Konuk Yazarlar|Ana Sayfa


Konuk Yazar, 7 Mayis 2001
Cengiz Erdem

Tabut Günlükleri

Jinekologlar ölü doğan parçalanmış bebek cesetlerinin hülyalı gazellerle bezediği ana rahmi gezintilerini teknik virtüözlük belleyen bir otoritenin tahakkümü altına girmeyi reddeden ve büyüyünce işte tarih kitabı diye okutulan kahramanlık romanları hakkındaki test sorularında genellikle en sona yerleştirilen “Hiçbiri”* şıkkını işaretleyen icazetsiz çocukları neşeyle kucaklıyorlardı artık.

Yanlışın doğruyla yer değiştirmesine tahammül edemeyen yaşanmış ama yazılmamış birer yaşamöyküsü halini almaları, sonra daha da büyüyüp sırtalarında birer Tweety taşıyan Sylvester’lara dönüşmeleri ve çöl ortasındaki bir kaktüsün yalnızlığına özenircesine tek kişilik saklambaçlar oynamaları onları dünyaya inat bir yalnızlığı paylaşan küçük ama aslında her kişilik bir dünya olduğu için büyük bir toplumun kaderini yazmaya itti; parça parça doğanların gerçek tarihiydi bu, köpekliğin mahrem tarihiydi… Yoktu karşısında durabilecek anlatı bu anlatının. Gelsinlerdi, yakmak yerine yazsınlardı icazetsiz yaşamöykülerinin alternatifini yazabiliyorlarsaydı.

Tüm gördüklerinin ve tüm dokunduklarının altına dönüşmesini beklerken, yiyeceğimiz ekmeğin altın olduğu halde yenilemeyeceğini düşünmeyi unutunca başladılar doğramaya yeni nesillerin bileklerini. Kıbrıs’ın şah damarından demokrasinin kanı akarken Akdeniz’e, güneşin altındaki her şeyin bizim olduğunu unuttuk. Bunu unutunca teselliyi “zaten güneşin önünde ay var, bulutlar var, ceset dağları var, altımda bir kan gölü var, kanser miyim yoksa?” diye sormakta bulduk. Bu sorunun cevabı, olmayan bir cevaptı. Sunulmuş seçeneklere inat hep “hiçbiri” ya da “hepsi” dedik en doğru yanıta, otoritenin bizi sınıfta bırakacağını bile bile bilemeye devam ettik jiletini cesaretin esaretinin… Böylece vatana ihaneti tersine çevirdik ki gaz yanmasın… Film çevirir gibi aleyhe söylenen her sözü leyhe çevirdik ki bu uzun metrajlı trajik film bitsin de dirilelim.

Oyuncular birer birer intihara teşebbüs ederken siyasi sahnede, koca bir güneş taşıyordu tarihin çöplüğü veya teknofobinin leşleri arasında sıkışıp kalan ruh halleri ve eşikteliğin yan etkileri, bir kırmızı bir mavi balon ellerinde…

Önemsiz gibi görünen şeylerin aslında hayatımızın en önemli şeyleri olduğunu ben şahsen bir gün yolda içi balık dolu bir sepet taşıyan bir kedi görünce anladım. Dünya dönüyordu, dünya bir darağacıydı, ittim coğrafyayı altımdan. Köpekliğin mahrem tarihine, benim tarihime, benim hikayeme, Kıbrıs tarihine, Kıbrısın icazetsiz yaşamöykülerine, yazılmamış yazılarına, yazılmış yazılarındaki “olmayan”lara, bütün “öteki”lere ve kendilerini kendi içinde kaybedenlere inat benim bütün gördüklerim tabutumda gördüğüm birer düş olsundu, aşk olsundu hayat, diriliş yakın olsundu...

*Faize Özdemirciler’in “Her Aşk Doğduğu Yere Benzer” adlı kitabındaki bir dizeden ve Ahmet Kaptan’ın bana sorduğu bir sorudan esinlenilmiştir…

Cengiz Erdem.


konuk yazarlar|Ana Sayfa