Konuk Yazar, 1 Nisan 2003
Hayriye Kahveci
Amerikan Şahinleri ne İstiyor?
Son on iki gündür yaşamakta olduğumuz savaş süreci eminim benim gibi birçok insanın kafasında birtakım sorular oluşmasına ve bunlara cevap bulma sürecinde kafaların daha da karışmasına sebep oluyordur.
Beynimizi kemiren soruların ortak paydası şöyle açıklanabilir: “Nasıl olur da bütün dünya karşıyken, insanlar sokaklara dökülmüş protestolar yaparken, Amerika, İngiltere’yi de yanına alarak göz göre göre Irak’a saldırabiliyor”. Üstelik de bunu dünyayı terörden kurtarma ve Irak halkını özgürleştirme gibi kavramsal maskelerin arkasına gizlenerek yapabiliyor...
Öyle görünüyor ki içinde bulunduğumuz süreç, İkinci Dünya Savaşı sonrasında ortaya çıkmış olan ve Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla daha da karmaşık bir hal alan uluslararası dünya düzeninin, Amerikan yönetiminde bulunan şahinler tarafından Amerikan hegemonyasını kalıcılaştırmak için uzun zamandır yaptıkları planlar doğrultusunda harekete geçmesinin bir sonucu olarak gündeme gelmiştir.
11 Eylül 2001 tarihinde Amerika’nın gururu İkiz Kuleler’e yapılan saldırı, yıpranmış Amerikan gururu ve dünyaya dediğini yaptıran kudretli Amerikan imajının tekrardan kazanılması amacıyla çoktandır planlanan, özellikle de 70’lerdeki Vietnam trajedisinden sonra uluslararası düzende yıpranan Amerikan hegemonyasının sağlamlaştırılması için bir fırsat yaratmıştır.
Soğuk Savaş süresince Sovyetler Birliği’nin, iki kutuplu dünya düzeni çerçevesinde kendini “demir perdelerle” uluslararası kapitalist düzenden soyutlamış olması, Soğuk Savaşın ilk yirmi yılında Amerikan hegemonyasının derinleşmesi ve pekiştirilmesine olanak sağlamıştır. Ancak bu durum, Avrupa’nın İkinci dünya savaşı yaralarını sarması ve Japonya’nın ekonomik açıdan varlığını hissettirmesi, Amerikan hegemonyasını tam olarak ortadan kaldırmasa da büyük zarara uğramıştır.
Birçok insana göre Sovyetler Birliğinin dağılmasıyla, Amerika, dünyanın tek süper gücü olmuştur. Ancak görünen odur ki bu tek süper güç hegemonisini koruma ile ilgili ciddi iktisadi ve siyasi sorunlar yaşamaktadır.
Kurumsallaşma sürecinde büyük yol kat etmiş olan Avrupa Birliği, artık dünya düzeninde yeni bir kutup olmaya adaydır. Üstelik bu dünya liderliğine talip tek aday de değildir.
Gün geçtikçe sorularıma bulduğum cevap, Amerikan yönetiminde mevcut olan şahinlerin kendilerine uluslararası kapitalist dünya düzeninin “Polis”liğinden çok daha tehlikeli bir liderlik rolü biçmiş olmalarıdır.
Bu hedefe yaklaşmak için de ciddi ve tehlikeli adımlar atmaya başlamışlardır. İlk önce Usame bin Laden ve onun destekçisi Taliban’a duyulan öfke sonucu Afganistan’a yapılan askeri müdahaleler, Afgan halkına barış ve özgürlük getirme maskesi altına saklanış... Şimdi de aynı durum Irak’ta yaşanmakta...
Bir yıldan uzun bir süredir Afganistan’da bulunan Amerikalılar ne o ülkeye barış getirebilmişlerdir ne de terörist Usame bin Laden’i yakalayabilmişlerdir. Irak’ta da söz konusu olan barış vaatlerinin ne derece gerçekleştirilebileceği ciddi tartışmalara konudur. Tıpkı Afganistan’da olduğu gibi Irak’ta da birçok etnik grup mevcuttur, bu bağlamda Batılı anlamada bir demokrasinin (yani millet-devlet temelinde) bu ülkelerde yerleştirilmesi çok zordur.
Peki Amerikalılar bunu bilmiyorlar mı?
Belki de biliyorlar. Ama gerçek hedefin bu ülkelere barış, düzen ve demokrasi getirmek olmadığı çok açıktır. Bu ülkelerin üzerinde bulundukları coğrafyanın stratejik önemi, topraklarının sahip olduğu zengin doğal kaynaklar, Amerika’nın dikkatini oradaki düzen ve demokrasiden daha çok çekmektedir.
Bütün bunlara ek olarak dünyaya verilen mesaj da “Bu alemin kralı benim bana kafa tutan cezasını çeker”dir.
Irak savaşının muhtemel sonucu Amerika’nın Saddam yönetimini ortadan kaldırmasıdır. Peki bu sonuç dünya için ne anlama gelmektedir?
Eğer Amerikan halkının liderliğine desteği devam ederse, bu durum şahinlerin yeni bir seçim zaferiyle sonuçlanacak ve Amerikan hegemonyası baskın bir şekilde devam edecektir. Irak savaşını belki de İran’a yapılacak olan saldırılar takip edecektir..
Yok eğer Amerikan kamuoyu, Vietnam savaşında olduğu gibi yönetime karşı durur ve Amerikan şahinleri hezimete uğratılırsa o zaman bu, Amerikan hegemonyasının uluslararası sistemdeki sonu olacaktır.