğunun canını, can vererek kurtaran halkı göresi yoktur şimdi. Neden? İşte Türkiyeliler keşke gece yarılarında canlı yayın telefonlarından değil de bunları nutku dutulan habercilerden bir bir daha önce duymuş olsaydı. Onların kılına zarar gelmesin diyen Türk halkının niyeti neydi, Denktaş'ın kuru inadı uğruna bir köşede dünyadan saklanıp tecrit edilen Kıbrıslı Türklerin kısmeti ne oldu, hangi akla hizmetti ? Bence onca yıl bir hiç uğrunaydı ? Anaydı yavrusuydu derken ne diplomatik bir fayda görüldü, ne hora geçti -hoş; matah şey de olmadı ya- dağlar taşlar boyandı (?) da portakal Adana'da tükenir miydi, her sene biraz bağlamayla Anadolu'ya bir yol varır mıydı ? Elbette Kıbrıslı Türklerin böyle abuk sabuk fanteziler pahasına çektiği sıkıntıları, hasretleri, uhteleri birer birer söyleyebilen olmasa da Denktaş'ın bu hapishane projesinin nasıl fosladığını tarih yazacak. Ama şu aşamada söylenecek tek söz var; aklınızınan.
Çünkü şu ortamın güzelliğine bak: Türkiyeliler Gürer'in kıçına tekmeyi basmış...Denktaşın Türkiye siyasetinden gelmiş geçmiş tüm ahbaplarının cümlesinin de ayağı göl başı pınar olsun...Şimdi Erdoğan da Avrupa'ya yaranmak için her sabah kilsede mum yakmaya hazır. Öyleyse hiç heyecanlanmaya gerek yok.
Hani "dönüp de bulmamak var" denir ya...Meğer Denktaş ve Soysal için söylenmiş. Amerika'ya giderken uçağa bindiği Türkiye artık yok. Öyleyse Kıbrıslı Türkler Türkiye ile "ne ölüme ne dirime" hale gelmeden son bir gayretle bu haritaların vakti zamanında Kipriyanu'ya Denktaş efendinin sunduğu haritalar olduğunu anlatmalılar. Yoksa Denktaşın taktiği tavşana kaç tazıya tut olacak; Kıbrıslı Türklere "ne yapalım ben istiyorum Türkiye istemiyor, Türkiye'ye de aman yetişin" diyecektir. Unutulmasın ki Türkiye halkı Gürer gibilerin defterini dürmeseydi, eski meşhurlar hala sahnede olsaydı, işin sonu yine kötüydü. Gerçi anlattığım gibi köprülerin altından çok sular geçti Ama Türkiye bu defa sattı satmadı oyununa gelmedi umarım sonuna kadar gelmez. Umarım Kıbrıslı Türkler de -bu coğrafyanın ne kadar sorunlu olduğunu unutup- Türkiye ile köprüleri yıkmazlar. Kaldı ki yarın iki ülkenin de AB'de olacağı günlerde Kuzey Avrupa'ya karşı Akdeniz kanadı olarak birlik olmak varken...Altın kapı gümüş kapıya muhtaç olmuş derler .