Konuk Yazar, 17 Haziran 2004

OSMAN ERCÜMENT

 

MEDYA VE İDEOLOJİ

Medya, Amerikan davranışsalcı yaklaşımına göre demokratik değerleri tüm topluma yayıp ideal bir demokrasiye ulaşmanın, aracıdır. Genel olarak medyanın kişiler üzerinde etkilerini incelemeyi amaçlayan bu yaklaşım, kişileri toplumsal, siyasal ve ideolojik düzeni göz önüne almadan, yalıtık bireyler olarak kabul eder ve inceler. Amerikan davranışsal yaklaşımına göre medya insanlar üzerinde sanıldığı kadar etki gerçekleştiremez. İzleyiciler medyada sunulana karşı seçicidir. İnsanlar medyanın sunduklarını istedikleri şekilde algılarlar. Amerikan davranışsal yaklaşımına göre medyanın tarafsızlığı kurumsal bir olgudur. Bu yaklaşıma göre medyanın tarafsızlığı hükümet organlarından ve şirketlerin ticari baskısından bağımsız olmayı gerektirir.

Eleştirel yaklaşıma göre ise medya bir tahakküm aracıdır. Medya kendisini tarafsız olarak sunar ve belli öncüllerden hareket eder. Gramsci’nin çökelti olarak adlandırdığı, geçmişten bırakılan izler bizim toplumsal ortak duyumuzu oluşturur. Bu ortak duyu sorgulanamazdır, her zaman hazırdır ve yorum gerektirmez. Ortak duyu doğallaştırılmıştır ve kendini tek ve alternatifsiz gerçek olarak sunar. Örneğin medya liberal ekonominin işleyiş kurallarını ekonominin doğal kuralları olarak sunar ve bu sunuş çoğu zaman bilinç dışıdır.

Medya her zaman tarafsız olma kaygısındadır. Bu nedenle her zaman 2 zıt görüşe yer verilir ve program sunucusu olgun ve tarafsız görünüm içerisindedir. Zıt görüşleri ise izleyene ıslah edilmesi gereken aşırılıklar olarak sunulur. Ama medya Televizyonda da gazetede de belli öncüller dokunulamazlar ve sınırlar içerisinde hareket eder. İşte bu öncüller ve dokunulamazlar bizim ortak duyumuzdur. Örneğin Rumlar ya da Rum tarafı bizim için bütünlüklü bir kavram olarak tartışma gerektirmeyen belli öncüller içerir. Tartışma bu doğal gözüken öncüller ve sınırlar içerisinde gerçekleşir ve bu bize bilinçdışı bir tahakkümdür. Ortak duyuya uymayan görüşler ise Stuart Hall’un da belirttiği gibi ‘sapkınlar’ olarak değerlendirilir ve medyadan dışlanır.

Dolayısıyla medya Althusser’in ‘ideolojik devlet aygıtları’ dediği aygıtlardan biridir. Medya da tarafsızlığını devlet dolayımı ile yerine getirir. Poulantzas’ın ‘kaydırma-parçalama-bütünleştirme’ dediği ideolojik işlevler medya için de geçerlidir. Özet olarak söylersem medya toplumun bireysel kanaatler şeklinde parçalanmasını ve sonra da bu bireysel kanaatlerden soyut bir ‘oydaşma’ oluşturmayı kendine amaç edinir. Althusser’den yola çıkarsak medyayı bir ideolojik mücadele alanı olarak nitelendirebiliriz. Althusser’e göre ideoloji son kertede ekonomik belirlenime bağlı olsa da, kendi başına bir ‘görece özerklik’ taşır ve etkiler meydana getirir. Medya da ideolojik bir araç olarak ideolojik etkiler meydana getirir. Kendi ülkemizden bir örnek verebiliriz. Öğretmenlerin gerçekleştirdiği grevler medya tarafından değişik şekillerde sunulabilir. Örneğin ‘öğretmenlerin grevi yine eğitimi aksattı’ şeklindeki bir sunumun toplumsal kanaatlerin oluşumunda belirleyici etkisi olacaktır ve buna karşı olanlar bile medya tarafından bu tartışma içerisine çekilecektir. Medya öğretmenlerin grevi eğitimi aksattı mı aksatmadı mı söylemi içerisinde tartışma yaratacaktır. Böylece öğretmenler ve onların grevini destekleyenler etkisizleştirilecektir. Bu da etkileri gerçek olan ideolojik bir etki olacaktır. Oysa aynı haber farklı bir şekilde sunulabilirdi. ‘Öğretmenler kendi haklı kazanımlarını korumaya ve ülkelerinin geleceğine yönelik duyarlılıklarına bağlı olarak grev gerçekleştiriyorlar. Son olarak Foncault’u da hatırlamak gerekir. Foncault’a göre söylem kendi başına iktidardır ve bundan dolayı ekonomik bir belirlenime gerek bile duymaz. Medya da söylemleri ile bizim üzerimizde iktidar uygular. Sonuç olarak medyanın demokratik bir toplumsal düzen oluşturabileceğine inanmıyorum. Medya başta da söylediğim gibi bir tahakküm aracıdır ve Gramsci’nin ‘kapitalist hegemonya’ olarak adlandırdığı hegemonya için önemli bir rol oynar.

* Bu makale için Mehmet Küçük’ün ‘Medya-İktidar-İdeoloji’ kitabından ve özellikle Stuart Hall’un makalelerinden yararlandım.

copyleft (c) 2001-03 hamamboculeri.org