Konuk Yazar, 30 Mayis 2002
Aliye Ummanel
BİLMEK MUTSUZLUK MUDUR?
Bir ağaca toslayarak ölmeyi istemezdim tabii. Yani, benim de hayallerim vardı. Bir intihar kadar güçlü olmalıydı ölümüm ya da hiç ölmemeliydim. Bilmek mutsuzluk mudur, gibi sorularla uğraşıp durdum. Ve korkularla geçti ömrüm. Ayrıca yaşamım boyunca kurduğum en okkalı cümle de buydu ( : "Ve korkularla geçti ömrüm"; bunu açıklayarak sizi aptal yerine koyduğum için özür dilerim). Yapabilmekle yapamamak arasında dolanıp durdum. Bu yazıyı burada kesip bunun bir sanat eseri olduğunu iddia edebilirim. Ona bir performance art muamelesi çekebilirim, ne farkı olur ki zaten bir performance art’tan? Ama yapmayacağım. Sıradan, başı sonu belli bir yazı kılacağım onu. Ya da sonu başı belli…
İkiliklerle geçti ömrüm…
Seçimsizdim… Seçme hakkım yoktu aslında. Büyük seçimler hayal ettim. Seçmeyi ben de bilirdim yani… Ama küçük bir Hamletçiktim Postmodern dedikleri çağın kıskacında! Ayrıca, seçimlere de inanmazdım, seçim yapanlara da!
Çelişkilerle geçti ömrüm…
Annemi öldürmek istedim bir keresinde! Daha küçücüktüm ve bunu istediğimden haberim yoktu. Teşhis çok sonra, kitaplarla kondu!
Komplekslerle geçti ömrüm…
Çehovyendim hep. Batmış değerlerin asil temsilcisiydim!
Kaçmak isteğiyle geçti ömrüm…
Bir prensestim ayrıca. Küçük Prens’in hayallerinde dolanıp durdum. Ama Küçük Prens’ten çok fanustaki gül oldum. Kaprislerle geçti ömrüm.
Güzel kokarak geçti ömrüm!
İşin kötüsü Anna Karenina’yla Bridget Jones arasında gidip geldim. Asalet ve burjuvazi arasında geçti ömrüm. Bu yüzden Çehovyen olduğumu, söylemiş miydim? Adalı olmaktan bahsetmeyeceğim. Ama tosladığım ağacın şehrin girişindeki bir efkalitto ağacı olduğuna değinebilirim.
İletişimsizdim. Bir türlü iletişemedim. Dönüp durdu dünya burası benim yerim nidaları arasında. İnsanlar bir yerlere ait oldular ve o yerleri benimsediler. İletişemiyorsan, başkalarına fazlasıyla ait o yerlere de girebilmen çok zordur.
Ötekiydim geçerken ömrüm…
Hatta, geçti ömrüm ben öteki öldüm!
Şaşkınlıklarla başetmek kaçınılmazdır bir yerlere ait olmayanlar için. Sistem acımasızdır. Ve hayatı anlamayanların sistemi suçlamakltan başka yapabilecekleri yoktur. Siz sistemin içinde şaşkın şaşkın dolaşırken anlayamadığınız güçler yönlendirir yaşamınızı. Hayat bir tiyatro sahnesiydi. Absürd. Belirsizliklerle geçti ömrüm…
Kendimi en çok da Birthday Party’nin Stanley’si gibi hissettim. Ya da Gitgel Dolap’taki iki adamdan o daha salak olanıydım ama gururuma yediremiyordum. Gururum da vardı.
Dedim ya, çelişkilerle geçti ömrüm…
Ben aslında ne çok şeydim! Tüm bunlarla geçen bir ömrüm vardı. Yani tüm bunlardım. Hepsiydim! Ama böyle olmamalıydı ölümüm. Bir efkalitto ağacına toslamamalıydım. Bununla şunu anladım: Çok şeydim ama bir hiçtim aynı zamanda. Aslında hep bildiğim gibi. Bu en baştan belliydi.
İşte böyle, sonunu bildiğim yazılar yazdım. Bildiğim gibi yaptım.
Mutsuzluklarla geçti ömrüm…
Bilmek mutsuzluk mudur?
Kafa karışıklıklarıyla geçti ömrüm ve belki de yine karışık kafamla dolanırken tosladım o ağaca. Kafam karışık öldüm.