Konuk Yazar, 29 Mayis 2001
Cengiz Erdem
Masallar ve Külleri - Cengiz Erdem
Şiddet ile vekalet yanyana olmaz. Budur geçirilmesi gereken evrim. İyi bir şeyler söylemek için asla geç değildir ve/fakat her ne hikmetse her zaman çok erkendir. Bu adaletsizliktir, kesinlikle isyana teşvik değildir.
Hukuk üzerine kestiğim bu ahkamların masal kahramanlarının gerçekle ne kadar ilgisi varsa o kadar ilgisi vardır kendini önce kendi içinde kaybedenlerle. Söylenen hiç bir sözün vücut bulmadığı noktada ahkam kesmek vaciptir.Kesilen ahkamların kanları ister bir defiledeymişçesine kırmızı benekli kılsın gelinlikleri, ister masum bir insan nahak yere mahkum edilsin. İlkesiz ve şerefsiz otorite meselesidir mesele. Arif Hasan Tahsin’in “çirkef yatağında gülistanlık olmaz” sözünü bu yüzden seviyorum işte. Kıbrıs’ta mutsuz bir insan ancak bu sözle ayakta durabilir.
Radikal bir örnek gibi görünebilir ama bu faydalı bir radikal örnektir. Federasyon ile Senthilaryon yan yana duruyor olsun, biz alemi ve ekonomiyi melün melün seyredalmış olalım, büyük adamlar bir anda küçülsün… Açıl susam açıl yerine açıl nane açıl diyelim, sırra kadem gemiler kalemin elden düşmesine sebebiyet vermesin. Bu eklemeler, bütün bu ayrıntılar aynı zamanda birer gereklilik de olsun aslında. Bütün meselenin bizi yutan dev bir canavara dönüşmesi ne kadar dehşet verici ise, o kadar ilginçtir meselenin kendi kendini de kemirmeye başlaması. Mesele “biz”den ibarettir.
Kendine yönelik yıkıcılık veya kendini kıyıcılık olarak görülmeye başlandı tek çıkış yolu. “Avrupa”yı intiharla suçluyorlar.Bana kalırsa, “Avrupa gazetesi intihar etti” demekle kendi kendilerini katlediyorlar aslında. Çöken ve son çırpınışlar niyetine sağa sola “sersemce” sataşan bir iktidar görüyorum bu adada…
Özeleştiri önemli bir mevzudur ve/fakat AIDS’e yakalananlar bu arada ölmektedir. Burada bizler de HIV virüsünü taşımasak da ölmekteyiz diyebiliriz. Bizim ilacımız “güç” değildir; bizim ilacımız “güçlü” olduğumuzu idrak etmektir. Bir hiç olmadığımızı görebilmektir. Ve bir hiç olmadığımızı görebilmemiz için de kendimizi görmemiz gerekir. Bu da ancak iktidara demokrasinin gelmesiyle mümkündür. Demokratik demek “suça yatkın olmayan” demektir. Suç, başkasının varoluş alanını istila etmektir; öznel alanında varolan bir kavramı asimile etmek suçtur. Buna "öteki"ni çarpıtma, yoketmeye çalışma veya gaspetme de denebilir.
Olanı olmayan, olmayanı olan gibi gösterme eğilimi taşıyan sevk ve idare sistemi siyasetin “gündem dışı” yanını gündeme getirmekte ve böylece yapay gündemlerle gündemi yeniden yaratmak çabası içinde kendi kendisiyle boğuşmaktadır. “Demokrasiyi arttırıcı adımlar atılmasını önlemek hevesinde olanlar suça teşvikten hüküm giymelidir” diyenler olabilir. “Demokrasiyi arttırıcı eylem ve söylem üretenler suça teşvikten hüküm giymelidir” diyenler de olabilir. Hatta bu ikisi oturup çeşitli konularda münakaşa da edebilir. Uzlaşmaya da varabilir. Ne yaptığını bilmeydebilir… Oysa adil ve demokratik bir gelecek ancak “Anayasa”ya eleştirel yaklaşıp, anayasa metnindeki “olmayan” maddeleri varetmekle ve olduğu halde hayata nüfuz edemeyen maddeleri yeniden yazmakla mümkündür. Bu yazma eyleminin hem güncel olaylardan hem de tarihsel süreçten hareketle hayata geçirilmesi şarttır, zira ayrıntılar gündelik politikada gizliyse, bütünlük ve tutarlılıklar da tarihte ve siyaset teorilerinde boy gösterir. Gündemin yeniden yaratılması ancak pratiğin teoriyi, teorinin pratiği, geçmişin şimdiyi ve şimdinin de geleceği beslemesiyle mümkün olabilir.Bu vesileyle yeri gelmişken taleplerimden birini söz vasıtasıyla göze getirmekte cemaatimizin, yüce ulusumuzun ve hatta devletimizin menfaati icabı fayda görüyorum: Anayasamızın en büyük eksiğinin “kişinin mutlu olma hakkı”nın gaspedilmesini önleyecek bir madde taşımaması olduğunu düşünüyorum. Bu vesileyle de anayasa metnine “kişinin mutlu olma hakkının önüne kimse geçemez” şeklinde bir madde eklenmesini talep ediyorum.
Bu madde anayasa metnine eklendikten sonra eğer mutlu olacaksanız bombalarız kendimizi bombalayabildiğimiz kadar, yakarız yakabildiğimiz kadar…
Kesilen ahkamların kanları yangını nasıl olsa söndürür, geriye küller kalır. Tarih kendi kendini nasıl olsa yazar; yazara da şu cümleyi söylemek kalır: Tarihte hiçbir yerde zulmün sonsuza dek sürdüğü görülmemiştir, bu adada da görülmeyecektir!