Konuk Yazar, 28 Aralik 2002
Ahmet Özalay
DENKTAŞ KORKUYOR, KARAGÖZ YAŞIYOR...
Şimdiki "Onbeşler" bir yana, bir yıl sonrasının yeni üyelerinin vatandaşları bir şeyden öyle pek endişeli gözükmüyorlar: Avrupa Birliğine üyeliğin, yerel kültürel değerlere muhtemel olumsuz etkileri.
Lafı son günlerin şu "yokolma" muhabbetine getireceğim. Duymuşsunuzdur; Denktaş geçtiğimiz gün -gerçi Annan için demişti ama- "Plan Kıbrıs Türkünün sonu olur, yokoluruz" deyiverdi. Yani göç eder gideriz, on senede bize Türk demeye şahit ister, kültürümüz silinir demeye getiriyor. Denktaş aynı endişeyi AB için de besliyor. Halbuki benim bildiğim; Birlik yerel kültürleri politika belgelerinde yere göğe koyamıyor. Örneğin 2001 Avrupa'da Dil Yılıydı. Birlik yerel dilleri çok önemsiyor. En azından yerel dilleri önemsemek bile Brüksel'de çok pirim yapıyor. Bu yerel zanaatlar, sanatlar vs için de geçerli. Azlık kalmış halkların asimile edilmemesi bir Copenhag kuralı. Gerçi geçtiğimiz üyelik ve uyum yıllarının Yunan gençliğini hafiften "Brüksellileştirdiyse" de küçük küçük onlarca adada süren "özgün yerel yaşam" sağlanan yüksek yaşam standartları sayesinde oraya buraya göçüp şehirleşmekten, parasızlığın yozlaştırmasından korundu. Peki keçeciliğin Anadolu'da bitmek üzere iken Yunanistan'da hala yaşaması buna iyi bir örnek olur mu yoksa "Brüksel" Birliğin Hansel ve Gratel masalındaki gibi üye halkların tüm özgün kimliğini ve ekonomisini yutan koca ağızlı bir fırın mıdır ? Hani şu "hellimli" yapılandan...
23 Aralıkta Anadolu Ajansı bir haber yayınladı. Haberde Türkiye'den Karagöz ve kukla sanatçısı Mahmut Hazım Kısakürek, ortaya çıktığı dönemlerde yönetimi hicveden, iki ünlü karakterinin arasında geçen diyaloglarda toplumun yaşadığı çelişkileri ve sorunları dile getiren Karagöz'ün, günümüz Türkiye'sinde yok olmayla karşı karşıya olduğunu anlatıyor.
Kısakürek, kendi anavatanında artık Karagöz ustalarının yetişmediğini,
geleneksel Türk tiyatrosunun en değerli miraslarından kukla oyununun da
desteklenmemesi durumunda yok olacağını savunarak şöyle diyor:
"Bugün Karagöz sanatçılarının sayısı yaklaşık 15-16, kukla sanatçılarının
sayısı ise bir veya ikidir. Geleneksel kukla ve modern kukla sanatı
ülkemizde ne yazık ki yaygın değil. Sanatın pahalı oluşu, mekan sorunu,
bakış açısı ve desteklenmeyişi önemli sorunlar. Tüm bunlar bir araya gelince
bu iki sanatın devamı da tehlikeye giriyor. Kültür Bakanlığı'nın 'Geleneksel
Türk Tiyatrosu Genel Müdürlüğü' diye bir müdürlüğü var, ama bu müdürlüğün
kadrosu yok. Maliye Bakanlığı'nın buraya kadro açması ve Kültür
Bakanlığı'nın da desteklemesi gerekir. Böylece Karagöz ve kukla sanatçıları
da bir araya gelerek kendi bulundukları bölgede lokal çalışmalarla atölye
çalışmalarıyla gösterilerle ve birtakım etkinliklerle bu sanatı köklü
kılarlar."
İşte Dünya mirası bir sanatın -AB üyesi olmadığı halde- anavatanındaki
durumu bu. Peki üye bir ülkede işler nasıl: Ta Nea gazetesinde* 12 Eylül
2002 tarihinde M. Adamopoulou imzası ile yayınlanan haberde "iri kara gözlü
kahramanın" Yunanistan'daki maceraları çok daha umut dolu bilgilerle
işlendi:
"Karagöz ve gölgesi, onunla birlikte büyüyen, gülen, ağlayan bir çok
Yunanlının kalbinde hala daha yaşıyor. Eski Karagöz oynatıcıları azaldıkça
insanlar bu oyununun da azalacağını düşündü, fakat durum böyle olmadı.
Karagöz oyunu, çok genç gölge oyuncularının kalbinde hala daha yaşıyor ve
bütün bunlar Karagöz oyununun ve tabi ki eğlencenin de devam edeceğini
gösteriyor.
Bütün Yunan halkının acısını, heyecanını sırtındaki kamburunda taşıyan
Karagöz akıllı, kurnaz ve her zaman aç gözlü bir karakter. Beyaz perdede
beliriyor, lambanın ışığında canlanıyor ve hayal kurmaya başlıyor.
Aralarında, Hacivat'ın, Beberuhi'nin yer aldığı kalabalık grubuyla hayatta
kalmanın yollarını hep birlikte arıyor. Maceralarını ve cilvelerini sadece
fanatik hayranları izlemekle kalmıyor birçok kişi bu gösterilerin canlı
olarak devam etmesini ve bu sanatın 21. yüzyıla taşınmasını istiyor. Bu
durum başarıya ulaşıldığını gösteriyor.
Amatörler, profesyoneller, ergenler, orta yaşlılar ve iri kara gözlü kahramana inanalar, yarın Patra'da perde açacak olan, Yunan gölge oyunu festivalinde yarışacaklar. Sanatlarını, sergileme, tanışma ve birbirlerinden bir şey öğrenme fırsatını elde ederken, bununla birlikte klasik ve çağdaş eserlerini kamuoyuna sergileme fırsatını ve 750-1500 Euro'ya varan ödüllerini kazanma fırsatını da elde edecekler. Ayrıca, Yannaros ve Thanasis Spiropulos'un özel gösterilerini de izleyecekler.
Kendi kendini eğitmiş, on altı yaşındaki Patralı Hristos Kalpazanis gölge tiyatrosunu seven yeni neslin temsilcilerinden birisi. Yerel bir gazetede yarışma ilanını gördüğü zaman hiç düşünmedi. "Bu işe altı yaşımda televizyonda Evgenios Spathari'yi gördüğümde başladım. Karagözü çok sevdim ve harçlıklarımı kitapçıdan Karagöz'ün figürlerini alabilmek için biriktirdim". Yakın çevresinde, ona ,50 drahmilik biletle arkadaşlarına ilk gösterisini vermesi için sadece çarşafını değil, evini de ayıran ebeveynleri vardı.
Yirmi yıldan fazla profesyonel olarak gölge sanatıyla uğraşan Lamia'dan Mıhalis Hacıakis "Diğer sanat dallarında olduğu gibi Karagöz de ölmüyor sadece bir dönüm noktası yaşıyor fakat; son zamanlarda bu sanatın yeniden canlandığını görüyoruz. Çocuklardan yetişkinlere kadar izleyicilere sahibiz bazen o kadar kalabalık oluyor ki bütün seyircileri kabul edemiyoruz." diye ifade ediyor.. Selanik Aristotelio Üniversitesinde de ders veren ve yarışmada ilk kez sergileyeceği " Digenis ve Drakontas" oyunu ile belki de 57 yılın karşılığı olarak, büyülediği kalabalığın ona tapmasına ve yeni seyirci kitlesinin oluşmasına neden oluyor.
Büyük Karagöz oyuncusu olan kardeşi Haridimos'tan yaklaşık iki yıl önce
gölge oyununun sırlarını öğrenmeye başlayan , Pireli 50 yaşındaki Andonis
Klini'nin bu konuyla ilgili mesajları olumlu. "Çocukluğumdan beri çok gölge
oyunu izledim. Fakat bu sanatla ilgilenmek için herhangi bir desteğim
olmadı. Bankada çalıştım ve bunun dışında başka özel bir ilgi alanım
olmadı." Amatör olarak değil Karagöz dostu olarak nitelendiriliyor. Bu
oyunla ilgili kitapları okuyup,sahne dekorları ve figürleri yapıyor ve
arkadaşı olan Karagöz'ün geleceğine güveniyor,yeter ki doğru ve disiplinli
bir şekilde sergilensin" diye vurguluyor ardından. Yeni yetenekler
çıkabilmesi açısından bu tür organizasyonların olumlu sonuçlar yarattığına
inanıyor:
"Dışarıdan ithal edilmiş şeyler ilgimi çekmiyor. Kültürümüze bağlıyım,
rebetiko ve halk müziği dinliyorum ve Karagözü seviyorum." Gelecekte gölge
oyunuyla ilgilenmek isteyen, Atinalı lise üç öğrencisi ve üç yıldan beri
Yorgos Mamais'in yardımcısı olan 17 yaşındaki Sokratis Kochores'i
destekliyor. "Bu işe yeni başlayan bir kimse mükemmel değildir ve bu yüzden
eğer kazanamazsam hayal kırıklığına uğramayacak ve iyi bir tecrübe
kazanacağım."
Kökenle ilgili teoriler
Büyük Karagöz oyuncusu Andonis Mollas ne kadar çok köken varsa o kadar çok araştırmacı olduğunu söylerdi. Bunlardan en belirgin olanları, Anadolu'da Sultan Beyazıt döneminde yaşamış olan Karagöz Beyin yönetim şeklinin canlanması ihtiyacından doğduğuna inanmak istiyor fakat; partneri Hacivat'ın ettiği bilge sözlerden doğduğuna inanıyorlar.
Başka bir teoriye göre, Muhteşem Süleyman döneminde Süleymaniye Camii yapıcısı Karagöz şakalarıyla Sultanın yanında onu eğlendirmek için bir yer edinmeyi başarmış ve hayatına mal olan aç gözlü karakteriyle haremin bütün kadınlarını tanımış. Sonunda Karagöz'ün ölümü Sultanın üzülmesine neden olmuş ve onun espri anlayışını keşfetmiş olan vezirden Karagöz'ün sesini taklit ederek şakalarını ona okumasını istemiş. Zamanla Hacivat ve vezir kendilerinin ve Karagöz'ün bir maketini yapıp ses taklit etmede yardımcılarını da eğiterek bu oyunu pencerede sergilemişler ve bu gösterinin belli başlı ataları olarak nitelendirilmişler.
23 yaşındaki ve müzikle ilgilenen oğullarından biri olan Nikos Frangopoulos neredeyse bir asırdır büyük babasının figürlerini gururla tutup hiçbir zaman geçmeyecek bir gölge oyunu tutkusu olduğunu destekliyor.
Thanasis Spiropoulos: " Tabi ki iyi bir geleceğe sahip hem de çok iyi" Karagöz hiçbir zaman ölmez. Yunan gölge oyunu emektarlarından Thanasis Spiropoulos Ta Nea gazetesine verdiği röportajda " bir çok kez Karagöz oyunu yanlış oynatılsa da buna rağmen Karagöz iyi bir geleceğe sahip hem de çok iyi" diye söylüyor." Üstelik ikisinin de çıkıp doğru oynaması çok iyi çünkü elli yıldır Karagöz'e hayat veriyorlar. Her zaman yeni yetenekler olacaktır. Gelecekte var olmayacak tek şey eskiye özlemdir. Kalamata'dan Patra'ya eski kuzenlerimin ne yaptıklarını görmek için gittiğimi hatırlıyorum. Artık 45 yaşıma vardığımda gölge oyununun yenilerinden biri olan Friko'yu yanıma alıyor ve bildiklerini öğrenmeye çalışıyorum. Günümüzde bir çok kişi iki yıllık bir tecrübeyle Karagöz oynatmak istiyor ve ama ne yazık ki bunu da para için yapıyorlar. Karagöz oyunculuğunun büyüdükçe öğrenildiğini ve iyi olabilmek için çok çalışma istediğini anlamıyorlar. Babasının iyi bir oyuncu olduğunu kabul eden 17 yaşındaki Kostas babasının bayrağını almak istiyor. Avrupa Birliği karşıtları tarafından ta başından beri büyük balık-küçük balık meselleri ile tanıtılan, gelişmiş üyelerin zayıf olan üyeleri ekonomi ve kültürüyle yutup ezdikleri vahşi bir arena olarak tanıttıkları AB politikalarının felsefesi, konunun uzmanı Cengiz Aktar'a sorulunca Birliğin temel politikasını, kültürel alanda üye ülkeler arasında korumacı, ekonomik alanda paylaşımcı olarak tanımlıyor: "Üye ülkeler arasında Avrupa Birliği -kurulduğundan bu yana- hep dayanışmacı bir felsefe üzerinden gitmiş. ABD'yle çok büyük bir fark vardır burada. Avrupa Birliği, bütün üye devletlerin ekonomilerinin birlikte kalkınmasını amaçlar ve dolayısıyla o ülkeler içerisinde zayıf bölgeler varsa o bölgelere yardım eder, o bölgeleri destekler. Yani bu demin adını ettiğim dayanışmanın elle tutulur, gözle görülür bir ifadesidir. Bölgeler arasındaki farklılıkların azalması gerekiyor Avrupa Birliği'nde. Bu hem temel dayanışmacı felsefeyle alakalı, hem de eğer bir bölge zayıfsa göç verir, eğer bir bölge zayıfsa rekabeti engeller, hem iç rekabeti engeller, hem dış rekabeti engeller, zarar verir yani. Şimdi dolayısıyla Avrupa Birliği başından bu yana bölgesel politikaları temel bir politika haline getirmiştir. Bu süreç 1991'e kadar geliyor. 1991'de artık bölgelerle ilgili kararlar alınırken iki yeni ilke daha göz önünde bulunduruluyor: yakınlık ve yerindenlik ilkesi. Ne demek bu? Yani kalkındırmak istediğiniz bölgeye ve bölgeyle ilgili bir kararı alırken o bölgede oturan insanlara ne kadar yakın olursanız, ne kadar onların dertlerini dinlerseniz, alacağınız karar ve yapacağınız etkinlik o kadar yararlı ve o kadar uzun vadeli sürdürülebilir oluyor. Niye? Çünkü insanların kendileri katılıyor bunlara, yani desteği alacak olanlar."
Son söz
Denktaş, birleşmiş ve AB üyesi Kıbrıs'ta herkesçe bilinen değerlerini ve düşüncesini yaşayamayaz, yok olup gidebilir ama görünen o ki Karagöz Türkiye de işsiz kaldı, Yunanistan'da AB pasaportu ile yaşıyor, kendine güveniyor, emekli olmaya hele yok olmaya hiç niyeti yok.
*Yunanca'dan çeviriler Nazan Çakmak tarafından yapılmıştır.