Konuk Yazar, 3 Şubat 2005 Dr. Hakkı Yücel | ||
Ayaklar altına alınan kavram: SOL Start verildi, seçim propaganda süreci başladı ve aktörler sahaya indi..Yine o alışıldık görüntüler; o çember senin, bu kaldırım benim; o köyde bu akşam ben, şu kahvede yarın akşam sen, kervanlar yola koyuldu..Yazılı ve görsel basın artık siyasetçilerin işgali altında..14 ay ara ile ikincisi gerçekleşirken iki seçim süreci arasında gözle görülür elle hissedilir bir farklık gözleniyor..İnsan merkezli olması gereken siyaset bu kez sanki insanını büyük ölçüde yitirmiş gibi..En azından şimdilik siyaset adına tuhaf bir monolog yaşanıyor..Siyasetçi kendi söylüyor kendi dinliyor..Heyecan eksik, katılım az..Bir kendiliğindelik hali..Sona yaklaştıkça bu durum değişir mi..? Siyaset ve siyasetçi karşısında giderek belirginleşen toplumsal kayıtsızlığın kökeninde neler var..? Yoksa depolitizasyonun politizasyonu denebilecek farklı bir süreç mi yaşanıyor..?
Görünen o ki 2003 Aralık seçimleri öncesinde tarihsel anlamda büyük bir dönüşüm yaşayan ve maddi bir güç halinde belirginleşen toplumsal dinamizm, geçen ondört aylık süre içinde ciddi bir erezyona uğramış..Bu dramatik değişimin farklı nedenleri olabilir, ancak bu toplumsal dinamizmi yaratan ‘Barış Güçleri’nin kendi içinde yaşadığı bölünme ve bunun farklı yansımaları herhalde ilk elde altı çizilmesi gereken temel neden olsa gerek..İşin daha da vahimi bu bölünmenin, şu an kılıçların kuşatıldığı seçim atmosferinde giderek daha da derinleşecek olması..Propagandanın doğası gereği, elan büyük bir parçası iktidarın içinde, geri kalanı ise iktidar dışında yer alan bu güçlerin gün geçtikçe birbirlerini daha da hırpalayacakları çok açık..Onların birbirlerini hırpalamaları bir yana, asıl ürkütücü olan yerli yersiz dillere dolanan, kapsamı ve mahiyeti belirsiz SOL kavramının siyaset, ideoloji ve düşünce olarak ayaklar altına alınması.. SOL’un kavramsal ve siyasal boyutlarıyla nerede başlayıp nerede bittiği; toplumsal-siyasal bir talep ve karşılığının olup olmadığı; evrensel ve tarihsel anlamda SOL adına yaşanan değişim ve dönüşümlerin göz ardı edildiği ve nihayet SOL adına yüzleşme ve hesaplaşmaların yaşanmadığı bir ortamda SOL’u içeriği boş bir kavram, söylem ve slogan kertesine indirgeyip buradan siyasal rant elde etmeye çalışmak, kime ne yarar getirir bilinmez ama en çok SOL’un kendisini zedeliyor..
Tarihte, tarım toplumundan sanayi toplumuna geçerken üretim ilişkilerinde yaşanan makineleşmeye, bunun getirdiği üretim yoğunlaşmasına ve üretimin sosyalleşmesine bağlı olarak ortaya çıkardığı İşçi Sınıfı’nın, 19.ncu yüzyılda Marx tarafından yeni devrimci aktör olarak tanımlanması ve geliştirdiği teorisinde (Marxizm) dünyaya yeni bir düzen getirecek evrensel (enternasyonalist) bir sınıf olarak sunulması, Sol’un bir ideoloji, düşünce ve siyaset olarak da gündeme geldiği dönemdir..Giderek daha da gelişeceği ve bütünlüklü (homojen) bir karakter göstererek, evrensel bir sınıf ve güç olarak emekten ve yoksuldan yana dünya devriminin gerçekleşeceğini öngören bu SOL ideoloji, Avrupa’da sınıf ve köylü savaşlarından Paris Komünü’ne, oradan yirminci yüzyılın ilk çeyreğinde (1917) Bolşevik Devrimi’ne kadar düşüncede ve siyasette temel başvuru kaynağı olacak; kimi öngörülerinde yanılsa bile (Dünya Devrimi), evrensel bir heyecan olmayı hep sürdürecek ve bütün dünyada siyasal ve düşünsel alanda yansımalarını bulacaktır..Marx’ta tarih, felsefe,ekonomi ve siyaset teorisi olarak insanlık önünde yeni ufuklar açan, Lenin’de ağırlıklı olarak bir siyaset pratiğine dönüşen ve Stalin’de kaba bir ekonomizm ve dogmatizm halini alan Sol ideoloji kendi içinde bölünmeler ve farklılıklar yaşayarak bütün yirminci yüzyıla damgasını vuracak; eşitlik, sosyal adalet, özgürlük ve ahlâklılık gibi değerleriyle dünyanın bütün ezilenleri ve yoksulları için bir kurtuluş, savaşsız ve sömürüsüz bir dünyanın kurulmasında ise vazgeçilmez siyasal-toplumsal proje olmaya devam edecektir..Yirminci yüzyılın iki kutuplu, iki bloklu dünyasında SOL ideoloji, düşünce ve siyaset olarak, doğruları ve hatalarıyla, sevapları ve günahlarıyla temel paradigmalardan birisi halini alacak, gelenekselleşme (tutuculaşma) ve dönüşüme (çağdaşlaşma) uğrama çelişkisi ve arayışı içinde, herşeye rağmen bir umut olarak varlığını koruyacaktır..
Marx’ın evrensel ve bütünlüklü (homojen) bir sınıf (İşçi Sınıfı) üzerinde temellendirdiği, sonrasında yoğun tartışmalar, eleştiriler, katkılar ve ayrışmalarla düşünsel ve siyasal düzeyde yeniden gözden geçirildiği, ancak son kertede Sovyetler Birliği Komünist Partisi’nin belirleyiciliğinde gelenekselleşen ideolojisi 20.nci yüzyılın sonuna kadar devam edecek; bir yandan insanlık macerasında yeni bir dönemi başlatacak olan sanayi toplumundan sanayi sonrası topluma geçiş (bu tarihsel moment, tarım toplumundan sanayi toplumuna geçiş döneminde yaşanan değişimler kadar dramatiktir) ve diğer yandan da sosyalist sistemin yıkılmasıyla varoluş koşullarında ciddi bir altüst oluş yaşayacak ve SOL ideoloji öncelikle ‘İşçi Sınıfı’ olarak tezahür eden sınıfsal dayanağını, onun nicel (sayısal) olarak azalması ve nitel (kalite) olarak değişmeye başlaması nedeniyle, yitirecektir..Ernesto Laclau’nun sanayi toplumundan sanayi sonrası topluma geçerken çeşitli alanlarda yaşanan dramatik değişimler sonucu ‘Klâsik Marxizm’in evrensel sınıf nosyonu üzerine’ kurulduğunu söylediği yapısının değişmesi sonucu ‘ilkin günümüzde ister sol ister sağ olsun, siyasetin temel meselesi sosyal yapının homojenleştirilmesi değil, aksine, farklılıkların eklemlenmesidir. Bu yüzden, çağdaş toplumların heterojen niteliği Marxizmin günümüzdeki temel sorunudur: Toplumsal homojenleşme beklentisinin gerçekleşmediği bir durumda sosyalist politika nasıl yapılacaktır? İkincisi, farklılıkların artan çeşitlenişine bağlı olarak, aktörlerin hiçbiri tek başına bütün bir toplumsala denk düşemez durumdadır..Bu da, siyasi temsil meselesini her zamankinden daha merkezi kılmıştır. Dolayısıyla, post-Marxizme geçiş, hem toplumsal türdeşleşmeye hem siyasi temsile dair klâsik varsayımların terk edilmesi demektir’ (Birikim Dergisi.Sayı: 158. Ernesto Laclau ile söyleşi) diyerek altını çizdiği yeni durum siyaset olarak SOL’da yeni arayışları gündeme getirirken, ideoloji ve düşünce olarak da SOL’un kendisiyle yüzleşmesini ve haliyle bu alanda zihni (entelektüel) çabayı da zorunlu hale getirecektir..
Bu yeni dönem siyaset olarak, düşünce ve ideoloji olarak ve nihayet yeni bir yaşam tarzı ve anlayış olarak SOL’u zorlayacak, en azından onu kaba bir ‘eşitlik’ söyleminden çıkaracak ve asıl kuru sloganlar ya da dogmatik ifadeler kertesinden arındıracaktır..Artık ‘Geleneksel SOL’un sıkışıklığını ve çıkmazlarını aşmak zorunda kalacak olan ‘Çağdaş SOL’ sömürünün,saldırganlığın ve zulmün katmerlenerek yaşanmaya devam ettiği günümüz koşullarda siyaset, düşünce, kültür ve yaşamın bütün alanlarında gerek kavramsal ve gerekse pratik olarak yeniden yapılanmanın yollarını arayacak ve SOL’u her alanda yeniden talep edilir bir umut haline getirmenin çabası içine girecektir..Özgürlük, sosyal adalet, barış, hukuk, insan hakları gibi değerler SOL anlamda yeniden gözden geçirilecek, SOL, ideoloji ve düşünce olarak kendisiyle hesaplaşacak, siyasal bir proje ve siyasal ahlâk olarak kendini sorgulayacak; sadece sloganlarla düşünmek, ya da yoksulluk edebiyatı ile parsa toplamak kolaycılığından vazgeçmek zorunda kalacaktır..
Günümüzde SOL’un tam da bu değişim ve dönüşüm kavşağında derin bir çıkmaz içinde olduğu çok açık..Evrensel ve ulusal anlamda Çağdaş SOL bugününü ve geleceğini ararken, geçmişi ile yüzleşiyor..Bu yüzleşme entelektüel alandan siyasete ve yaşamın bütün alanlarına yönelik olarak devam ediyor..Daha uzun süre de devam edeceğe benziyor..Ne olmaması gerektiğini büyük oranda anlayan SOL, ne olması gerektiği konusunda henüz çok net değil..Tartışmalar sürüyor, kitaplar yazılıyor, eleştiri ve düşünceler ortaya konuyor ve Geleneksel SOL’dan bir kopuş yaşanıyor..Ancak bu o kadar kolay da olmuyor..Söz konusu arayışlar ve çabalar yanında geçmişe sıkı sıkıya sarılmakla, onu tamamen inkâr etmeyi tercih edenler de var..Ahmet İnsel ‘Sosyalizm: Bir son mu, yeniden doğuş mu?’ (Birikim Dergisi. Sayı: 165) başlıklı yazısında bu ikili yaklaşımı, siyasal yaklaşımları bakımından ‘Protesto politikası ile yetinen SOL’ ve ‘Hükümet olmaya aday SOL’ diye tanımlıyor..Bu ikili tanımlama, içinde yaşadığımız siyaset pratiği göz önüne alındığı zaman doğrusu bizlere de hiç yabancı gelmiyor..
SOL’un düne ve bugüne ait tarihsel macerasını bu denli kısa özetlemeye çalışmak fazla iddialı kabul edilebilir..Bu yazının temel amacı da bu değil zaten.. Sol adına bu zorlu macerayı bir kez daha hatırlamak şu anda yaşadığımız süreç ile ilgili.. Siyasetin yeniden ısınmaya başladığı ülkemizde başından beri milliyetçilikle malûl olan, sınırı ve kapsamı meçhûl ve kendisiyle yüzleşmekten ve hesaplaşmaktan kaçınan bir SOL öylece dururken,(bu tüm Kıbrıs SOLU için geçerli) sadece seçim rantı nedeniyle ulu orta dillendirilen SOL ya da SOLCU’luk neyin nesi..? Ansızın akla gelen, ‘Ben senden SOL’um, hayır ben senden daha SOL’um’, ya da ‘Vay sen nasıl SOL’sun ki şunları şunları yapıyorsun, böyle SOLCU’luk olur mu’ diyenler, bu SOL’u hangi ideolojik ve düşünsel zeminde oluşturuyor..? Bu ülkede SOL’un sosyal-siyasal-ideolojik ve düşünsel projesi ne..? Hangi sosyal sınıf ya da katmanlar üzerinden siyaset yapıyor, kimi temsil ediyor..? SOL sadece barış istemek mi, çözüm talebi mi, Avrupa Birliği çığırtkanlığı mı..? SOL sadece emeğin kutsanması mı, yoksulluk edebiyatı mı..? Eğer emeğin kutsanması ise ganimet topraklar üzerine villalar konduran kimi türedi zenginlerin ya da solcu eskilerinin çalıştırdığı, inşaatlarda yatıp kalkan, üç kuruş para biriktirecek diye bol ekmek ve biraz katıkla gün geçiren gariban göçmen işçilerin emeği midir kutsanan..? Yoksa köpek gibi çalışmak bir yana bir sokak köpeği gibi –evet sokak köpeği, çünkü köpek besleme alışkanlığının yüksek olduğu ülkemizde ev köpekleri oldukça ayrıcalıklıdırlar- aşağılanan bu insanları ‘vay efendim beş parasız güzelim ülkemize geliyorlar da, çalışma izni alacaklar da, vatandaş olacaklar da, bizleri yutacaklar da..’ diye şamar oğlanına döndürdükten sonra ansızın ‘ ama biz emeği ile geçinenlerin yaşadığı koşullardan rahatsız oluyoruz’ demek midir SOLCU’luk..? Eğer ‘yoksulluk edebiyatı’ ile yetinmekse, ağırlıklı olarak orta sınıf ve yukarısı karakteri taşıyan ve üstüne üstlük ganimet pastasından pay aldığı oranda daha da inanılmaz bir tüketim çılgınlığına tutulan ve abartılı bir mülkiyet hastalığı ile malûl olan insanların yoksulluğunu(!) ortadan kaldırmak mıdır SOLCU’luk..? Nedir onu siyasal anlamda farklı ve talep edilir kılacak olan..? SOL kendini sadece sloganlar düzeyinde dile getiren, kaba eşitlikçilik, barış ve çözüm, Avrupa Birliği hedefleri ile sınırlı kaldığı durumda, benzer hedefleri dile getirebilecek diğer siyaset ve anlayışlardan farkı ne olacak..? Yeni bir dünya, yeni bir düzen ve yeni bir anlayış öngören SOL, bunu sadece daha çok ekonomik refah, daha çok zenginlik olarak mı görüyor..? Emeğin kutsanması yalnız başına yeterli mi; emeğin ve dahası bütün yaşam alanlarının kalitesini artırmak, insanı varoluşsal anlamda nitelik dönüşümüne uğratmak, onu kaba bir eşitlikten öte eşdeğerlilik zemininde hareketlendirmek, yaratıcı yeteneklerini teşvik etmek, bu koşulları hazırlamak ve geliştirmek SOL’un siyasal, ideolojik ve düşünsel kapsamına ait değil mi..? SOL ve SOLCU’luk uluorta dile getirilirken ne anlatılmak isteniyor..?
SOL, evrensel boyutlarda anlam ve temsil dünyasında ciddi kaymalar yaşarken ve bütün bu kaotik süreçten yeni bir siyasal, sosyal, ekonomik, kültürel ve düşünsel umut ve geniş sosyal kesimler tarafından talep edilebilir yeni bir düzen ve yaşam tarzı haline dönüştürülmenin entelektüel ve siyasal çabalarıyla cebelleşirken; seçim yarışı içine giren ve sol eğilimler içermekten öte ciddi niteliksel farklılık özelliği göstermeyen siyasilerin (Barış Güçleri’nin) dilinde retorik düzeyinde ifade edilen bir seçim argümanı halini alması, onu sadece siyasal rant elde etme yolunda araçsallaştırıyor..Bu durum ise SOL’un bir bilinç olmaktan ziyade ahlâki bir tutarlılık, direnç ve cesaret göstergesi olarak algılandığı ve SOLCU’luğun da daha çok bu ahlâki tutarlıklık, cesaret ve dirençlilik seviyesiyle ölçüldüğü geniş kesimlerde, siyasal rant getirmek bir yana, tam da SOL adına önem verilen bu değerlerin üstelik SOLCU’lar(!) tarafından çiğneniyor olmasından dolayı, siyasete ve SOL’a karşı bir kayıtsızlığı besleyecek gibi görünüyor..
Bu karmaşa içinde SOL alternatif bir siyaset, ideoloji, düşünce ve yaşam tarzı olarak yara alıyor..
copyleft (c) 2001-03 hamamboculeri.org
| ||