Konuk Yazar, 22 Mart 2002
Hüseyin Gürçınar
TAKSİM DOLMUŞU (A POST-WAR DREAM)
Çıplak ayaklı aç bir dilenci halet-i ruhiyesine bürünmüş olan aşk, "yaşa Fenerbahçe" diye zor anlaşılır bir tavır sergilemek maksadıyla bağıran meleklerdi. Tek tabakalı keratinsiz yassı epitel, sıklıkla karşımıza çıktığı üzere eksokrin tabiatlı salgı bezlerinin taşıyıcı kanallarının iç yüzeyini döşüyordu. Ben ise "gayet marjinal" postundaydım o gün rastgele. Bilimsel notlarımın üzerinde parladığı saman kağıdına dahiane aynı zamanda şiirsel eklemelerde bulunmak anksiyetesiyle kalem sallamaktan vazgeçmemi, kendime dolmuşta rastlamam izlemişti. Arka sırada oturuyorduk: Ben, Erostarte, "Digenis Akritas Morphou" futbol takımının kurucularından faşist bir Rum ve Can Yücel.
Güzel müzik, canlı performans ve saire aramakta bulunuşum, elbette ki müzik eleştirmeni olamadığım kompleksinden kaynaklanıyor olmayacaktı takriben onbeş dakika sonra. Bilirsiniz: "Haydi bakalım çocuklaaar... kim daha özgür?!." oyunu, biraz iç muhakeme, biraz değişiklik...
Netekim keşif uçağı gibi süzülürken şehrin göbeğindeki sokaklarda, ancak kendi bestesini mırıldanırdı insan, ben de öyle yapacaktım:
"Melodramdan bıktım! Tramvaya binmek veya amfide oturmak da istemiyorum artık. Kabuslarımda yaklaşık yirmibeş tane askeri jeep, etrafımda daire oluşturuyor, arkaları bana dönük, ben ortada; tam reaksiyona girip yanamamış mazot ve motor yağı dumanıyla ekzoslarından salınan, boğuyorlar beni hep.
Sevgilimin bana "aşkım" diye hitap etmesinden nefret ediyorum; çok kaba. Brad Pitt denilen adam ise bana özeniyor, ben onun için bir ilahım, bütün kızlar hasta bana; tray-la-lay-la-lay-lay..."
...
Düşümde pencere açık, aşağıda bir çocuk parkı var ve dolayısı ile hava da açık olduğu zaman, gürültüden çalışmak olası değil odada. Ne kadar da salak şu çocuklar...
Perdeler, halı, yatak örtüsü, çalışma masası, hepsi mavi; yalnızlık monoton. Gelsen ne olacak? Gelmesen ne? Hem ne işim var benim şehrin göbeğindeki sokaklarda?
...
Faşist Rum'a dönüp sordum: "Re koumpare, ne olacak bizim halimiz?"
"Vallahi re bello Turko" dedi, "ben hep Volkan okuyorum".
Erostarte'ye bu kez: "Neden yaktın Efes'i"
Dedi: "Üşüdü idim"
- Can?
- Hass...
Pardon, müsait bi yerde aabi...
...
Çarpık kentleşme, ellerim siyah deriden montumun ceplerinde, sokak ortasında, tek başıma gecenin bir yarısında, öyle ki:
"vadide sessiz çiçek
hüznün öpüştüğü yerde
bir tutkunun
yalnızlığa
tıp
tıp
damlaması"* idim sanki.
Ne kadar enteresan, değil mi?
(*): Neşe Yaşın'ın "Hüzün Damlası" adlı şiirinden.